Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globally recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Daha İyi Bir Dünya İçin Sorumluluk Üstlen!

Küresel ölçekte sürdürülebilirlik çalışmaları açısından en önemli yapılardan biri olan Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UN Global Compact), geçtiğimiz haftalarda Bursa Sanayicileri ve İşadamları Derneği (BUSİAD) tarafından düzenlenen etkinlikle kurum ve kuruluşlara tanıtıldı. Bursa’dan sözleşmeyi imzalamış şirketlerin görüş ve bilgilerinin paylaşıldığı panel öncesi Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yılmaz Argüden ile bir araya gelerek, Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin tarihi süreci, kazanımları ve yürütülen çalışmaları hakkında bilgi aldık. Dr. Argüden Global Compact’ın, kurumların daha iyi bir dünya için sorumluluk üstlenme beyanı olduğuna dikkat çekti.

Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin tarihi süreciyle ilgili kısa bir bilgi alabilir miyiz?

UN Global Compact, 1999 yılında dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Davos’ta yaptığı bir konuşmaya dayanıyor. Annan bu konuşmada; dünyanın daha yaşanabilir bir yer haline gelmesi arzu ediliyorsa, bu sorumluluğun sadece devletlere bırakılamayacağını, bireylerin, şirketlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve akademik dünyanın birlikte üstlenmesi gerektiğini vurguluyordu. Global Compact, başta kurumların olmak üzere daha iyi bir dünya için sorumluluk üstlenme beyanıdır.

Nasıl üye olunuyor?

Çok kolay. Üyelik, kurumun en tepesindeki yöneticinin her yıl Birleşmiş Milletler’in ortaya koyduğu 4 ana konuda 10 temel ilkede ne yaptığını BM Genel Sekreteri’ne kamuya açıklanabilir bir rapor olarak sunma taahhüdünü içeriyor. Tüm kurum ve kuruluşlar kendi hedefini kendi koyuyor ve en tepe yöneticisi de bu hedefleri imzalıyor. 100’ü aşkın ülkede 12 bin üyesi olan Global Compact, küresel ilkelerle hareket ediyor ve teknik standartlar koymuyor.

TÜRKİYE’DE 300’Ü AŞKIN İMZACI VAR

Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin ülkemizde kaç aktif imzacısı var?

Türkiye’de 300’ü aşkın imzacımız var. Dünyada 12, Avrupa’da ise ilk 6 ağ içerisinde yer alıyoruz. Aynı zamanda yaratıcı ve inovatif uygulamalarımızla da ulusal ağlar açısından ödül kazandık.

Global firmalar ve KOBİ’ler arasında her anlamda farklılar söz konusu. Sözleşme kurumlara nasıl bir yol haritası sunuyor?

Global Compact’ın çok basit ama çok etkili bir mekanizması var. Herhangi bir kuruma karbon salınımını şu kadar azaltacaksın gibi bir hedef vermiyor. Diyor ki; insan hakları, çalışma hakları, çevre ve yolsuzluğun önlenmesi konusunda ne yaptığını senede bir sefer kamuoyuna açıklayacak şekilde yazacaksın. Kamuoyuna açıkladığı için doğru olması adına en üst düzey yönetici tarafından imzalanmasını istiyor. Çalışmalar en tepedeki adama rapor edildiği için bütün kurumun içerisinde faaliyetler daha etkin yürütülüyor ve her sene daha iyisini yapmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla bir adım daha ileriye götüren bir yaklaşım doğuyor. Kamuoyuna açık olduğu için de rakipler arasında tatlı bir yarışa dönüşüyor. Bu şekilde Hindistan’daki bir KOBİ de küresel bir şirket de bu temel alanlarını sürekli iyileştirir hale geliyor.

Elenen şirketler de oluyor mu?

BM işini iyi yaptı yapmadı değerlendirmesi yapmıyor. Elenen şirketin tek önemli kriteri raporu yayınlayıp yayınlamadığı. Yayınladığın müddetçe varsın.

Küresel İlkeler Sözleşmesi firmalara neler kazandırıyor?

Kurumlara uluslararası saygınlık kazandırıyor. Muhteşem bir risk yönetim aracı sunuyor. Söz konusu ilkelerle ilgili yapılan ölçüm ve raporlamalar, kurumlar açısından risk yönetimi de sağlıyor. Eğer sistemde bir zafiyet varsa böylece tespit edilmiş ve o konularla ilgili strateji geliştirilmiş oluyor. Markaların satın alınımı yönünde pazar açarken, finansmana ulaşımını kolaylaştırıyor. Bunun sonu olmayan bir yolculuk ve yarış olduğunun, sürekli öğrenmemiz gerektiğinin bilincinde olmamız lazım. Öncelikle hedef belirleyip ölçmek, sonra da o ölçüm peşinde koşmak gerekiyor. Global Compact bunun için muhteşem bir platform sunuyor. Herkesin raporlarının kamuya açık olmasının yarattığı yarış, rekabet yarışı değil toplumsal olarak daha iyi bir yaşam kalitesine kavuşmanın yarışıdır. Dolayısıyla Global Compact’a üye olmak öğrenmeyi hızlandırıyor, kıyaslamayı kuvvetlendiriyor ve dünya bazında da itibarınızı da yükseltmeye yardımcı oluyor.

STRATEJİLERİMİZ DÜNYAYA ÖRNEK OLDU

Türkiye’de yürütülen başarılı çalışmalara örnek verebilir misiniz?

Sektörel Yayılım Stratejisi’ni biz Türkiye’de geliştirdik ve şimdi bütün dünyaya da örnek oldu. Hatta Global Compact Merkezi de bu yaklaşımı benimsemeye başladı. Buradaki yaklaşımımız sektöre özgü çağrılar yapmak ve derneklerin kaynaklarından faydalanarak şirketleri eğitmesine yardımcı olmak. Sektör bazında yaygınlaştırmada ortak çözüm üretmek mümkün olabiliyor. Örneğin bir ilaç sektöründe bütün dünyada 84 imzacı varken biz böyle bir yayılımla sadece Türkiye’den 34 imzacı kazandırdık.

KOBİ’ler için ayrı çalışmanız var mı?

2014 yılında “Çarpan etkili iş birlikleri” ya da “Kazan-kazan ilişkileri” diye tabir ettiğimiz çalışmaları yürüttük. Özellikle KOBİ’leri hedefledik. Türkiye’de KOBİ’lerin paraya ve pazara ihtiyaçları var. Bankaların kredi şartnamelerine Global Compact’in ilgili ilkelerini koymalarını istedik. Böylece süreç daha kolay işleyecekti. Gelinen noktada Türkiye’deki bankalar bu sistemi uygulamaya başladı. Kredi kullanmayanlara da pazar bulma yönünde çalışmalar gerçekleştiriyoruz.

KADIN İSTİHDAMI ÖNCELİĞİMİZ

BM’nin gelecek 15 yıl için sürdürülebilir kalkınma hedefleri eylül ayında açıklanacak. Türkiye ile ilgili hazırladığınız raporda neler yer alıyor?

Dünya için bundan sonraki 15 yılın kalkınma hedefleri BM tarafından karara bağlanacak. Bu hedef sürecinin geçmişten 2 tane önemli farklılığı var. Bunlardan birisi her hedef için göstergeler belirlendi. 169 tane gösterge oldu. Hem ülkeler hem de bölgeler bazında ölçülebilir hale gelecek. İkincisi hedefler belirginleşirken çok daha sıkı bir istişare süreci hayata geçirildi. Türkiye’de öncelikli ülkelerden birisiydi. STK’lardan akademik dünyaya, KOBİ’lerden bakanlıklara kadar görüşler alarak Türkiye’nin önceliklerini belirledik; Kadınların istihdama daha fazla katılarak hem sosyal hayatın hem de karar mekanizmalarının içerisinde yer almalarının sağlanması da önceliklerden birisi. Toplumun yarısının çalışmadığı bir ülkede refah düzeyini arttırmak zordur. Raporda yer alan diğer konular ise; Genç işsizliğin özellikle nitelikli eğitimle azaltılması ve istihdamın artırması. Sürdürülebilirlik kavramlarının KOBİ’lerde yaygınlaştırılması. Sektörler arası işbirliklerin gelişmesi yönünde.

Küresel İlkler Sözleşmesi’nde yer alan 10 temel ilkeden çevre ve insan hakları ilkeleriyle ilgili ne durumdayız?

Geçtiğimiz dönem yaşadığımız ciddi iş kazaları ve çevre ile ilgili sorunlar gelişime açık yönlerimizin olduğunun göstergeleri arasında. Bu konuda ciddi ilerleme de içerisindeyiz. Ancak şunu da unutmamak lazım dünyada bu konulara önem vermeyen projelerin finansmanı her geçen gün gittikçe zorlaşıyor. Dolayısıyla zaman içerisinde zaten bu konudaki bilinç düzeyimizi arttırmazsak çevreye zarar veren projeleri gerçekleştirme imkânımız da kalmayacak.

Bursa firmaları sürdürülebilirlik anlamında nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bundan 20 sene önce Ulusal Kalite Hareketi’ni başlattığımızda, Türkiye’de kalite mi olur deniliyordu. Bugün Türkiye’de otomotiv yan sanayinin dünyada çok iyi bir konuma geldiğini söyleyebiliriz. Avrupa Kalite Vakfı’nın ödüllerini en çok kazanan ülkelerden biri Türkiye ve Bursalı şirketlerde de bu konuda ciddi gelişmeler var. Avrupa’da sanayileşme azalıyor. Kaçtıkları yerlerden birisi de Türkiye sanayisinin gözbebeklerinden Bursa olacak. Biz gerek kalite, gerekse sürdürülebilirlik ve iyi yönetişim kavramlarını Bursa’daki kurumlarımıza ne kadar hızlı kazandırabilirsek; o kadar sorumlu, küresel vatandaşların da Bursa’dan çıkma ihtimali yükselecektir. Bursa’da Nilüfer Belediyesi, Yeşim Tekstil, Tofaş gibi firmalar imza atan örnek kurumlar arasında yer alıyor.

Hürriyet Bursa / 22 Nisan 2015
Röportaj: Sibel Bağcı Uzun