Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globally recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

İlle de Kalite

Ne istediğini bilenlerin yaşam boyu peşinde koştukları bir hedefi vardır. Bu kimine göre para, kimine göre akademik kariyer, kimine göre eğlence, kimine göre de şöhret… Biz hep eğitim, daha çok eğitim peşinde koştuk. Sadece kendimiz için değil, Türkiye için daha çok, daha üretken, daha yaratıcı eğitim istedik…

Yaşamdan ne istediğini çok iyi bilenlerden biride Türkiye Kalite Derneği KalDer’in Başkanı Yılmaz Argüden. Bizler nasıl ki eğitimin misyonerliğini yapıyorsak, o da kalitenin…

Kaliteyle özdeşleşmiş durumda. Asıl işide o. KalDer’de, Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nda. Tesev’de, Türk Amerikan İş Konseyi’nde ve diğer gönüllü kuruluşlardaki etkinliklerinde de hep kaliteyi temsil ediyor. Daha çok kalite diye diretiyor. Üniversitede derslere giriyor. Gazete ve dergilerde yazılar yazıyor. Türkiye’nin dört bir yanını dolaşarak konferanslar veriyor. Hayrettin Karaca TEMA’da ne yapıyorsa, O KalDer’de onu yapıyor…

Sonunda Milli Eğitim Bakanlığı’nı da KalDer’in ilgi alanına aldı. Müsteşar Bener Cordan yönetimin bir parçası haline geldi. Her ikisinin de gayretleriyle eğitimde de henüz çok cılız da olsa kalite arayışı başladı.

Türkiye ile Batı arasında ki en büyük fark yaşam standardındaki kalite. Ama bu kaliteyi tutturmak için önce eğitimde, düşüncede, bakış açısında, üretimde, eleştiride, paylaşımda kalitenin olması gerekiyor.

Her ne kadar şimdilik daha emekleme dönemin de olsak da Argüden ve arkadaşlarının gayretleriyle kalite konusunda epeyce bir mesafe kat edeceğimiz kesin…

Argüden, genç yaşına rağmen çok yönlü bir girişimci. Daha önce de Boğaziçi Üniversitesi Mezunları Derneği BÜMED’in başkanıydı. O dönemde üniversiteyi idari açıdan da çok yakından tanıma olanağı buldu. Devletten gelen kaynaklarla bu işin yürümediğini, hele hele vakıf üniversitelerinin çoğalmasından sonra ayakta kalmalarının çok daha güç olduğunu gördü. Boğaziçi ve benzeri üniversitelerin, devlet desteğinin yanı sıra güçlü ekonomik akarlara sahip olması gerektiği sonucuna vardı.

Bu konuda dünyada ki uygulamalar çerçevesinde proje geliştirdi. Üniversiteye sundu. Ama belli ki ya bir rafta ya da bir çekmecede tozlanmaya bırakılmış ki hiç gündeme gelmedi.

Projeyi dün uzun uzun bir kez de bize anlattı. Aklın yolu bir olduğu için, daha önce benzer görüşleri bizler de savunduğumuz için pek çok konuda ortak noktada buluştuk…

Özetle: Hocaların özel üniversitelere kaçmaması ve eğitim kalitesinin düşmemesi için üniversiteye yeni kaynak akışının sağlanmasını istiyor. Hocaların maaşını ortalama 5 bin dolara çıkartırken, eğitim standardının yükselmesi için bugünkünün üç, dört katı bütçe olanağı sağlıyor. Peki değirmenin suyu nereden gelecek sorusunun cevabı ise ilk bakışta çok tartışma yaratacak gibi ama iyice incelendiğinde değil karşı çıkmak, desteklenmesi gerektiğine karar vermek işten bile değil. Argüden dört farklı uygulama istiyor. Bir, mütevelli heyeti kurulsun. İki, öğrencilerden alınan harç miktarı, verebilenlerden alınmak koşuluyla kolejler seviyesine çıkartılsın. Veremeyenlere her türlü burs olanağı sağlansın. Üç, akademik denetim getirilsin. Dört, çok daha fazla bağış toplansın.

Projenin aslında çok daha fazla detayları var. Ama kendiside kabul ediyor ki bu işte başarılı olamamış. İçinde ukde olarak kalmış…

Özetin Özeti: Çok iyi projeler bile iyi anlatılmadığı takdirde destek bulamıyor. Tıpkı paralı değil, parasız eğitimin en büyük fırsat eşitsizliği yarattığı gibi… Devlet üniversitelerinin vakıf üniversiteleri karşısında mum gibi eridiklerini görüyoruz, bir şey yapılması gerektiğini söylüyoruz ama, ortaya konun projeleri hiç tartışmadan elimizin tersiyle itiyoruz. İşte en büyük yanlışımız bu…

Abbas Güçlü, Milliyet
18. 04. 2000