Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

AB Üyeliği ve İçerik Açığı

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik görüşmelerine başlaması yine ileriki bir tarihe kaldı. AB vatandaşlarının çoğunun Türkiye’nin üyeliği konusunda endişeleri var. Bu durum, ne kadar vizyoner olursa olsun, AB ülkelerinin liderlerini de etkiliyor.

İçinde yer almak istedğimiz takımın diğer oyuncularının bu konudaki bakış açılarını değiştirmeksizin elde edilecek AB üyeliği de ileride başka sorunlara yol açabilir. İnsanların bakış açılarını değiştirmek için onların zihinlerine hitap etmek gerekiyor. Zihinleri değiştirmek ise ancak ilgi çekici içerik gelişrmekle sağlanabilir.

Gençlerimizi iyi eğitmek ve ülkemizin uluslararası arenadaki saygınlığını artırmak için ele alınması gereken en öncelikli konu içerik geliştirmektir.

Örneğin, birçok ülkede Türkiye’nin önüne çıkarılan “ermeni dosyası” konusunda hukuken ve/veya tarihi belgelere göre haklı olmak hiç de önemli değil. Çünkü dünya kamuoyu bu konuda yazılan kitaplarla ve çevrilen filmlerle oluşturuluyor. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin önemli bir zaafiyeti var: Ermeni tezini savunan 20.000’i aşkın kitap yazılmışken, Türkiye’nin tezini savunan kitap sayısı bu sayının binde biri civarında!!

Mısır’da yaşanan turistlere yönelik terörizm sonrasında yazılan ve yazdırılan kitaplar ve çevrilen tarihi filmlerle dünya kamuoyunun zihinlerindeki Mısır, tekrardan bir kültür turizmi ülkesi haline geldi. Diğer yandan, Ortadoğu’daki olaylar Türkiye’nin batı bölgelerindeki turizmi dahi etkilemeye devam ediyor.

Dünya’da en çok kişinin gezdiği Disney World’de birçok ülkenin pavyonu varken, Türkiye bu fırsattan yararlanmıyor.

Avrupa halkı sadece okul kitaplarında değil, hikaye kitaplarında bile türkleri “öteki” olarak görüyor.

Özetle, hangi düşünce daha çok okunan kitap, daha çok izlenen film ve tiyatro üretirse o düşünce yaygınlaşıyor.

Ülkemizde her yıl yaklaşık 15 milyon ilköğretim öğrencisi zamanlarının önemli kısmını eğitim için kullanıyorlar. Ülke kaynaklarının böylesine önemli bir kısmının kullanımındaki etkinliğimizi sorgulamalıyız. Zaman zaman bu konuda yapılan sorgulamalar genellikle okul sayısı, öğretmen sayısı, GSMH’dan ayrılan pay gibi nicelikler üzerine odaklanıyor. Ölçülmesi daha güç olduğundan niteliğe ilişkin konular pek gündeme gelmiyor.

Ancak, 21. yüzyılda dünya ile rekabet edebilecek nesiller yetiştirmek istiyorsak, sadece “ne kadar?” sorularına değil, aynı zamanda “ne?” ve “nasıl?” sorularına da cevaplar aramalıyız.

Son yıllarda hayatımıza cep telefonları, otomobil satışları, televizyon programları ve internet ile gelen değişimlerin ne kadarını eğitim sürecine ve materyaline yansıtabildik? Okul kitaplarının içeriği ne kadar değişti? Bu değişimleri gerçekleştirme süreçleri ve karar mercileri teknolojik gelişmeleri takip etme esnekliğine sahip mi? Yoksa, 15 milyon gencimizi temel olarak 20 yıl öncenin teknolojisi ile mi eğitmeye çalışıyoruz? İlköğretim süresini 8 yıla çıkarmak yeterli mi? Yoksa, 8 yılın sonunda hangi beceri ve yeteneklere sahip mezunlar yetiştirmemiz gerektiğini yeniden düşünmemiz ve eğitim sistemimizi buna göre yapılandırmamız mı gerekiyor?

Eğitimde yeni teknolojileri kullanmaksızın ve eğitimin içeriğini güncelleştirme sürecimizi yeniden yapılandırmaksızın dünya ile rekabet edebilecek nesiller yetiştiremeyiz.

Çağdaş eğitim sistemi için öncelikle her sınıf için kapsanacak konular her yıl elden geçirilmeli; her bir konunun içeriği o konunun uzmanlarını, çocuk psikologlarını, grafikerleri ve teknoloji uzmanlarını barındıran takımlar tarafından hazırlanmalıdır. Bu içerik hem okul kitaplarına, hem de internette etkileşimli ortama yansıtılmalıdır.

Birçok okulumuzdaki laboratuvar eksikliği göz önüne alındığında sanal deneylerin hazırlanması ve internet aracılığı ile bilgisayara ulaşabilen tüm öğrencilere sunulması eğitim açısından faydalı olacaktır. Yine öğrencilerin kapsamdaki konularla ilgili sorularını internet üzerinden cevaplandıracak bir sistem kurulması öğrenme etkinliğini artıracaktır.

Öğrencilerin kendilerini test edebilecekleri, ve geliştirmeye ihtiyaç duydukları alanları görebilecekleri ve bu alanlarla ilgili bilgilere ulaşabilecekleri bir ortamın internette oluşturulması özel derslerin her isteyene açık olması anlamına gelecektir.

Güncel olayların tarihçesini ve önemini anlatan kısa bilgilerin derlenmesi ve yine internet üzerinden sunulması öğrencilerimizin ilgi düzeyini yükseltecek bir yaklaşımdır. Öğrencilerin dünya üzerindeki diğer bilgi kaynaklarına rahatlıkla ulaşmalarını sağlamak üzere bir arama ve tercüme motorunun sağlanması da önemlidir. Eğitsel oyunların internet üzerinden sunulması da ilgiyi artıracaktır.

Özetle, Hem AB üyeliği için, hem dünyadaki itibarımızı iyileştirmek için, hem de gençlerimizin eğitimini geçmişe değil geleceğe odaklı bir hale getirebilmek için ilgi çekecek makaleler, kitaplar ve film senaryoları yazmaya önem vermeliyiz.