Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

AB ve Dünya Liderliği

Bu sene 13-15 Ekim’de KalDer tarafından düzenlenecek Kalite Kongresi’nin ana teması “AB ve Dünya Liderliği” olarak belirlendi. KalDer, Avrupa Birliği’nin geleceğini Avrupa’nın en büyük kenti, İstanbul’da tartışmaya açarak AB’ye düşünsel boyutta katkıda bulunmayı hedefliyor.

Peki AB, dünyaya liderlik yapma misyonunu üstlenebilir mi mi? AB’nin böylesi bir gücü ve imkanı var mı? AB vatandaşları böyle bir hedefi benimsiyorlar mı? İşte bu soruların cevabı, AB’nin bu konudaki önde gelen düşünürlerinin de katılımıyla Kalite Kongresi’nde tartışılacak.

AB kendi içinde refah düzeyini ve güç dengelerini korumaya yönelirse, öncelikle geleceğin dünyasındaki önemini ve karşılaştırmalı refah düzeyini kaybedeceğini iyi anlamalı. Dünyanın en başarılı kalecisine sahip futbol takımı bile golcüleri olmaksızın, galip gelemez. Korumaya dönük bir yaklaşım, aslında gerilemenin başlangıcını temsil eder.

Nitekim, yaşlanan nüfusuna sosyal devlet geleneği içinde yaşam seviyesini korumayı üstlenen bir Avrupa için tehlike çanları çalıyor demektir. Bu konuda geliştirilen senaryolar, AB’nin çalışma saatlerindeki kısıtlamalar, işe alma ve işten çıkarma konusundaki katı politikalar ve çok yüksek sosyal güvence vermenin maliyetleri nedeniyle dünya ekonomisindeki payının düşeceğini gösteriyor.

AB’nin kültürel çeşitliliğe önem veren politikalarına rağmen, gerek AB ülkeleri arasında nüfus hareketlerinin çok kısıtlı olması toplumsal korumacılık güdülerinin bir göstergesi olarak algılanabilir. Benzer şekilde Almanya’nın bilgi teknolojileri konusunda nitelikli yabancıları cezbetme politikasının da yeterince başarılı olmamasının ardında kültürel korumacılık anlayışı yatıyor olabilir mi? AB’nin yaratıcılık alanındaki açığını kapatmasının yollarından birisi de farklı kültürlerden, farklı deneyimlerden gelen kişilerin bir arada yaşamasını sağlamaktan geçiyor. Bir arada yaşamayı, bir birine tahammül eden ve yan yana fakat ayrı yaşamak olarak algılamamalıyız. Birlikte yaşamak, birlikte çalışmak, birlikte eğlenmek, bir birinden öğrenerek değişmeye eğilimli olmak, farklılıkların zenginliğinden ve yaratıcı dürtüsünden keyif almak demektir.

AB’nin yeni teknolojilerin risklerinden kendilerini koruma güdüleri, acaba AB’nin teknolojik ve ekonomik gelişimini etkiler mi? Örneğin, genetik olarak değiştirilen yiyecekleri reddetmek, veya gen bilimini gelecek nesilleri şekillendirmek için kullanmaktan çekinmek anlaşılır bir yaklaşım olmakla birlikte, acaba bu konuda daha liberal olan uzak doğu toplumlarına göre Avrupa’nın geride kalması sonucunu getirir mi?

AB’nin karar mekanizmalarının yavaşlığı ve sonuç odaklı olmak yerine girdi odaklı olması AB’nin değişen dünya şartlarına uyum kapasitesini nasıl etkileyecek? Ekonomi oyuncularını nasıl etkileyecek? Dünya yatırım kaynakları AB’ye eskisi kadar akacak mı? Hızlı hareket etme kabiliyetinden yoksun olmak, birçok konuda küçük oyuncuların (devletlerin) veto hakkı olması değişim yeteneği yerine mevcudun korunduğu bir yaklaşım mı hakim kılacak? Bunlar AB’nin geleceği için cevaplanması gereken sorulardan bazıları.

Oysa, mevcudu korumaya değil de, geleceği şekillendirmeye odaklanan bir AB, hem politikalarında, hem de uygulamalarında önemli reformları gerçekleştirebilir. Üstelik dünyaya örnek ve lider olmaya odaklanan bir AB için Türkiye’nin de önemli bir değeri olacaktır.

Örneğin, Kongre temalarından birisi bir “Barış projesi olarak AB” olarak belirlendi. AB’nin kültürler arası farklılıkları, çeşitli toplum kesimleri arasındaki çıkar farklılıklarını güç kullanarak değil de, herkese aynı şekilde uygulanacak küresel değerlerle yönetmesi dünyaya örnek olabilir mi? sorusuna cevap aranacak. Bu kapsamda dünyanın en uzun süreli devletlerinden biri olan Osmanlı’ların belli ortak kuralların dışında farklı toplumlara kendi kendilerini yönetme hakkı vermiş olmasının önemi ve bu kavramın bugüne uyarlanması gibi konuların gündeme gelmesi bekleniyor.

Temalardan bir başkası da “Sosyal Proje olarak AB” olarak belirlendi. Dünyanın en önemli sorunlarından birisi olan gelir dağılımındaki bozulmaları serbest piyasa ekonomisi prensipleri çerçevesinde gidermeye çalışan ve “Balık vermek yerine, balık tutulması için yatırım yapılması” anlayışını hayata geçiren AB ile fitre ve zekat kavramlarıyla toplumsal dengenin korunmasını hedefleyen müslümanlık birlikte dünya için örnek çözümler üretebilir mi? gibi sorular gündeme gelecek.

Bilim ve teknolojide yenilikçilikte liderlik olmadan dünya liderliği olabilir mi? sorusuyla birlikte yaratıcılığın dinamosu olan farklılıkların bir arada yönetilmesi kavramının da gündeme gelmesi bekleniyor. Dolayısıyla, Mevlana, Yunus Emre gibi düşünürlerin savunduğu hoşgörü kavramları acaba bugün AB’nin teknolojik gelişmesine ve barış projesine nasıl katkıda bulunabilir? sorularına da cevaplar aranacak.

Toplam kalite yönetimi, aslında yaşamın ve yönetimin kalitesini artırmayı hedefleyen bir yaşam felsefesidir. Birlikte yaşayacağımız Avrupa’nın, yönetim kalitesini geliştirmek için bu konuda ki düşünürleri ve düşünceleri bir araya getirerek AB’nin geleceğini şekillendirmeye katkıda bulunmalıyız.