Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

AB’yi de Geliştiren Bir Türkiye

3 Ekim 2005 AB ile üyelik müzakerelerinin başladığı önemli bir dönüm noktası oldu. Müzakerelerin başlaması kararı alınırken yaşanan gelişmeler, maalesef ortaklık isteyen iki tarafın karşılıklı iyiniyetini tescil ettiği bir yaklaşımı değil, zorla kazanılan bir üyelik perspektifi algılaması yarattı.

Bu algılama hem AB vatandaşlarında, hem de Türkiye’de önemli ölçüde değişmezse, önümüzdeki müzakere sürecinin kazan-kazan yaklaşımı ile sürdürülmesi güçleşecek. Müzakere süreci biri standartları koyan, diğeri de yeni gelen standartların kendi aleyhine geliştiği izleniminde olan karşı iki taraf mentalitesi ile yürütülürse, bu süreçte halklar yakınlaşacağına uzaklaşabilir.

Oysa, Avrupa ile Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat bulunmaktadır: Önyargıların tarihin çöplüğüne atıldığı ve yüzyıllardır çatışmaktan bunalmış dünya insanına barış ve huzur getirebilecek bir dünyanın kurulabilmesinin mümkün olduğu müjdesini oluşturabilecek bir barış ve yönetişim modeli sunarken, rekabet gücünü de artırabilmek. Bu konuda başarı, ancak müzakerelerin kazan-kazan anlayışı ile yürütülmesi ile sağlanabilir.

Bakış açımızı uzun bir vadeye yayabilirsek ve Türkiye’nin de üye olduğu bir AB’nin gelişmesine nasıl katkıda bulunabiliriz sorusuna odaklanabilirsek, daha başarılı olabiliriz. AB vatandaşları açısından Türkiye’nin üyeliğinin bir maliyet değil, bir kazanım olarak algılanabilmesi için hem biz, hem de AB daha uzun vadeli bir hedefe odaklanmalı: AB’nin dünyaya örnek olmasına ve rekabet gücünü geliştirmeye.

Böylesi bir odaklanma, Türkiye’nin önündeki değişim sürecini bir zorlama, mevcut standartları arkadan takip ederek yakalama süreci olmaktan çıkarıp, belki de AB’ye bile örnek olabilecek uygulamaları içermesini sağlayabilir.

Bu nedenle, Türkiye müzakere sürecinde kendi beklentilerini ön plana çıkaran bir yaklaşımı değil, soğukkanlılıkla ve parçası olmayı hedeflediği AB’nin bütünsel çıkarlarını geliştirecek bir yaklaşımı benimsemelidir. Kendisini dünyaya model olarak sunmayı hedefleyen ve rekabet gücünü geliştirmek isteyen bir AB’nin bu hedefe ulaşabilmesi için zaten Türkiye’ye ihtiyacı var.

AB’nin yenilikçilik ve yaratıcılık kapasitesini geliştirmeye, nitelikli genç iş gücüne, enerji kaynaklarına ulaşabilmeye, yaşlılarına bakım imkanları sunmaya, karar alma mekanizmalarını hızlandırmaya ve girişimcilik kültürüne ihtiyacı var. AB’nin bu konularda atacağı her adım, aslında Türkiye’deki potansiyeli geliştirmeye destek vermesiyle daha da etkin bir sonuç verecektir. Bu nedenle, Türkiye müzakere sürecinde AB’nin rekabet gücünü geliştirecek çözümler üretmeye odaklanarak daha da başarılı olabilecektir. Bu yaklaşım, AB’nin temel hedefi ile tutarlı olduğundan reddedilmesi ve geciktirilmesi güç olacak ve aynı zamanda Türkiye’nin gerçek bir değer yaratan ortak olarak kabul edilmesini kolaylaştıracaktır. Avrupa’nın kendi geleceği ile ilgili seçeceği vizyon, Türkiye’nin bu konudaki girişimleri için temel oluşturacaktır.

AB dünyaya küresel geçerliliği olan ortak değerler ve kültür anlayışının yayılmasını sağlayacak bir örnek oluşturarak liderlik yapabilir. Bunun için hem kendi içinde, hem de diğerleriyle ilişkilerinde bu değerleri uygulamalarına yansıtması gerekiyor. Türkiye’nin de AB ile müzakere süreci içerisinde ağırlıklı olarak bu yaklaşımları sergilemesi gerekiyor.

Bu yaklaşımı hayata geçirebilmek için bugünden kendisini Avrupalı gibi hisseden ve Avrupalı olarak davranan Türklerin Avrupa kurumlarında farklılık yaratacak yaklaşımlar ve varlık göstermesine ihtiyaç var. Bu nedenle, bu konuda yeterli birikimi olan Türk vatandaşlarının Avrupa ile ilişkilerde sadece Türkiye’nin üyeliğinin gündem konusu olduğu toplantılarda yer almanın ötesine geçerek, Avrupa’nın sorunlarına çözüm üreten, Avrupa’ya katma değer yaratan önemli kurumlarda ve toplantılarda etkin roller üstlenmeye teşvik edilmeleri gerekiyor.

Avrupa’nın önde gelen düşünce kuruluşlarının, sanat ve spor organizasyonlarını üstlenen kurumların, iş ve çalışma hayatını temsil eden sivil toplum kuruluşlarının yönetiminde ve faaliyetlerinde düzenli olarak yer alan ve bunlara maddi ve manevi katkıda bulunan Türklerin sayısını ve etkinliğini artırmalıyız. Belli bir koordinasyon çerçevesinde yetkinlik düzeyi yüksek vatandaşlarımızın bu yaklaşıma yönlendirilmesi AB ile ilişkilerimizin sağlıklı olarak gelişmesine önemli katkı sağlayacaktır.

Özetle, birlikte yaşayacağımız Avrupa’nın, yönetim kalitesini geliştirmek için ülkemizdeki düşünürleri ve düşünceleri bir araya getirerek AB’nin geleceğini şekillendirmeye katkıda bulunmalıyız. KalDer ve Mükemmellik Modelini benimsemiş Türk kuruluşları bu konuda topluma örnek oluyorlar. Avrupa’da en çok Kalite Ödülü alan kuruluşa sahip iki ülkeden birisi Türkiye’dir. Sivil Toplum Kuruluşları için ayrı bir ödül kategorisi oluşturan ve bu konuda vaka çalışmaları hazırlayan ilk Avrupa ülkesi de Türkiye’dir. Ulusal Kalite Hareketi, Avrupa Kalite Vakfı’nın kalite felsefesini yaygınlaştırma çalışmalarında öncü bir örnek oluşturmuştur. Türkiye’deki kalite camiası Avrupa’nın yönetim kalitesini geliştirme çabalarına önemli katkılarda bulunmaktadır. Uluslararası standartları yakından takip etmenin yanı sıra, onların geliştirilmesine katkıda bulunmak artık liderliğin göstergeleri arasındadır. Türkiye’nin hedefini sadece AB’yi örnek almak olarak değil, aynı zamanda AB’ye örnek olacak yaklaşımlar üretmek olarak belirlemesi ve toplumun her kurumunda bu anlayışın, hakim olması yaşam kalitemizi arttıracaktır.