Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

AKP Bunları Yapabilecek mi?

Bu hafta Türkiye siyasetinde önemli bir değişim yaşandı. Ancak, ülkemiz için önemli olan bu hafta yaşanan değişim değil, önümüzdeki dönemde ülkemizin yönetim anlayışında gerçekleşmesi gereken değişimdir.

Tek başına iktidar fırsatını yakalayan AKP, üç konuda zihniyet değişimini önce kendinden başlayarak gerçekleştirebilir ve topluma örnek olursa, ülkemizde yaşam kalitesi önemli ölçüde artacaktır.

Bu konular (i) atamaların nasıl yapılacağı, (ii) Türkiye’nin uluslararası arenada konumlandırılmasına ilişkin vizyon, ve (iii) kaynakların verimli, etkin ve şeffaflıkla kullanılmasını sağlamak üzere yönetim kalitesinin artırılmasıdır
Ülkemizin gelişmesinin önündeki en önemli engeller, zihinlerdeki engeller.

Yönetim pozisyonları için bireysel ve/veya kollektif olarak yaptığımız seçimlerde kullandığımız kriterler, önemli ölçüde toplumsal başarıyı etkiliyor. Bu seçimlerimizde önceliği kendimize yakın hissettiklerimize mi veriyoruz? Yoksa o işi en iyi yapacak olanlara mı? Bizim için bir işe akrabalarımızı, hemşerilerimizi, partililerimizi, ırkdaşlarımızı, dindaşlarımızı veya arkadaşlarımızı yerleştirmek mi önemli? Yoksa, o işi yapmakta en ehil olanları mı?

Bir toplumda seçimler ya da atamalar, genellikle “bizden biri” mantığı ile yapılıyorsa, yönetim pozisyonlarına gelenler de kurumların misyonlarını en iyi şekilde yerine getirmekle değil, yalnızca kendini seçenlere, atayanlara ya da onların çevrelerine hizmet etmeye uğraşacaklar demektir. Bunun sonucu ise kurumsal başarısızlık ve toplumsal güvenin yitirilmesidir. Şeffaflığın ve güvenin esas olmadığı toplumlarda ise “bizden biri olmak”, en önemli seçim kriteri olmaya devam eder!!

Nitekim, Osmanlı İmparatorluğu’nun başarılı ve uzun geçmişini açıklayan faktörlerden biri de Ermeni’sinden Arnavut’una kadar çeşitli etnik/dinsel kökenlerden “en iyi” olanları en üst pozisyonlara kadar getirme bilincidir. Benzer şekilde, bugün A.B.D.’nin başarı faktörlerinden biri de göçmen politikasını, “en iyi” olanları kendisine cezbetmek üzere kurmuş olmasıdır. Başarılı global şirketlerin de ırk, din farkı gözetmeksizin alanlarında “en iyi” olanlara daha geniş olanaklar tanıma politikaları, yüksek performanslarını etkileyen önemli faktörlerden biridir.

Dolayısıyla, AKP de yapacağı atamalarda “bizden biri” mantığı ile değil, “kurumsal misyonu en iyi şekilde gerçekleştirecek kişi” mantığı ile hareket edebilirse, başarı ve toplumsal güven için çok önemli bir adım atmış olacaktır.

Ülkemizin önemli hedeflerinden birinin AB üyesi olması konusunda geniş bir mutabakat olduğu gözüküyor. Ancak, hem bu hedefe ulaşabilmek, hem de AB içinde etkin bir konuma gelebilmek için aşmamız gereken bir başka zihinsel engel var. İlişkilerimizde ne alacağımıza değil, ne verebileceğimize odaklanmalıyız. AB takımının bir üyesi olma hedefi olan bir toplum olarak AB’nin sorunlarına çözüm üretme konusuna ne kadar odaklandığımızı sorgulamalıyız.
Gerek devlet, gerekse özel sektör ve sivil toplum örgütlerinin AB ile ilişkilerini değerlendirecek olursak, maalesef ağırlıklı olarak “kapıda ağlayan çocuk” konumunda olduğumuzu kabul etmeliyiz.

Hangi kurumumuz, hangi şirketimiz, hangi sivil toplum örgütümüz Avrupa’nın dünyadaki yerini iyileştirmek için fikir üretiyor, proje geliştiriyor, ve katkıda bulunuyor?!

AB’ne üye olmak isteyen bir toplumun zihinsel sınırları da ülke sınırlarını aşıp, en azından Avrupa sınırlarına dayanmalıdır. Dolayısıyla, AKP sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da sorunlarına çareler üretecek bir konuma gelmemizi sağlayabilirse, Türkiye AB’nin değerli bir üyesi olur.

Toplumumuzdaki diğer bir zihinsel engel de tepedekilerin her şeyi daha iyi bildiği anlayışıdır. Bu anlayışı aşmak için siyaset ile vatandaş arasındaki ilişki temsili demokrasiden, katılımcı demokrasiye dönüşmelidir.

Uygulanmayan kararlar değer yaratmaz. Sahiplenilmeyen kararlar ise iyi uygulanamaz. Toplam Kalite Yönetimi felsefesinin en önemli faydalarından biri de kararların katılımcı anlayışla alınmasını ve dolayısı ile iyi uygulanmasını sağlamaktır. Bu, kuruluşlar için olduğu kadar, toplumlar için de geçerli.

Milli Eğitim, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarında ve Gümrük Müsteşarlığı’nda başlatılan toplam kalite yönetimi çalışmalarını bir devlet politikası haline dönüştürmek, ülkemizde katılımcı demokrasi anlayışının yerleşmesine yardımcı olacaktır.

Dolayısyla, AKP devlet yönetiminde vatandaş odaklı ve katılımcı bir yönetim anlayışı olan toplam kalite yönetimi anlayışını hayata geçirebilirse, Türkiye yüksek yaşam kalitesiyle özdeşleşen bir ülke konumuna gelebilir.