Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Avrupanın Geleceği Türk Gençliği

Demografik gelişmeler en kolay tahmin edilebilen trendler arasında yer alıyor. Örneğin, büyük bir salgın veya savaş olmadığı sürece 40 sene sonra dünyadaki 40 yaş üstü nüfusun nasıl olacağı bugünden belli. Demografik gelişmelerin ülkelerin refah düzeyini de önemli ölçüde etkilediği bir gerçek. Özellikle ülkelerde çalışabilir nüfusun (15-60 yaş arası) bağımlı nüfusa (14 yaş altı ve 60 yaş üstü) oranı yükseldikçe büyüme hızları da artıyor. “Altın demografik çağ” olarak adlandırılan bu dönem Avrupa ülkeleri için geride kalmışken, Türkiye için hala geçerli ve en yüksek noktasına 2010’dan sonra ulaşılacak.

Demografik trendler 2050 yılına kadar birçok Avrupa ülkesinin önemli bir nüfus kaybına uğrayacağını gösteriyor. Ayrıca, nüfuslarının %20’sinden fazlasını kaybedecek ülkelerin yarısının Karadeniz bölgesinde yer aldığını biliyoruz (Rusya, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Gürcistan gibi). Bu nedenle, Japonya gibi birkaç uzak doğu ülkesi haricinde en büyük demografik sorunlar Türkiye’nin çevresinde yaşanacak ve genç nüfusumuzun göreceli önemi artacak.

Nüfusun değerli olabilmesi iyi eğitim ile sağlanabilir. Bu nedenle demografik olarak altın çağına girmekte olan Türk gençliğinin iyi yetişmesi sadece Türkiye için değil, aynı zamanda Avrupa için de en öncelikli hedefler arasında yer almalı. On yıl sonra bile olsa, Türkiye’nin üyeliğini hedefleyen AB, kendi geleceğini de oluşturacak Türk gençliğinin bugünden iyi hazırlanmasını tam üyelik görüşmelerinin en önemli konusu olarak ele alıp bu konuya şimdiden kaynak ayırmalı.

Bu nedenle, ülkemizde eğitim politikaların belirleyenler bu konuyu sadece Türkiye açısından değil, aynı zamanda bölgesel gereksinimler açısından da değerlendirmeli. Örneğin, yirmi yıl sonra hangi yetkinliklere sahip bir çalışan nüfus istediğimizi planlarken, Avrupa’nın yaşlanan nüfusunun hem sağlık, hem de bakım açısından her geçen gün daha yüksek oranda emek yoğun bir girdi gerektireceğini de hesaba katmalıyız. Çünkü, tam üyelik gerçekleşse de, gerçekleşmese de; Türkler Avrupa’ya göç etmeseler de, muhtemelen Türkiye Avrupa’nın “Florida’sı” olacak ve iklimiyle, sağlık ve bakım hizmetlerinin ekonomik olmasıyla ve misafirperverliğimiz ile Avrupa’nın yaşlıları Türkiye’ye göç etmeye başlayacaklar. Bugünden Alanya’nın ‘M’ harfi düşmüş ‘Almanya’ olarak nitelendirilmeye başlamış olması bu gelişmenin öncü göstergeleri arasında sayılabilir.

Rekabet gücünü artırabilmek için hem Türkiye’nin, hem de Avrupa’nın eğtim sisteminde reformlara ihtiyaç var. Bugün ABD ve uzak doğu ülkelerinin patent konusundaki başarılarının ardında kalan AB, yarınki rekabet gücü açısından eğitim sistemini geliştirmeli. Ancak, AB ülkelerinde 2050 yılına kadar eğitim çağındaki gençlik 94 milyon’dan 74 milyona gerileyecek. Bu nedenle, şimdiden öğrenci değişim programlarına öncelik vermek hem AB’deki kapasitenin daha etkin kullanımına yardımcı olacak, hem de toplumların genç kesimleri arasındaki etkileşimi ve karşılıklı bağımlılığı artıracaktır. AB’nin gelişmiş bilgi birikimini aktaracağı yeni nesilin önemli bir kısmının Türk gençliği olarak kabul etmesi karşılıklı faydanın sağlanabilmesinin temelidir. Ayrıca, eğitim sisitemindeki öğrencilerin çeşitliliği öğrenme potansiyelini, yaratıcılığı ve girişimciliği de artırıyor. Öğrenci değişim programları, AB’nin Lizbon hedeflerine ulaşabilmesi için gerekli olan bu yetkinliklerin artırılması açısından da faydalı olacaktır.

Türk eğitim sistemine baktığımızda, her ne kadar son dönemlerde kamu sektöründen eğtime ayrılan pay artmış olsa da Türkiye’nin eğitim yatırımlarının ve ortalama eğitim kalitesinin yeterli düzeyde olamadığını görüyoruz. Ancak, Türkiye’nin eğitime özel katkılar açısından önde gelen ülkeler arasında olduğu da bir gerçek (Türkiye’de GSMH’nın %2.2’si, Almanya’da %1, Finlandiya’da %0.1). Ayrıca, ailelerin katkılarıyla daha iyi eğitim alanların Avrupa ortalamalarına daha yakın sonuçlar aldıkları da biliniyor. Bu nedenle, Türkiye’nin eğitim açısından kaynak sorununu aşabilmesinin eğitim kalitesini artırmaya önemli bir katkısı olacağı da açık. AB’nin Türk gençlerinin eğitimine bugünden daha geniş kaynaklar ayırması, kendi geleceğini hazırlamak açısından da önemli bir yatırım olacaktır. Tam üyelik görüşmelerinde bu konu üzerine odaklanılması karşılıklı fayda sağlayacaktır.

Özetle, geleceğini hazırlamayanlar, geleceği karşılarında bulurlar.