Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globally recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Batı Küreselleşmeyi Kurban Edecek mi?

Küreselleşme her geçen gün hızını artırıyor. Küreselleşmenin en önemli destekçileri ise bu süreçte ekonomik büyümeden en büyük payı alan ABD ve AB. Küreselleşme sayesinde bu süreci erken kavrayan şirketler hem cirolarını, hem de karlılıklarını önemli ölçüde artırdılar. Bir çoğunun ekonomik etki alanı ülkelerinkini aşmaya başladı.

Kürselleşmenin en yaygın olduğu alan finans piyasaları. Günlük para hareketleri, dünya ticaretinin toplamının katlarıyla ifade ediliyor. Bu nedenle de dünyanın bir bölgesindeki bir olay, bir kriz, tüm dünya üzerindeki yatırımların (özellikle de kısa vadeli portföy yatırımlarının) yön değiştirmesine yol açabiliyor.

Yine küreselleşme nedeniyle, hammadde ve ürün piyasalarının arz-talep dengeleri bir ülkedeki yüksek talep nedeniyle, tüm dünyada değişimlere uğrayabiliyor. Örneğin, Çin’in yükselen talebi nedeniyle son senelerde demirçelik endüstrisi hem girdileri, hem ürünleri, hem de lojistik maliyetleri açısından büyük değişimler yaşıyor.

Küreselleşmenin eksik kalan boyutu ise insanların serbest dolaşımı boyutunda gözleniyor. Her ne kadar turizm amaçlı hareketlerde büyük gelişme varsa da, çalışmak için bir ülkeden bir diğerine gitmek uygulanan kısıtlamalar nedeniyle sınırlı kalıyor. Bu nedenle, özellikle servis endüstrileri küreselleşmenin dinamiklerinden soyutlanmış durumdaydı.

Ancak, teknolojik gelişmeler artık sadece üretimin değil, aynı zamanda servis sektörünün de başka ülkelere kaymasına yol açıyor. Örneğin, bilgisayar programlama işlerini Hindistan’a kayması, sağlık sektöründe doktorların hareketlerinin kısıtlandığı bir dünyada hastaların bu hizmeti ekonomik olarak veren ülkelere gitmeleri (Göz ameliyatları için AB vatandaşlarının Türkiye’ye gelmesi gibi), artık servis sektörlerinde çalışanların da küreselleşmenin etkilerinden soyutlanmasını güçleştiriyor.

Ekonomik anlamda küreselleşme, her faaliyetin daha ekonomik olarak gerçekleştirilebileceği yerde yapılmasını gerektiriyor. Ancak, ekonomiklik sadece işçilik ücretleriyle değil, aynı zamanda verimlilik ve yatırımların teknolojik olarak güncelliğinden de etkileniyor. Bugüne kadar ülkeler arasında serbest dolaşımın sınırlı olması, teknolojik üretim tesislerinin ABD ve AB’de yoğunlaşmış olması, ve bu ülkelerdeki işgücünün daha iyi eğitilmiş olması nedenleriyle bu ülkelerdeki saat ücretleri dünya ortalamalarının çok üstünde gerçekleşti.

Bu konudaki verilerde belirsizlikler olmasına rağmen ABD’de üretim hattında çalışanların ortalama maliyeti $21 seviyesinde, 30 gelişmiş ülke ortalaması $14 seviyesindeyken, Çin’de $1’ın altında seyrediyor. Ayrıca, geçen sene Çin’e giden yabancı sermaye tutarı, ABD’ye giden tutarı aştı. Bir başka ifade ile en son teknolojilerle yapılan üretim tesisleri Çin’e kayıyor. Hindistan’da bilgisayar programlama konusundaki eğitim seviyesi yüksek nüfus, ABD’dekinden çok.

Bu nedenle, yavaş da olsa, küreselleşme dünya üzerindeki ücret dengesizliklerini gidermeye başlıyor. Bileşik kaplar ilkesi çerçevesinde, küreselleşme ile anlamını yitiren sınırlar ortadan kalktıkça aynı işi aynı kalitede yapabilenler aynı geliri elde etmek durumunda kalacaklar. Çalışanlar arasında verimlilik farklarının azalması, yatırımların dünya üzerindeki yayılımında ekonomik olan ülkelere kayması yeni ücret dengelerinin kurulacağı seviyenin sıklet merkezinde (ağırlıklı ortalamada) kurulmasını gerektiriyor. Oysa, bugün ülkeler arasında aynı işi yapanların ücretleri açısından büyük uçurumlar var.

Küreselleşme bu uçurumları ortadan kaldırırken, sadece dünyanın fakir bölgelerinde çalışanların ücretleri yükselmeyecek, aynı zamanda Batı’daki ücret seviyelerinin de önemli ölçüde azalması gerekecek. Bu durum demokrasi ile yönetilen Batı ülkelerinde siyasetçileri çok zor durumda bırakacak. Çünkü, ücretlerin düşmesini önlemek, en azından geciktirmek için küreselleştirmeyi yavaşlatmak üzere baskılar oluşacak. Bunun sonucunda bugüne kadar sağladıkları gelişmenin temelinde bulunan verimlilik ilkesinin, popülizme kurban edilmesi, yabancı düşmanlığı, hatta dünya ülkeleri arasında yabancılaşma, suçlamalar ve savaşlar artabilir.

Kürselleşme sadece çalışanları değil, aynı zamanda emeklileri de etkileyecek. Sosyal güvenlik sistemlerinin açıkları düşen ücretlerle birlikte daha da önemli bir konuma gelecek. Ücret artışlarında toplumsal norm haline gelmiş olan “enflasyon artı” kavramı yerini “enflasyon eksi” kavramına bırakmak zorunda kalacak.

Gelişmiş ülkelerin vatandaşlarını daha iyi eğitmeleri ve yaratıcılık kapasitelerini geliştirmeleri gerekiyor. Batı’daki siyasetçilerinin popülizme boyun eğmeden vatandaşlarını yaşam standardını koruyabilmek için daha az değil, daha çok ve daha verimli çalışmaları; tüketen değil, yatırım yapan bir topluma dönüşmleri konularında ikna etmeleri ve oluşacak toplumsal baskılar sonucunda dünya üzerindeki verimliliği ve adaleti geliştiren kürselleşmeyi kurban etmemeleri acaba mümkün olacak mı?