Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Bilgi, Girişimcilik ve Toplumsal Refah

İnsanoğlu yaşam kalitesini geliştirmek için bilgi ve bilimi kullanabilmesiyle kendisini ayırd ediyor. İnsan topluluklarında da bilgi ve bilimi daha etkin olarak üretebilen ve kullanabilenler göreceli olarak daha yüksek yaşam standartlarına kavuşabiliyorlar. Bu nedenle, ülkelerin eğitim, bilim ve bilginin mülkiyet hakları konularındaki politikaları gelişmişlik düzeyleri açısından belirleyici oluyor.

Bilgi ve bilimin insan hayatını nasıl etkilediği konusuna bir örnek vermek için insanoğlunun geceleri bulunduğu mekanı aydınlatma ihtiyacını nasıl karşıladığının tarihçesine bakabiliriz. Milattan önce 1.000.000 yıl önce insan ateşi bulduğunda geceleri ateş yakarak aydınlık sağlıyordu. M.Ö 38.000 – 9.000 arasında insanın taş kaplar içinde yağ yakarak aydınlandığını, M.Ö. 3.000 yıl önce Mısır ve Girit’te mum kullanılmaya başlandığını, M.Ö. 2000 yıllarında ise Babil’de aydınlanma için kullanılan susam yağı pazarının açılmış olduğunu biliyoruz. 1879 yılına kadar mumdan, gaz lambasının çeşitli aşamalarına geçilriken, o yıl Edison’un ampulü bulması, 1882 yılında New York’ta ilk elektrik ile çalışan sokak aydınlatılmasının başlatılması ve 1800’lerden günümüze kadar gerçekleştirilen gelişmelerle neredeyse 10.000 misli daha etkin aydınlanma sağlanmaya başlanması bilimin yaşam kalitesini nasıl geliştirebildiğini gösteriyor. Aydınlatma konusunda öncü olan ülkeler, vatandaşlarına sadece ekonomik olarak konfor sağlamakla kalmıyor, bu sayede iş yapabilme süresini uzatarak daha çok öğrenme ve deneyim kazanma fırsatı da sunarak onların daha rekabetçi olmalarına da yardımcı olmuş oluyorlar.

Ancak, toplumsal refahın artırılması için dikkat edilmesi gereken bir husus da bilimin gelişmesi kadar, uygulamanın yaygınlaşması için girişimciliğin de önemli olduğudur. Girişimcilik ise rekabetçi ve yeterince büyük piyasaların olduğu ortamlarda gelişiyor.

Rekabetçi piyasa ekonomisi oluşabilmesi için ürün ve hizmetlerin fiyatını ödeyenlere sunulurken, ödemeyenlerin kullanımının engellenebilmesi gerekiyor. Rekabetçi piyasaların oluşması konusunda dikkat edilmesi gereken bir başka kavram da ürün veya hizmetin kullanıldığında, tüketilmesi veya tüketilmemesi konusudur. Örneğin, bir film birisi tarafından izlenirken, bir başkası tarafından da izlenebilir. Bir kişinin izlemesi bu ürünü tüketmez. Oysa, birisi bir balık yakaladığında, aynı balığı bir başkası yakalayamaz. Dolayısıyla kullanım, ürünü tüketmiş olur. Her ne kadar birisinin balık tutmasının sınırlandırılması güç ise de tutulan her balık sadece bir kişi tarafından tüketilebilir.

Bu iki kavramı birlikte değerlendirdiğimizde, rekabetçi piyasa ekonomilerinin ürün veya hizmetlerin faydasının sadece ücretini ödeyerek faydalana sunulduğu alanlarda (yiyecek, giyecek, barınma gibi) iyi çalıştığını görüyoruz. Oysa, ürün ve hizmetlerden faydalanmanın sınırlandırılmasının güç olduğu (güvenlik, yol altyapısı gibi pozitif ekonomik dışsallıkların olduğu) alanlarda piyasa mekanizması kendiliğinden toplum için en iyi sonuçları verecek şekilde çalışmıyor.

İnsanoğlunun gelişmesinde önemli rol oynayan bilim de birisi tarafından kullanıldığında tüketilmiş olmadığı gibi, kullanımı sınırlandırmak da pek kolay değil. Bu nedenle, toplumda bu konuda yeterince yatırım yapılabilmesi için kamu müdahalesi önem taşıyor. Örneğin, birçok gelişmiş ülke iki konuya özel önem veriyor: (i) kamu kaynaklarının bilimsel gelişmeleri desteklemesi ve bilimsel gelişme için kullanılan özel kaynaklara vergi avantajı sağlanması ve (ii) girişimciliğin özendirilmesi için entelektüel mülkiyet haklarının oluşması ve korunması için gerekli tedbirlerin alınması. Ancak, piyasa mekanizmasının kendiliğinden iyi çalışamadığı durumlarda gündeme gelen kamu müdahalesinin aşırıya kaçmaması konusu da özellikle dikkat edilmesi gereken bir husustur.

Özetle, bilgi sevgi gibi paylaştıkça artar ve toplumsal refah düzeyini artırır. Ancak, toplum için optimum düzeyde yeni bilgilerin geliştirilebilmesi için sadece piyasa mekanizmalarına güvenmek yeterli olmaz. Bu nedenle, eğitim ve bilim politikalarında ve bilgi üretimi konusunda girişimciliği özendirme konusunda, kamu sektörüne önemli görevler düşmektedir. Diğer taraftan, özel sektörün de vizyonunu sadece yenilikçi uygulamaları geliştirmek üzerine değil, aynı zamanda yenilikçi ürün ve hizmetleri hızlı şekilde dünya piyasalarında yaygınlaştırmak üzerine odaklaması toplumsal refah açısından önemlidir.