Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Bizden Olan Değil – En İyi Olan

“Kendi saygınlığınıza değer veriyorsanız, kaliteli insanlarla bağ kurun. Yanlış insanlarla birlikte olmaktansa, yalnız olmak yeğdir.”
George Washington

İnsanlığın ve kurumların gelişmesinin önündeki en önemli engeller, zihinlerdeki engeller. Yönetim pozisyonları için bireysel ve/veya ortaklaşa yaptığımız seçimlerde kullandığımız kriterler, önemli ölçüde toplumsal başarıyı etkiliyor. Bu seçimlerimizde önceliği kendimize yakın hissettiklerimize mi veriyoruz? Yoksa o işi en iyi yapacak olanlara mı? Bizim için bir işe akrabalarımızı, hemşerilerimizi, partililerimizi, ırkdaşlarımızı, dindaşlarımızı veya arkadaşlarımızı yerleştirmek mi önemli? Yoksa, o işi yapmakta en ehil olanları mı?

Bu soruların cevaplarının herkes tarafından paylaşıldığını düşünüyorsanız, muhtemelen yanılıyorsunuz. Teorik olarak belki çoğumuz, “Tabii ki, belli bir işi en iyi yapacakları seçmemiz gerekir” diye düşünebiliriz. Ancak, bir an düşünelim: Geçen yıl kaç kişinin bir pozisyona seçilmesi veya işe yerleştirilmesi için girişimde bulunduk? Bunlardan kaçında bizi bu girişimde bulunmaya iten neden, söz konusu kişinin “bizden biri olması” değil de “o işin gereklerini en iyi şekilde yerine getirecek kişi” olduğuna inanmamızdı? Kendimizle böyle bir hesaplaşmada, ilk alternatif ağır basıyorsa, zihinlerimizdeki engellerin devrede olduğunu kabul etmeliyiz.
Bir toplumda seçimler ya da atamalar, genellikle “bizden biri” mantığı ile yapılıyorsa, yönetim pozisyonlarına gelenler de kurumların misyonlarını en iyi şekilde yerine getirmekle değil, yalnızca kendini seçenlere, atayanlara ya da onların çevrelerine hizmet etmeye uğraşacaklar demektir. Bunun sonucu ise kurumsal başarısızlık ve toplumsal güvenin yitirilmesidir. Şeffaflığın ve güvenin esas olmadığı toplumlarda ise “bizden biri olmak”, en önemli seçim kriteri olmaya devam eder.

Nitekim, Osmanlı İmparatorluğu’nun başarılı ve uzun geçmişini açıklayan faktörlerden biri de Ermeni’sinden Arnavut’una kadar çeşitli etnik/dinsel kökenlerden “en iyi” olanları en üst pozisyonlara kadar getirme bilincidir. Benzer şekilde, bugün A.B.D.’nin başarı faktörlerinden biri de göçmen politikasını, “en iyi” olanları kendisine cezbetmek üzere kurmuş olmasıdır. Başarılı global şirketlerin de ırk, din farkı gözetmeksizin alanlarında “en iyi” olanlara daha geniş olanaklar tanıma politikaları, yüksek performanslarını etkileyen en önemli faktörlerden biridir.

Gerek demokratik seçimlerle, gerekse atamayla yönetim pozisyonlarına getirilmesine katkıda bulunduklarımızda aradığımız en önemli özellik onların yetenekleri olmalı. Bu anlayışın önündeki görünmez duvarları yıkabildiğimizde, bizden farklı olanların getirebileceği zenginlikleri kavrayabildiğimizde ve girişimlerimizde bunu temel aldığımızda, toplumsal başarı için önemli bir adım atmış olacağız.

Seçim kriterimiz “bizden biri” değil, “kurumsal misyonu en iyi şekilde gerçekleştirecek kişi” olmalı.