Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Çevreye Duyarlı Şirketler

Çevresini korumayanların çevresi kalmaz. Bu nedenle, çevreye duyarlı olmak aslında sürdürülebilirliğin ve o çevreden etkilenenlerden çalışma izni alabilmenin temelidir. Bir başka ifade ile, çevreye duyarlı olmak bir gönüllülük değil, zorunluluktur.

Ancak, çevreye duyarlı olmayı sadece ilgili kanunlara ve standartlara uymanın ötesinde görebilen ve bu konudaki toplumsal duyarlılığın artacağını bilerek konuyu fırsata dönüştirebilen şirketler çok hızlı büyüyen bir iş alanı da yaratmış oluyorlar.

Günümüzde özellikle küresel ısınma konusundaki duyarlılığın arttığı bir dönemde çevre ile ilgili konuların başında karbon salınımlarını azaltmak geliyor. Bu konuda yapılan çalışmalar 2050 yılına kadar küresel ısınmanın iki dereceden fazla olmamasını sağlamak için karbon salınımlarının bugünkü düzeylerin %90 altına inmesini gerektiğini gösteriyor. Bu günümüzdeki ortalama yıllık %1 düzeyinde artan karbon salınım verimliliğinin %6-7 düzeyinde artması demek. İki derecenin ne kadar önemli olduğunu anlamak için ortalama 36.5 derece olan vucut ısısının 38.5’a çıktığında kendimizi ne kadar hasta hissettiğimizi veya ortalama ısısı iki derece fazla olan alanlarda bazı tarımsal ürünlerin yetişmediğini hatırlamak yeterli olabilir.

Karbon verimliliğinin %6-7 artabilmesi için hızla büyüyen dünya ekonomisi göze alındığında özellikle enerji, ulaşım ve ağır sanayi sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin çalışma şekillerinde önemli değişimler yaşanması gerektiği ortaya çıkıyor. Bu nedenle, bir yandan mevcut yatırımların enerji kullanım verimliliğini artırmaya özen gösterirken, diğer yandan da enerji kaynaklarını nükleer, rüzgar ve güneş gibi farklılaştırmak gerekecek.

İkinci önemli değişim ise günümüzde ölçek ekonomileri nedeniyle dünyanın dört bir köşesine uzanan tedarik zincirlerinin artan enerji ve lojistik maliyetleri ve karbon salınımlarını azaltmak üzere ortaya çıkan toplumsal baskılar nedeniyle çözümleri yerel olarak aramak zorunda kalmalarıyla sağlanacağı bekleniyor. Bu nedenle, ekonomileri sınırlı sektörlere odaklanmış ülkelerin zorlanması, farklı sektörlerdeki tedarik zincirlerini kapsayan ekonomilerin ise artan enerji ve ulaşım giderlerinden daha az etkilenmeleri öngörülüyor.

Hızla yükselmekte olan enerji ve ulaşım maliyetleri şirketleri enerji kullanımında çok daha verimli olmaya yöneltiyor. Özellikle birçok endüstride üretim teknolojileri nedeniyle ortaya çıkan ısının elektrik üretimine dönüştürülmesi için yapılacak yatırımların fizibilitesi artıyor. Diğer taraftan gerek üretim teknolojilerinde, gerekse ısınmada enerji gereksinimlerini artıracak izolasyon yatırımlarının fizibilitesi de artmakta.

Şirketlerin bu konuda odaklanabilecekleri fırsatlardan birisi de tüketicilerin kendi enerji ihtiyaçlarını karşılamak için yapacakları yatırımlardır. Örneğin, enerji verimliliği yüksek aydınlatma cihazları, kendi enerjisini üreten evler için solar paneller, hatta enerji verimliliği konusunda tüketicilere verilebilecek tasarım ve danışmanlık hizmetleri önemli yeni iş fırsatları yaratabilir.

Özetle, artan enerji ve ulaşım maliyetleri ve karbon salınımları konusundaki düzenlemeler ve kısıtlamalar şirketlere bir taraftan mevcut iş yapış şekillerini değiştirme konusunda baskı yaparken, diğer taraftan da bu konuda öncülük üstlenenler için önemli fırsatlar ve yeni pazarlar açmaktadır. Bu nedenle, küresel ısınma konusunda tedbir almayı bir kamu otoritesi meselesi olarak değil, bir iş fırsatı olarak değerlendirmek şirketlere önemli kazanımlar getirebilir.