Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Çin Ucuz İşçilik Mi? Bilgi Kaynağı Mı?

İnsanoğlu tarih boyunca ilim nerede en çok geliştiyse onu oradan almaya, ve kullanmaya gayret etmiştir. Çocukluğumda hatırlarım, rahmetli dedem “Büyüyünce seni İskenderiye’ye götüreceğim, en iyi eğitim orada” derdi. O dönemde kendi bilgisi çerçevesinde bu değerlendirmesiyle, eğitimin bilimin en geliştiği yerde alınması gereğini vurgulamış oluyordu. Bugün, birçoğumuz kendi çocuklarımızı dünyanın en iyi okullarını barındırdığını düşündüğümüz ABD’ne gönderebilmeyi bir başarı olarak görüyoruz. Peki, bizim çocuklarımız kendi çocuklarının nerede eğitim almasını arzu edecekler?

Bugün, halen nispeten fakir, ama hızla gelişen Çin’in ekonomik başarısının sırrı olarak hep ucuz işçilik gösteriliyor. Gerçekten de Çin’in bu sene Almanya’yı da geride bırakarak dünyanın en büyük ikinci ihracatçısı konumuna gelmesini sağlayan en önemli unsur işçilik ücretlerindeki avantajı. Ancak, aynı Çin’in 2030 yılında dünyanın en büyük ekonomisi konumuna da gelmesi bekleniyor.

Dünya’da en çok yabancı sermaye çeken ülkelerden olan Çin’e gelen sermaye Çin şirketlerinin satın alınması şeklinde değil, yeni yatırımlar şeklinde gerçekleşiyor. Üstelik Çin hükümeti ucuz işçilik avantajını kullanmak isteyenlere en yeni teknolojleri ve ar-ge merkezlerini de Çin’e getirme koşulu koyuyor. Bu nedenle, Çin’deki üretim tesisleri hem sayı, hem de nitelik açısından dünyanın yeni teknolojileriyle donatılmış önemli bir üretim potansiyeli oluşturuyor. Örneğin, bugün dünyaya en çok elektronik ürün ihracatının yapıldığı ülke Çin oldu.

Kim yeni teknolojilerle donatılmış bir ortamda çalışırsa, ve en büyük üretimi gerçekleştirebilmek için kim en çok çalışırsa, en çok deneyim kazanan ve öğrenen de o olur. Buna ölçek ekonomisinden farklı olarak deneyim ekonomisi deniyor. Bu nedenle, Çin ucuz işçilik gücünü akıllı politikalarla hem ölçek, hem de deneyim ekonomisi konusunda avantaj sağlayacak şekilde kullanıyor. Bu politikasını aynı zamanda eğitim alanındaki girişimleriyle destekliyor. Bugün kalitesi henüz batı standartlarında olmasa da her sene dünyada mezun olan mühendislerin önemli bir bölümü Çin üniversitelerinden mezun oluyor.

Bugün Çin uzaydaki uyduları vurabilecek kadar uzay teknolojilerine hakim, nükleer teknolojiyi kullanabilecek donanıma sahip bir konumda. Ayrıca, bugün ABD’nin en büyük avantajı olan büyük ekonomisi nedeniyle küçük gelişmelerin büyük bir pazara hızla sunulabilmesi nedeniyle inovasyonu teşvik edebilme özelliğini de her geçen gün Çin de kullanabilir hale geliyor. 2030 yılında dünyanın en büyük ekonomisi olduğunda artık herhangi bir yeniliği ilk önce Çin’de kullanıma sokmak isteyenlerin sayısı önemli ölçüde artacak.

Bu nedenlerle, artık Çin’i sadece bir ucuz işçilik cenneti olarak görmekten vazgeçip, aynı zamanda Çin’de daha hızla gelişmekte olan deneyimlerden ve yeniliklerden öğrenme merkezi olarak da değerlendirmemiz gerekir.

Çin’deki gelişmelerin dünyaya daha hızlı yayılması hem Çin, hem de dünya için faydalı. Ancak, bunu sağlayabilmek için hem Çin’in, hem de dünyanın davranış biçimlerinde önemli değişiklikler gerekiyor. Örneğin, artık lisan öğreniminde Mandarin de önemli lisanlar arasında değerlendirilmeli. Türkiye’de yabancı lisanla eğitim veren lise ve üniversiteler arasına Mandarin lisanını da eklemek Çin’deki bilgi birikiminden Türkiye’de daha kolay faydalanmanın ilk adımlarından birisi olabilir. Çin firmalarıyla ilişkileri geliştirmek ve karşılıklı güvenin kazanılması için yatırım yapmak da bu konuda gelişme kaydedebilmek için yarar sağlar. Unutmayalım ki, Çinliler genellikle batıya güven duymuyorlar. (Bunun afyon savaşları gibi tarihsel nedenleri var.)

Çin’in de fikri mülkiyet hakları konusundaki yaklaşımları, şirket yönetiminde karar mekanizmalarını çok kültürlü bir hale getirebilmeleri, yeni gelişmekte olan yurt dışı yatırımlarını uzun vadeli olarak birlikte çalışabilecekleri yerlere ve konulara odaklamaları Çin’de gelişen bilginin dünyaya daha etkin yayılımını sağlayabilmek açısından faydalı olacaktır.

Özetle, Çin’i sadece bir rakip ve ucuz işçilik cenneti olarak değil, aynı zamanda bir yenilikçilik ve işbirliği kaynağı olarak da görmeye başlamalıyız. Çin ve Avrupa’nın yaşlanan demografik yapıları çerçevesinde, gençliğimizi kültürler arasında köprü kurabilecek şekilde yetiştirebilirsek, Türkiye olarak hem kendimiz, hem de dünya için önemli gelişimler sağlayabiliriz.