Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Demografik Gelişmeler

Gelecek ile ilgili değerlendirmeler yapılırken çevre şartlarının nasıl gelişeceği ile ilgili teknolojik, sosyoljik, ekonomik, ve demografik birçok tahmin yapılır. Bu gibi tahminler içerisinde en kolaylıkla ve isabetle belirlenenler arasında demografik veriler yer alır. Oysa, birçok kurum demografik verileri gelecek ile ilgili stratejilerini oluştururken yeterince dikkate almıyor. Örneğin, bu nedenle Türkiye’de doğuda yaptırılan birçok okul binası atıl kalırken, göç alan birçok şehirde sınıflar yetersiz kalmaktadır. Benzer şekilde şirketlerin ve diğer ülkelerin de yaptıkları kararlarında ve yatırımlarında demografik verilere yeterince dikkat edilmemesinin önemli yanlışlara neden olduğu gözlenmektedir.

Bu nedenle Birleşmiş Milletler Nüfus Araştırmaları Bölümünün bir çalışmasına dayanarak önümüzdeki döneme ilişkin bazı gözlemleri paylaşmakta fayda var: Öncelikle, yaşam kalitesini artırmak hedefiyle yaşayan insanoğlu gelecek 50 yıl içinde yaklaşık 2.5 milyar ek nüfus ile de baş etmek zorunda kalacak. 2050 yılında dünyada 9 milyar insanın yaşaması bekleniyor. Bu nedenle dünyanın kıt kaynaklarının kullanımı üzerindeki tartışmaların ve bu piyaslardaki fiyatların artmaya devam etmesi hiç de şaşırtıcı olmamalı. Batı dünyasında yaşayan 1.2 milyar insan sayısı neredeyse sabit kalırken, büyümenin çoğu gelişmekte olan ülkelerde yaşanacak. Her sene 76 milyonluk nüfus artışının yarısı altı ülkede gerçekleşiyor: Hindistan (22%), Çin (11%), Bangladeş, Endonezya, Nijerya ve Pakistan (her biri yaklaşık 4%).

2050 yılına kadar 51 ülkenin nüfusu azalacak. Nüfusunun 20%’sinden fazlasını kaybedecek on ülkenin yarısı Karadeniz ülkeleri arasında: Ukrayna (-43%), Bulgaristan (-34%), Gürcistan (-33%), Romanya (-23%) ve Rusya (-22%). Bunlardan Rusya’nın 31 milyon, Ukrayna’nın 20 milyon, Romanya’nın 5 milyon, Bulgaristan’ın 3 milyon ve Gürcistan’ın 1 milyonluk nüfus kaybına uğrayacağı tahmin ediliyor. Bu nedenle bu ülkelerin göç almak üzere açık bir politika izlemesi bekleniyor.

AB üyesi İtalya, Polonya ve Almanya’nın da toplam 18 milyonluk bir nüfus kaybı yaşaması bekleniyor. Bu nedenle uzun vadede bu ülkelerin Türkiye’nin üyeliğine karşı şıkma eğilimlerinin azalması beklenebilir.
Bir başka önemli gelişme de 2050 yılına kadar ortalama yaşam süresinin 10 yıl uzayarak 76 seneye ulaşması beklenmesi. Ancak, bu konuda dünyanın değişik bölgelerinde farklı trendlerle karşılaşıldığına da dikkat çekilyor. Örneğin, Botswana’da 1990’ların başında 65 yıla kadar uzayan ortalama ömür, bugün HIV/AIDS nedeniyle 37 seneye kadar gerilemiş durumda.

2050 yılında 65 yaşının üzerindeki nüfusun toplam nüfusa orana 7%’den, 15%’e çıkacak. İtalya, İspanya ve Japonya gibi ülkelrin toplam nüfuslarının 1/3’ü 65 yaşının üstünde olacak. Bgün 250.000 civarında olan 100 yaşını aşan insan sayısının, 2050 yılına kadar 3.7 milyona ulaşması bekleniyor. Bu nedenle yaşlı nüfusa yönelik ürün ve hizmetlere olan talebin önemli ölçüde artması bekleniyor.

Dikkat çeken bir başka trend de nüfusun büyük şehirlerde odaklanması. 1950 yılında 10 milyon nüfusu aşan tek kent olan New York, bugün bu ünvanı aralarında İstanbul’un da bulunduğu 19 kent ile paylaşıyor. 2015 yılında kadar hepsi Asya’da olmak üzere bu kategoriye 4 kentin daha girmesi bekleniyor.

Bu gelişmeler uluslararası göçün de artmasına neden oluyor. 1990 yılında doğduğu ülkenin dışında göçmen olarak yaşayanların sayısı 120 milyon iken, bugün bu rakam 180 milyona ulaşmış durumda. Özellikle gelişmiş ülkeler, nitelikli insan gücü için cazip göç imkanları sunuyorlar.

Özetle, büyük salgınlar, savaşlar gibi gelişmeler olmazsa, demografik verilerin tahminindeki yanılmalar çok sınırlı oluyor. Üstelik, bu verilere ulaşabilmek de nispeten kolay. Bu nedenle, demografik verileri gelecek içi bugünden verilen kararlarda ve uzun vadeli yatırımlarda özellikle dikkate almak gerekiyor.