Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Demokrasi Performanstır

Küresel vatandaşlığın ön plana çıkmaya başladığı bir dünyada ne insan hakları, ne de demokrasi geleneksel anlamlarıyla sınırlı olarak algılanmıyor. Geleneksel olarak insan hakları, hiç kimsenin cins, renk, ırk, dil, din, sosyal sınıf ya da politik inançlarından ötürü ayrımcılığa uğramaması temel ilkesine dayanır. Demokrasi ise genel olarak oy verme hakkı, girişim özgürlüğü, inanç özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü ve benzeri haklarla tanımlanır.

Oysa artık insan hakları da, demokrasi de bunların ötesine geçiyor. Artık esas olan, insanların geleceklerini biçimlendirmede söz sahibi olması, küresel karar alma süreçlerine katılabilmesidir. Modern çağın insan hakları ve demokrasi kavramlarının içeriği budur. Yönetim kavramından, katılımı ve karşılıklığı ifade eden “yönetişim” kavramına geçişin temelinde de bu dönüşüm vardır.

“Yönetişim” kavramı, bir tarafın diğer tarafı yönettiği bir ilişkiden, karşılıklı etkileşimlerin öne çıktığı bir ilişkiler bütününe doğru dönüşümü ifade ediyor. Yönetişim, toplumların, faaliyetlerini yönetmek amacıyla kullandığı politik, ekonomik ve yönetsel iradedir. Yurttaşların, grupların ve toplulukların, ortaklaşa karar alma ve uygulamada, çıkarlarını dile getirmede, yükümlülüklerini karşılamada ve çatışma noktalarının çözümünde kullandıkları mekanizmaları, süreçleri ve kurumları kapsar. Bu anlamda yönetişim, toplumsal aktörler arasında ve toplumsal aktörlerle kamu yönetimi arasındaki karşılıklı etkileşimin niteliğine işaret etmektedir.

Çünkü insanların yönetim sistemlerinden esas bekledikleri yaşam kalitelerini geliştirebilmektir. Vatandaşların söz sahibi olmadıkları kararların onların çıkarları yerine, temsilcilerinin çıkarlarını korumaya yönelmesi, temsili demokrasinin en temel sorunlarından birisi olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle, demokrasiler temsili olmaktan, katılımcı olmaya doğru geliştikçe yönetim kalitesi artıyor.

Yönetsel kararların stratejik planlara bağlı olarak verilmesi, bu planların katılımcı bir anlayışla gerçekleştirilmesi ve kararlardan etkilenen vatandaşlar tarafından gelişmelerin izlenebilmesi, kamu yöneticilerinin karar kalitesini artırır. Her vatandaşın doğrudan her karara katılımı çok güç olduğundan, katılımcı demokrasi için iyi çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) oluşmasına ve STK’ların yönetim kapasitelerinin geliştirilmesi önem taşıyor. Ancak, katılımı sağlayacak STK’lar olsa bile katılımcı kararlar için iki önemli gereklilik daha var: (i) Kamu görevlilerinin katılıma açık bir yönetim anlayışı sergilemesi, katılımı teşvik etmesi ve (ii) Gerek seçimle, gerekse atamayla kamu kaynaklarının kullanımı konusunda nihai kararları vermekle yetkili yöneticilerle STK temsilcilerinin karar oluşturmaya nasıl katılacakları konusundaki süreçlerin hayata geçirilmesi.

Böyle bir katılımcı yönetim anlayışının en önemli önkoşullarından biri de geniş kitlelerin, hayatlarını etkileyen gelişmelere ilgi duymaları, ilgi duymaları için bilgilenebilmeleri, bilgilenmeleri için de gerekli araçlara sahip olmalarıdır. Bunun için bilgi çağına dahil olmaları, bilgi teknolojilerine ulaşabilmeleri gerekir. Ayrıca, kararların kalitesini artırabilmek için bilgi ihtiyacı vardır. Bu nedenle, mevcut durum analizleri hem somut verilere, hem de vatandaş beklentilerine dayalı olarak belirlenmeli ve kamu kaynaklarının önceliklendirilmesinde bu bilgilerin STK’larla paylaşılarak stratejik hedeflerin belirlenmesi sağlanmalıdır.

İster ABD’nde Katrina kasırgası sonrasında yaşanan kamu düzeni sorunları, ister Türkiye’deki susuzluk sorunu olsun kamu yönetiminin performansının vatandaşların en temel beklentilerinin önemli ölçüde altında kalması bir yönetici sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunudur. Sözde değil, özde demokrasi için katılımcılığın, şeffaflığın ve hesap verebilirliğin hayata geçirildiği süreçlerdeki eksikliklerin birer göstergesidir.

Bu nedenle, demokrasinin kalitesini artırabilmek için katılımcı demokrasiye işlerlik kazandırmak ve demokrasinin değerlendirilmesinde sadece ilkelerle ve süreçlerle değil aynı zamanda kamu hizmetlerinin performans sonuçlarıyla da ilgilenmek gerekiyor. Demokrasinin kalitesini belirlerken bir ülkedeki eğitim, sağlık ve güvenlik gibi temel kamu hizmetlerinin kalitesini de gözönüne almalıyız.

Bunu gerçekleştirecek yolları bulmak ve gerekli adımları atmak da sadece ülkemizin değil, demokrasiye inanan tüm ülkelerin üstlenmesi gereken bir sorumluluktur.