Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Dijital Demokrasi

“Gerçek katılımcılık ile sahtesini çok ince bir çizgi ayırır.”
Scott Adams

İnsanlar gün geçtikçe kendilerini ilgilendiren kararlara daha çok katılmak ve sahip çıkmak istiyorlar. Dijital devrim bu konuda önemli fırsatlar sunuyor. Ancak, değerlendirilmesi gereken, demokrasi kurumlarımızın yapısal olarak yaygın katılıma ne kadar uygun oldukları ve kararların yaygın katılımla alındığında insanlığın gelişmesine mi hizmet edeceği, yoksa bugünkü ortalama bir insanın vizyonu ile mi sınırlı olacağı konusudur.

Dijital devrimin belki de en yaygın olarak yaşandığı İsveç’te 18,000 kişinin yaşadığı bir şehirde şehir merkezinin yeniden yapılandırılması konusunda vatandaşlardan üç hafta içinde e-posta ile 1188 öneri alınmış. Önceki yıllarda, benzer geri bildirimlerin genel toplantılarda veya yazılı olarak alındığı dönemlerde, öneri sayısı 10-15’i geçmiyormuş. Bu şehirde vatandaşların büyük bir çoğunluğunun evinde bilgisayar olmasına rağmen, olmayanların da sürecin dışında kalmalarını önlemek üzere okullar ve şehir kütüphanesindeki bilgisyarlar iş saatleri sonrasında topluma açık hale getirilmiş. Demek ki eğtimli bir vatandaş kitlesine ve vatandaşların karara katılımını sağlayacak altyapı olan yerlerde demokratik katılım ve kamusal kararlar için öneri zenginliğini sağlamak mümkün. Böylelikle vatandaşlar kendileri için daha önce karar verilmiş seçenekler arasından seçim yapmak yerine, bu seçeneklerin geliştirilmesine de katkıda bulunma fırsatını yakalayabiliyorlar.

Ancak, bu zenginlikten karar aşamasına giderken sorgulamamız gereken konu böylesi bir süreçte önemli atılımı gerektiren konularda kararların nasıl alınabileceği konusu. Örneğin, Cumhuriyetimizin ilk on yılındaki devrimler veya Özal dönemindeki değişimler acaba böylesi bir süreç ile gerçekleştirilebilir miydi?

Diğer yandan demokratik ülkelerde yaşayan insanların çoğunda sistemden uzaklaşma duygusunun yaşandığı da görülmekte. Bu durum kendisini, oy verenlerin oranının sürekli olarak düşmesi ile gösteriyor. Demokrasilerde çoğunluğu yakalamak merkezi hedeflemekle sağlanabiliyor. Gerek ülkemizde, gerekse ABD’de partilerin merkezi hedeflemeleri ise merkez dışındakilerin sistemden uzaklaşmasına yol açabiliyor. Belki de son ABD seçimleri artık adayların hedefledikleri merkezi ne kadar iyi vurabildiklerinin bir göstergesi olarak tarihe geçecek!

Genişleme sürecindeki AB’de karar konumuna gelenleri tespit etmek için oy verme sürecinin ülkeler bazında mı, yoksa vatandaşlar bazında mı olması gerektiği tartışılmalı. Aynı şekilde tüm insanlığı ilgilendiren konuların değerlendirilmesinde Lüksemburg ile Çin’in oyu aynı değerde mi olmalı?

Dijital devrim, bu konuları şimdiye kadar hiç tartışamadığımız yoğunlukta gündeme getirecek: Vatandaşlar karar süreçlerine nasıl katılacaklar?; Tüm kararlar için merkezin görüşleri mi esas alınacak? Yoksa her kararda o karardan etkilenecek daha sınırlı kesimlerin görüşleri mi belirleyici olacak? Global kararların alınmasında oy hakları nasıl tespit edilecek?

Bir yandan vatandaşlarımızın eğtim düzeyini, onların kararlara katılma bilinci ve eğilimini dikkate alır ve katılımı sağlayacak altyapı yatırımlarını gerçekleştirirken, diğer yandan da bu yapısal sorulara cevaplar aramalıyız.