Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Dünyanın Krizlere İhtiyacı Var

İnsanoğlunun dünyada kurduğu yaşam nasıl daha kaliteli ve sürdürülebilir olurdu?

Bu sorunun cevabı teknolojik gelişmelerden ziyade insanoğlunun yaşaması gereken bir anlayış devriminde yatıyor. Konuyu daha iyi anlatabilmek için öncelikle tamamen teorik bir yaklaşımı örnek verelim. Eğer her insan yaşamında kendisi tarafından bilinmeyen tesadüfi zamanlarda beş kez kimlik değiştirmek zorunda kalıp, yaşamını dünyadaki beş ayrı kişi olarak yaşamak zorunda kalacağına gerçekten inansa, dünya çok daha dengeli olurdu.

Örneğin, bir sabah kalktığımızda pasaportumuz ve kimliğimiz değişmiş ve on seneliğine hintli bir fakir olarak yaşayacak olsak. Hayatımızın bir başka döneminde filistinli bir çocuk, bir başka döneminde amerikalı bir zengin ve yine bir başka döneminde bir afrikalı veya çinli tekstil işçisi olabileceğimize inansak diğer insanları ‘öteki’ olarak görmekten vazgeçebilirmiydik, acaba?
Yaşamımızda aldığımız kararların başkalarına etkilerini daha iyi değerlendirebilirmiydik, dersiniz?

Yaşamımız süresince farklı insanların yerine geçerek yaşayacağımıza gerçekten inansak, Yunus Emre’nin dediği gibi “Sen sana ne sanırsan, Ayruğa da (ötekine de) onu san; Dört kitabın manası, Budur eğer var ise.”anlayışına daha kolay erişebilirmiydik? Bireylerin inançları farklı olsada çeşitli dinlerdeki ‘cennet-cehennem’ veya ‘reenkarnasyon’ gibi kavramların temelinde acaba insanları kendi hayatından daha uzun vadeli bakmaya veya bencillikten toplumsal duayrlılığa dönüştürme hedefi yok mu?

Maalesef, her ne kadar dinler ve düşünürler bu kavramların hayatımıza denge getirmesini hedefleselerde insanoğlu kendini krizlerle karşı karşıya kalmadıkça bencillikten kurtaramıyor. Dünyanın yönetişiminde de bu bencilliği birçok açıdan görüyoruz.

Küresel sorunlar küresel çözümler gerektiriyor. Oysa, dünyadaki liderlerin yetki ve sorumlulukları ülke sınırlarıyla belirleniyor. Liderlik seçimleri ülkeler bazında yapılıyor, vergiler ülkeler bazında toplanıyor, askeri güçler ülkeler bazında örgütleniyor, kanunlar ülkeler bazında belirleniyor. Üstelik, dünyada en yaygın yönetim sistemi olan demokrasilerde ortalama dört senede bir yapılan seçimler nedeniyle herhangi bir anda küresel sorunlara çözüm üretebilmek üzere bir araya gelen ülke liderlerinin ortalama bakış açısı iki sene gibi kısa bir süre! Bu nedenle, küresel sorunların çözümü için gerekli olan küresel yapılanmaları gerçekleştirmek güçleşiyor.

Oysa, küresel boyutta ciddi bir yapılanma ihtiyacı var. Örneğin, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, IMF gibi küresel kurumlar küresel sorunlarla başa çıkabilecek kaynaklara ve yetkiye sahip değiller. BM’in askeri yaptırım gücü yok, IMF ve Dünya Bankası ancak ülkeler kendilerini davet ettiklerinde etkili olabiliyorlar. Üstelik, kaynaklar açısından da ülkelere bağımlılılar. Bu ve benzer kurumların günümüzün küresel sorunlarıyla başa çıkabilmesi için yetkileri ve kaynakları artırılmalı. Ancak, bu kurumların yönetiminde özel haklara sahip olan ülkeler bu hakları diğerleriyle dengeli bir şekilde paylaşmadıkça bu kurumlar için gerekli kaynakların harekete geçirilmesi de güçleşiyor. Örneğin, BM’de Fransa’nın veto hakkının olmasını ancak gerek nüfus ve ekonomik güç, gerekse askeri güç açısından daha büyük imkanlara sahip Hindistan’ın bu hakkının olmaması adil bir yönetim yapısı olmadığını gösteriyor.

Bu nedenle, uzun vadeli küresel bakış açısına sahip liderlere ihtiyaç var. Ülkeler belli konularda gönüllü olarak yetki ve kaynaklarını paylaşacak yapılar oluşturmazlarsa küresel krizlerin derinleşmesini önlemek güçleşecek. Ülkeler ve liderlerinin bu konuyu açıkça masaya koyup, büyük bir pazarlık gerçekleştirip hangi şartlarda hangi yetkilerin paylaşılabileceği ve ne gibi kaynakların küresel sorunların çözümü için harekete geçirilebileceği konusunda uzlaşmaya varmaları önemli.

Küresel sorunların gerçekten ve kalıcı bir şekilde çözümü için küresel yetki ve kaynak paylaşımına ihtiyaç var.

Ancak, ister İsrail-Filistin çatışması, ister zengin ülkelerin BM’in binyıl hedefleri doğrultusundaki yetersiz yaklaşımları, ister Türkiye-AB ilişkilerindeki gelişmeler olsun, dünyadaki ulusal liderlerin ortak çözümlere ulaşabilme becerileri göz önüne alındığında bu konularda yeterli bir gelişme sağlanmasının güç olduğu gözüküyor. Ayrıca, finansal kriz ile başlayan küresel ekonomik krizin, G-8’in G-20’ye dönüşümüne önemli bir ivme kazandırdığı olgusu, insanoğlunun değişim için krizlere ihtiyacı olduğunu vurguluyor.

Acaba ‘başkalarına, kendimiz için istediğimizi gib davranabilmek’ için dünyanın başka krizlere de mi ihtiyacı var? Uzaydan gelecek bir başka ırka karşı ortak savaş, dünyaya bir asteroit çarpmasının önlenmesi, büyük bir deprem veya salgın aslında hepimizin aynı gemide yaşadığını anlatmak için gerekli mi? Böylesi tehditler olmadan, dünya liderleri (aslında insanlar) daha dengeli ve adil olmayı sindirebilirler mi? Ne dersiniz?…