Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Felaket Geliyorum Der

Ekonomik kriz sadece ülkemizde değil, tüm dünyada hüküm sürüyor. Böyle bir ortamda birçok şirket zor duruma düşüyor, hatta batıyor. Ancak, başarısızlığı şanssızlık ile açıklamak doğru değil. Belli ön göstergeler basitliklerine rağmen felaketin habercisi oluyorlar. Batan şirketler ise bu göstergelere önem vermeyenler arasından çıkıyor.

Zamanında bilgiye önem vermeyen şirketler, ancak zor duruma düştükten sonra şirket “doktorları”na başvuruyorlar. Hastallığı iyice ilerlemeden doktora gitmeyen insanlarda olduğu gibi, geç teşhis çok daha maliyetli çözümleri gerektiriyor.

Şirketlerin zor duruma düşmelerinin en önemli sebebi şirketin nereye doğru gittiğini fark edemeyen, piyasayı okuyamayan bir yönetime sahip olmaları.

John Argenti tarafından 30 sene önce ortaya konan bir değerlendirme metodolojisi %90 oranıda batan şirketleri doğru tespit ediyor. Bu metodolojiye göre şirketlerin zaafiyet durumlarını tespit ederken üç ana konuya odaklanmak gerekiyor: (i) yapısal bozukluklar, (ii) önemli hatalar, ve (ii) kaynaklarla hedeflerin tutarsızlığı.

Yapısal alandaki değerlendirmelerde şirket yönetiminin katılımcılıktan uzaklığı önemli risk faktörlerinden birisi olarak değerlendiriliyor. Çünkü, dediğim dekik yaklaşımıyla sürdürülen bir yönetime kurum içerisinde hissedilen zaafiyetleri iletmek ve bu konuda tedbir alınmaasını sağlamak zorlaşıyor.

Yönetim kurulu başkanı ile genel müdürün aynı kişi olması da denetimsel bir zaafiyet yaratıyor ve riski artırıyor.

Yine, yönetim kurulunda bağımsız üyelerin olmaması, sayıca veya nitelik olarak pasif olmaları da yapısal bozukluk olarak değerlendiriliyor. Gerek yönetim kurulunda, gerekse yönetim kadrosunda farklı yetkinliklere sahip insanların bulundurulmaması da şirket yönetiminde körlüğe yol açabildiğinden riskli bulunuyor.

Özellikle, finanstan sorumlu olan kişinin zayıf olması, konuya sadece muhasebe açısından yaklaşması ve bütünsel olarak riskleri değerlendirme yetkinliğine sahip olmaması da önemli bir zaafiyet olarak değerlendiriliyor.

Şirket yönetiminin az sayıda kişinin elinde olması ve şirkette yönetim derinliğinin bulunmaması, önemli pozisyonları doldurabilecek nitelikte kariyer planları yapılmış çalışanların olmaması da yapısal bozukluk olarak nitelendiriliyor.

Şirkette bütçe kontrol sistemlerinin olmaması veya yeterince titizlikle çalıştırılmıyor olması da dikkat edilmesi gereken unsurlar arasında sayılıyor.

Benzer şekilde şirketin ürün ve hizmet maliyetleri ssitemlerindeki eksiklikler de önemli bir zaafiyet alanı olarak belirlenmiş.

Son yapısal bozukluk alanı ise, şirketin piyasadaki değişikliklere cevap verme hızındaki yavaşlık olarak belirlenmiş.

Önemli hata kategorisindeki değerlendirmelerde ise yüksek borç/özsermaye oranı, aşırı hızla büyüme ve şirketin boyuna göre çok büyük bir proje yatırımına girme konuları değerlendiriliyor.

Son kategori de ise muhasebe kurallarının yaratıcı bir şekilde değerlendirmeye başlanılması, müşteri ve çalışan tatmin endekslerindeki düşüşler ve diğer finansal göstegelerdeki tehlike işaretleri ele alınıyor.

Özetle, şirketlerin kötüye gittiğini veya kötüye gitme riskinin arttığını belirlemek o kadar da güç değil. Yukarıda belirtilen konularda zaafiyeti olan şirketler bir an önce bunları tedavi etmeye başlamalılar.

Şirket “doktorlarına” iş işten geçtikten sonra değil, bu değişimleri bir an önce hayata geçirmek için başvurmak hastalıkların tedavisini kolaylaştıracaktır.

Düzenli olarak sağlık kontrolünden geçen insanlar erken teşhis ile daha kaliteli ve daha uzun yaşıyorlar. Aynı şekilde, yönetim biliminin gerektirdiği değerlendirmeleri zamanında yapan ve gerekli tedbirleri gecikmeden alan şirketler de daha karlı ve daha uzun ömürlü oluyorlar.