Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Göç ve İnsan Hakları

İnsan hakları, suçluluk nedeniyle ortaya çıkan sınırlamalar hariç, her insanın istediği zaman ülkesinden çıkabilmesini, istediği zaman da geri dönebilmesini gerektiriyor. Ancak, insanların başka ülkelere girebilmesi, hele o ülkelerde iş bulabilmesi önemli sınırlamalarla düzenleniyor. Demokrasinin ve adaletin temel ilkelerinden birisi olan fırsat eşitliği bir ülkenin vatandaşları arasında sağlanmaya çalışılırken, ülkeler arasında bu konuda bir serbesti sağlanması gündemde bile değil.

Buna rağmen ekonomik gerçekler nedeniyle her yıl 2-2.5 milyon kişinin ülkelerinden ayrılarak başka ülkelerde çalışmaya başlıyor. Vatandaşı oldukları ülkede yaşayıp, çalışanların toplamı yaklaşık 200 milyonu buluyor. Bir başka ifade ile her 35 kişiden birisi doğduğu ülkede değil, doyduğu ülkede yaşıyor. Göçmenler ayrı bir ülke olarak algılansa, dünyanın en büyük beşinci ülkesini oluştururlardı. Eğer bu konuda vize ve çalışma izni gibi sınırlamalar olmasa bu rakamlar büyük ölçüde katlanarak artardı.

Göçmenlerin kendi ülkelerine gönderdikleri para yılda $150 milyar doları aşıyor. Bu rakam gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere sağladıkları yardım miktarının birkaç katı düzeyinde. Dünyadaki yabancı sermayenin önemli bir kısmının da ister göçmen olarak, ister daha sonra başka ülekerin vatandaşlığına geçerek, isterse yatırımlarını başka ülekelerdeki fonları üzerinden yönlendiren o ülke ile ilgili geçmişi olan kişilerlce yapıldığı göz önüne alındığında, göçmenlerin aslında gelir adaleti açısından önemli bir rolü olduğunu ortaya koyuyor.

Son dönemlerdeki teknolojik gelişmeler göç konusunda da farklı trendlerin ortaya çıkmasına neden oluyor. İnsanların önündeki göç engelleri, insanlar yerine işlerin göçmesine neden oluyor. Artık sadece üretim fonksiyonları değil, ar-ge ve tasarım gibi düşünce fonksiyonları da kolayca ülkeleri terkedip, istediği ülekere yerleşebiliyor. İnsan göçünü veren ülkelere gönderilen paraların yerini, o ülkeye gelen işlerin yarattığı katma değer alıyor. Küresel şirketlerin taşeron hizmeti olarak işleri ülkeler arasında kaydırabilmesinin önünde pek de engel yok.

Ancak, göçmenlerin yerleştikleri topluma sadece katma değer yaratma konusunda değil, aynı zamanda kültürel çeşitlilik yaratma konusunda da önemli katkıları olduğu unutulmamalı. İnsanların yerine işler göçtüğünde bu faydadan mahrum kalınması önemli bir eksiklik. Örneğin, ABD’de en girişimci ruhu göçmenler taşıyor ve onların bu konudaki yaklaşımları toplumun diğer kesimlerinin de girişimcilik yetkinliğinin gelişmesine örnek ve yardımcı oluyor. Göçmen alma konusundaki performansı düşen ülkelerin daha tutucu oldukları ve gelişmekte olan alanlarda geri kalmaları önemli bir eksiklik olarak ortaya çıkıyor.

Örneğin, Avrupa Birliği’nde insanların ülke değiştirme konusundaki çekingenlikleri bütünsel bir Avrupa kültürü oluşturmanın önünde bir engel oluyor. Eğer, her Avrupa ülkesinde yaşayan diğer ülke vatandaşlarının oranı önemli ölçüde daha yüksek olsaydı, AB Anayasısının reddedilme olasılığı da önemli ölçüde düşebilirdi. Çeşitlilik ve farklılıklar yaratıcılığı ve girişimciliği artıran unsurlardır. Özellikle rekabet gücünü geliştirmek isteyen ülkeler bu nedenle doğru göçmen politikaları benimsemeye de önem vermeli.

Özetle, göç küresel gelişme, rekabet gücü, karşılıklı anlayış, kültürlerin birarada barış içinde yaşama kapasitesi gibi önemli konularda önemli faydalar sağlayan bir olgu. Ancak bu konudaki sınırlamalar ve son dönemlerdeki teknolojik gelişmeler ile ekonomik açılımlar insan göçünden çok daha fazla iş göçüne neden oluyor. Bu durum ise göçün ekonomik getirileri konusunda fayda sağlamakla beraber, kültürel ve toplumsal getirilerini sınırlandırıyor.