Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Gönüllü Toplumsal Katkı

Ekonomik kriz derinleştikçe dünyada sosyal destek ihtiyacı olan toplum kesimleri de genişliyor. Vaclav Havel’in dediği gibi “Dünyayı kurtaracak olan insan yüreği, insanın düşünme yeteneği ve insani sorumluluğudur.” Bu nedenle, toplumsal sorunları yüreğinde hisseden ve bu konuda çaba göstermek isteyenler konuya geniş bir bakış açısından yaklaşmalı. Çünkü, sorunların çoğu konuya daha çok kaynak ayırarak değil, kaynakları daha etkin kullanarak çözülebilir.

Toplum olarak kaynaklarını yenilikçilik ve yaratıcılık için kullananlar gelişme hızlarını artırarak başarılı oluyorlar. Projelere ve yeni girişimlere daha fikir aşamasında sağlanan finansmana da girişim sermayesi deniliyor. Girişim sermayesinin bolluğu test edilen fikir ve projelerin sayısını ve aralarından büyük başarılara ulaşanların çıkmasını sağlıyor.

Toplumsal sorunlara sahip çıkmak ve farklılık yaratmak için yola çıkan gönüllüler de girişim sermayesinden faydalanmaya başladılar. Bir başka ifadeyle sadece iş dünyasındaki yeni fikirler değil, aynı zamanda toplumsal sorunlara çözümler getirmeye çalışan projeler de girişim sermayesinden faydalanıyorlar.

İş dünyasında olduğu gibi kar amacı gütmeyen kurumlarda da girişim sermayesi sağlayan kişi ve kuruluşlar sadece bağış yapmakla yetinmeyip, projelerin başarılı olması için yönetimsel destek de sağlıyorlar. Çoğu kez bu destek projelerin başarısı için en az finansal destek kadar önemli. Özellikle gönüllü kuruluşlarda yönetim tecrübesi ve sistemleri özel sektördeki kadar gelişmemiş olduğundan bu desteğin önemi daha da artıyor.

Bağışçı olarak girişim sermayesi sağlayanların dikkat ettikleri bazı ortak özellikler var: (1) Projelerin gerçek bir ihtiyaca cevap vermesi; (2) Sağlanan bağışın güvenilir ve etkin bir yönetim kadrosu tarafından yönetilmesi; (3) İyi bir model oluşturulduğunda ekonomik olarak çağaltılma fırsatının olması; (4) Projenin dönemsel masraflarını karşılayacak gelir kaynaklarına sahip olması; (5) Proje sonuçlarının ve faydalarının düzenli olarak ölçülerek şeffaflıkla paylaşılması.

Ülkemizde de sosyal sorunların çözümünde bu anlayışın yerleşmesi önemli faydalar sağlayabilir. Ancak, öncelikle bağışçıların bağışlarını fiziksel yapılar oluşturmak üzere değil, soruna çözüm getirecek (belki de yeni bir fiziksel yapıya ihtiyaç duymayacak) projelere yönlendirme anlayışına gelmeleri gerekiyor.

İkinci anlayış değişimi ise gönüllü kuruluşların yönetimi ile ilgili: Vakıf ve derneklere zamanını ve/veya parasını bağışlayanların profesyonel kadroya ve yönetim sistemlerine yapılacak yatırımlara karşı cimri davranmaları bu kurumların gelişmesinin önünde önemli bir engel oluşturuyor. Örneğin ülkemizde de Eğitim Gönüllüleri Vakfının başarısı sadece topladığı bağışlarla değil, aynı zamanda geliştirdiği yenilikçi eğitim yaklaşımlarına da bağlıdır. Benzer şekilde, KalDer’in Ulusal Kalite Hareketi ile özel sektör, kamu sektörü ve gönüllü kuruluşların yönetim kalitesini artırma çabalarının temeli kaynkların daha etkin kullanılmasını sağlayacak bilginin paylaşılması ve kurumları bu yönde teşvik edilmesidir.

Değişim gerektiren üçüncü alan ise, bu tip kurumlarda sonuçlar yerine girdilerin başarı kriteri olarak kullanılması. Sağlanan faydanın yaygınlığı ve etkinliği ölçülmeksizin projenin başarısından söz etmek mümkün değildir. Dolayısı ile güç te olsa sonuçları ölçmek için ayrılacak kaynaklar, proje verimliliğini artıracak önemli bir girdi olarak görülmelidir.

Son olarak, iş hayatında olduğu gibi gönüllü kuruluşlarda da yeni fikirlerin test edilmesinde riskten korkmak, yaratıcılığı sınırlandırır. Bu konudaki anlayışımızı değiştirmek, denenmemişi denemek sosyal konularda önemli atılımların başlangıcı olabilir. Özel Sektör Gönüllüler Derneği’nin verdiği En Yaratıcı Gönüllülük Projesi Ödülü şirketlerin gönüllülük çalışmalarında bir toplumsal ihtiyacı belirleyerek buna yaratıcı ve kalıcı çözüm geliştiren projeleri teşvik etmeyi hedeflemektedir.

Özetle, toplumsal sorunlarla ilgilenmeyi sadece bağışta bulunarak değil, aynı zamanda sonuç odaklı yönetimsel destek de sağlayarak ve yenilikçi çözüm önerilerinin test edilmesini sağlayarak gerçekleştirmeliyiz. Toplumsal gelişme iş dünyasında olduğu kadar, gönüllü kuruluşlarda da iyi yönetim, yenilikçilik ve yaratıcılıkla sağlanır.