Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Güçlükten Güç Doğar

İnsanlar ve kurumlar karşılaştıkları güçlükleri bir şikayet veya bahane olarak kullanmak yerine kendilerine sunulan bir fırsat olarak gördüklerinde başarıyı daha kolay yakalayabiliyorlar. Çünkü güçlükler insanları yaratıcılığa yönlendiriyor ve yaratıcılık da başarı için önemli bir girdi oluşturuyor. Karşılaştıkları güçlükleri aşabilenler, o güçlüklerle karşılaşmamış olanlara göre daha donanımlı oluyorlar.

Örneğin, işleri daha yoğun olanlar zamanı daha etkin olarak kullanırlar. Türk iş dünyasının duayeni Vehbi Koç “Bir işi hızlı bir şekilde çözümlemek isterseniz, onun sorumluluğunu en meşgul olana verin” diyerek bu kavramı başka bir şekilde ifade ederdi. Hayatın nispeten daha yavaş aktığı bir kasabada randevuların günlerle ifade edilmesi (“Salı günü görüşelim”); hayatın daha hızlı aktığı bir şehirde randevu verilirken günün belli döneminin belirtilmesi (“Salı akşamüstü görüşelim”); hayatın daha hızlı aktığı bir ticaret merkezinde randevuların saat ile belirlenmesi (“Salı günü saat 16:00’da görüşelim”); ve hayatın en hızlı aktığı New York gibi kentlerde ise randevuların dakikalalarla ifade ediliyor olması (“Salı saat 16:00 ile 16: 20 arasında görüşelim”) işler yoğunlaştıkça zamanın ne kadar daha etkin olarak kullanıldığının bir göstergesidir.

Bir başka örnek olarak mekanın etkin kullanımını ele alabiliriz. Dünyada hem ürün tasarımında, hem de ev veya fabrika alanı kullanımında en etkin çözümlerin Japonlar tarafından bulunması hiç de sürpriz olarak alınmamalı. Sınırlı alanı olan bir adada bu kadar yoğunlukta yaşayan insanların bu güçlüğü aşmak için geliştirdikleri çözümlerin aslında genel anlamda verimliliği de geliştirmesi Japon rekabet gücünün önemli bir nedeni olarak karşımız çıkıyor.

İsveç ve Norveç gibi coğrafi şartları nedeniyle mobil iletişim ihtiyacı yüksek olan ülkelerin bu konuda dünyanın önde gelen şirketlerini (Nokia ve Ericcson gibi) geliştirmiş olması da ‘güçlükten güç doğar’ ilkesini ortaya koyan güzel bir örnektir.

Bunun yanısıra doğal zenginliklere sahip oldukları için daha az güçlükle karşılaşanların gerek rekabet gücü geliştirmek açısından, gerekse zor şartlarda başarıyı getirecek yetkinlikleri geliştirmekte geri kalmaları da ‘güçlük güç doğar’ kavramını pekiştiriyor.

Bu nedenle karşılaştığımız güçlükleri aşarken geliştirdiğimiz yetkinliklerin ve çözümlerin sadece o sorunu aşmaya yardımcı olacağı varsayımını yapmamalı, bu yaklaşımların dünya boyutunda rekabet gücü geliştirmek üzere başka hangi konumlarda uygulanabileceğini de düşünmeye zaman ve kaynak ayırmalıyız. Örneğin, “Türkiye’nin terörle mücadele de kullandığı yaklaşımlar, bugün dünyanın birçok yöresinde önemli bir sorun haline gelen bu konuda ülkemizin şirketleri ve kurumlarınca önemli bir rekabet avantajı olarak kullanılabilir mi?” sorusunu sormalıyız.

Türk şirketlerinin 2001 ekonomik krizinden çıkış için geliştirdikleri ihracat pazarları, ihracat artışında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında değerlendirilmemizi sağlıyor. Rusya gibi henüz tüketim malları ve dağıtım kanalları gelişmemiş ekonomilerde başarılı olanların, bu niteliklere uygun başka hangi pazarlar olduğunu sorgulaması ve bakış açılarını bu şekilde geliştirmeleri bu avantajdan daha da etkin olarak yararlanmayı sağlayabilir.

Özetle, ‘güçlükten güç doğar’ kavramını unutmamalı ve her güçlükten uzun süreli bir güç kazanarak çıkmayı ve bu şekilde geliştirilen yetkinlikleri (gücü) daha geniş alanlarda kullanmayı sağlayacak yaklaşımlar geliştirmeliyiz.