Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Güvenilirliğin Yedi İlkesi

Başkalarının kaynaklarını kullanan herkes, onların güvenini kazanmak zorundadır. Ülkemizde yaşanan derin kriz, ABD’de dünyanın en büyük şirketlerinden Enron’un iflası, Avrupa’nın en beğenilen şirketlerinden ABB’nin eski başkanı Percy Barnevik’in gözden düşmesi gibi olayların hepsi güvenin yitirilmesinden kaynakla nıyor.

Sadece, seçimle iş başına gelen siyasilerin ve kamu görevlilerinin değil, aynı zamanda halka açık şirketlerin ve toplumsal faaliyette bulunan gönüllü kuruluşların yöneticilerinin de geniş kitlelerin güvenini kazanmak için uymaları gereken yedi ilke var.

Bu ilkelere uymamak kişisel, kurumsal ve toplumsal güven kaybına ve ciddi krizlere yol açıyor.

Toplumsal hayatta başarı için, başta kamu görevi yapanlar olmak üzere, geniş kitlelerin kaynaklarını yönlendirme görevi üstlenenlere önemli sorumluluklar düşüyor. Bu sorumluluğu yerine getirirken yedi ilkeye uymak gerekiyor.

Birinci ilke, bu konumda olanların toplumun çıkarlarını kendi çıkarlarının önünde tutmaları. Bu, üstlenilen pozisyonun herkesce bilenen kayıtlı imkanlarının ötesinde bir mali çıkar sağlamamak demektir. Ancak, bunun ötesinde sadece kendisi için değil, yakın çevresi ve hatta kendisinin o pozisyona gelmesine katkıda bulunanlara da özel çıkar sağlanmaması demektir. Enron yöneticilerinin şirket faaliyet raporlarında belirtilmeyen ortaklıklarla şirketten özel imkanlar sağlamış olmaları, bu ilkenin açıkca çiğnenmesidir. Bu uygulama şirket hissedarlarının ceplerinden para almakla eşdeğer bir uygulamadır. Bu durumun açığa çıkmasıyla piyasların güveninin kaybedilmesi Enron’un çok kısa bir sürede hisse değerlerinin düşmesine ve iflasına neden oldu.

İkinci ilke, bu kişilerin kendilerini finansal olarak başkalarına bağımlı hale getirecek bağlantılara girmemeleri. Çünkü kendisini böyle bir duruma koyanların kararları toplumsal çıkar ile çatışan şekilde yönlendirilmeye de açık olabiliyor. Gerçekte kararların etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın, bu konuma düşmemek güven sağlamak açısından önemli. Dürüst olarak bilinen eski bir Fransız Başbakanı kararlarından fayda sağlayabilecek bir arkadaşından borç almış olmasının ortaya çıkmasıyla intihara sürüklenmişti! Dolayısyla, populist yaklaşımlarla önemli kamu görevi üstlenenlere sağlanan gelir imkanlarının kısılması, maalesef bu ilkenin çiğnenmesine yol açabiliyor.

Üçüncü ilke, tarafsız olunması. Kamusal niteliği olan işlerde karar vericilerin gerek atamalarda, gerekse ihalelerde o işi en iyi yapacaklara verme yükümlülüğü var. Bir toplumda seçimler, atamalar ve ihaleler, genellikle “bizden biri” mantığı ile yapılıyorsa, yönetim pozisyonlarına gelenler de kurumların misyonlarını en iyi şekilde yerine getirmekle değil, yalnızca kendini seçenlere, atayanlara ya da onların çevrelerine hizmet etmeye uğraşacaklar demektir. Bunun sonucu ise kurumsal başarısızlık ve toplumsal güvenin yitirilmesidir. Şeffaflığın ve güvenin esas olmadığı toplumlarda ise “bizden biri olmak”, en önemli seçim kriteri olmaya devam eder.

Dördüncü ilke, hesap verebilirlik. Bu konumlarda olanların kendilerini soruşturma ve araştırmaya açık tutmaları, gerek kendi çıkarları, gerekse yakın çevrelerinin çıkarları doğrultusunda değil, toplumsal çıkarlar doğrultusunda hareket ettikleri konusunda düzenli olarak hesap vermeleri onlara duyulan güveni artıracaktır.

Beşinci ilke, şeffaflık. Bu ilke verilen kararların sebeplerini açıklama zorunluluğu demektir. “Verdimse ben verdim.” yaklaşımı değil, neyin neden yapıldığını açıkca kamuoyu ile paylaşma yaklaşımının benimsenmesi demektir. Percy Barnevik’in emeklilik primi olarak aldığı yüksek tazminat kadar, bunun kontrol hissesisinin sahibi Wallenberg ailesinden başka, herkesden saklanmış olması da güven kaybının en önemli sebebi olarak gösteriliyor. Bu meblağı geçmiş başarılara bağlayan formül yönetim kurulu ile paylaşılmış olsaydı, bu güven kaybı olmazdı. Bu konuda yeterince şeffaflık gösterilmemiş olması diğer hissedarların haksızlık yapıldı suçlamasına fırsat tanıyor.

Altıncı ilke, açıklık ve dürüstlük. Yukarıdaki ilkelere uyum sağlamakla birlikte, kendileri veya yakın aile bireyleriyle ilgili olarak kendilerini çıkar çatışması görüntüsü verebilecek konumda bulanların, bu durumu deklare etmeleri ve gerçekten bir çatışma varsa kendilerni kararın dışında bırakmaları bu ilkenin esasını oluşturuyor.

Yedinci ve son ilke, bu ilkeleri yaşayarak örnek olmak. Bu ilkelere uyan, kendilerinde yarı tanrısal nitelikler görmeyen, tevazu sahibi liderler, hem üstlendikleri görevleri başarıyla ve toplumun güvenini kazanarak sürdürebiliyorlar, hem de kendilerinden sonra da kurumlarının geleceği için iyi birer örnek oluşturuyorlar.

Sadece, seçimle iş başına gelen siyasiler ve kamu görevlileri değil, aynı zamanda halka açık şirketlerin ve toplumsal faaliyette bulunan gönüllü kuruluşların yöneticileri de bu ilkelere uymalılar.

Toplumsal güveni kazanmak için yapılan işlerin sonuçları kadar, bu ilkelere uyum da önem taşıyor.