Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Hangi Davranışı Teşvik Ediyoruz

Toplumsal olarak teşvik ettiğimiz davranışların sonuçlarına katlanmak durumundayız. Birçok konuda doğru davranışları teşvik etmediğimizin farkına bile varmıyoruz.

Örneğin, ücretini yaptığı işin yüzdesi olarak alan bir mimarın inşaatla ilgili olarak vereceği kararlarda ekonomik olmayı mı seçeceği, yoksa estetik konulara mı odaklanacağını sorgulamıyoruz. Oysa, insanların belki de en önemli yatırmlarından birisi konut yatırımları. Bu nedenle, konut yapımında maliyetleri etkileyen en önemli kişilerden birisi olan mimarları nasıl teşvik ettiğimiz, aslında toplumsal olarak kaynakları ne kadar etkin kullandığımızı önemli ölçüde etkileyebilir. Yine konut alımlarında temel faktörün satın alma fiyatı olması ve konutun yaşam süresince kullanım masrafları konusunda bir bilginin standart olarak sunulmaması, genellikle evlerin enerji tasarrufu açısından yeterli yatırımın yapılamadığı mekanlar olmasına yol açıyor. Özellikle enerji fiyatlarının ve enerjide dış bağımlılığının çok yüksek olduğu bir ülkede kaynaklarımızı yeterince etkin kullanmamış oluyoruz.

Bir başka örnek olarak kamu sektöründe çalışanları ele alabiliriz. Her yönetici gibi kamu sektöründeki yöneticiler de sınırlı bilgiye dayanarak ve bazı varsayımlar yaparak kararlar almak durumunda kalıyorlar. Ancak, özel sektördekinin tersine aldıkları kararların sonuçları bir bütün olarak değerlendirmeye alınmıyor. Bu kararlardan çok az sayıdaki bile doğru çıkmazsa kamu sektöründe bu sonuç nedeniyle cezalandırılma olasılığı yüksek oluyor. Benzer bir şekilde kamu sektöründeki yöneticilerin çalışanları başarı düzeyine göre değerlendireceğine güvenilmediği için, herkese aynı ücreti veriyoruz. Dolayısıyla başarıyı ödüllendiremiyoruz. Unutmayalım ki, başarıyı ödüllendirmeyen sistemler, başarısızlığı, iş yapmamayı ödüllendirmiş olurlar. Bu nedenle, kamu sektöründe en ufak bir riski bile almaktan çekinen davranışlar teşvik edilmiş oluyor.

Devlet ihalelerinde devleti koruma güdüsüyle tüm hakların devletten yana olmasını talep eden ihale belgelerinin de aslında bu davranışla devlete zarar verdiğni pek algılamıyoruz. Tüm hakların tek taraflı olarak devletten yana olduğu anlaşmaların aslında yolsuzluğa yol açabileceğini iyi anlamalıyız. Çünkü dengesiz bir şekilde devleti korumak aslında anlaşmaları yönetecek kişilere tedarikçiler üzerinde büyük yaptırım gücü veriyor. Bu nedenle, ihalelere giren tarafsız kişi veya kurumlar bu risk primini fiyatlara yansıttıklarından devlete yakın olan ve bu riski farklı algılayanlara göre rekabetçi olamıyorlar. Oysa, sadece karar merciine yakın olanların rekabetçi olabildiği ihalelerde kamu yararını korumak güçleşiyor. Örneğin, henüz projesi net olarak bitirilmemiş işlerin ihale edilmesi durumunda devlete yakın olan kişiler izin aşamasında sağlayacaklarını düşündükleri avantajlar nedeniyle genellikle ihalelerde ön plana çıkabiliyorlar. Bu durum aslında haksız rekabet ortamı yaratarak projenin en ekonomik olarak gerçekleşmesini engelleyebiliyor ve kamuya maliyeti artırabiliyor.

Her ne kadar her meslek grubunda ve her türlü anlaşmada etik kurallara uyanlar kadar uymayanların da olmasını normal karşılamak gerekiyorsa da, verilen sistematik teşviklerin istenmeyen davranışları artırabileceğini de göz ardı etmemeliyiz. Bu nedenle, teşvik mekanizamalarını kurarken, işveren ile taşeronun çıkarlarını uyumlu hale getirebilmek ve anlaşmalarda dengeli bir yaklaşım sergilemek kaynakları verimli kullanmak açısından önem taşıyor.

Özetle, teşvik edilen davranışı gösterenlerin sayısı artar.