Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Hissedar Olarak Devlet

Ekonomik kriz dünyada birçok bankanın devletleştirilmesine neden oldu. Bunların arasında Fortis, Dexia gibi bizim daha önce özelleştirdiğimiz bankaların başka ülkeler tarafından devletleştirilmesi de var. Bu nedenle, dünyada devletlerin bu hissedarlık konumunu nasıl değerlendireceği önem kazanıyor. Devletlerin korumacı eğilimlere yönelmesi, rekabet ortamının bozulması, bürokrasinin artması gibi endişeler sıkça dile getiriliyor. Her ne kadar banakalar kaynak aktaran devletler en kısa zamanda bu kaynakların geri ödenmesini ve yarı hissedarlık rollerinden çıkmayı hedeflediklerini söyleseler de bunun gerçekleşmesi zaman alacak.

Devletler bu yeni rollerini üstlenirken Sarbanes-Oxley gibi yeni düzenlemelere gitmeyi de değerlendiriyorlar. Ancak, Enron sonrası gündeme gelen ve kurumsal yönetişim açısından yeni bir dönem açan Sarbanes-Oxley gibi kanunların bile bu finans krizinde yeterli olmadığı açıkça ortada. Aslında, bu kriz bir yönetişim krizi. Çünkü, krize neden olan finans kuruluşlarının yönetim kurulları ya şirketlerin üstlendikleri riskleri yeterince değerlendirme yeteneğinden yoksundular, ya da aşırı risk almayı denetleyecek dirayeti gösteremediler. Elbette, krizin tüm sorumluluğunu sadece bu şirketlerin yönetim kurullarına yüklemek doğru olmaz. Ancak, bu konuda ciddi bir zaafiyet olduğu da ortada.

Bu nedenle, bu şirketleri kurtarmak için kamu kaynaklarını kullanan devletlerin önceliği bu şirketlerin iyi yönetilmesi olmalı. Yönetim Kurullarına genel sınırlamalar koymak, yönetici maaşlarını sınırlamak gibi genel politikalar yerine, her kurum için o kuruma uygun yaklaşım sergilenmeli. Bu ise ancak, yönetim kurullarına o kurumun karşılaşacağı riskleri iyi anlayan, farklı perspektiflere ve deneyimlere sahip, yönetim kurulu üyesi olma yetkinlikleri üst düzeyde kişilerin atanmasıyla sağlanabilir.

Yönetim kurulları stratejik seçimlerin getiri-risk profili, performansın kısa ve uzun vade dengesi, çıkarların paydaşlar arasında adil olarak korunması, inisiyatif alma ve yenilikçiliği teşvik ile denetim ve kontrol fonksiyonları arasında dengeleri korumakla yükümlüdür.

Şirket yönetimi, şirketi hissedarlar ve hissedar olmayan diğer paydaşlar adına yönetmekle sorumludur. Ancak, yönetenlerle hissedarlar arasında herhangi bir çıkar çatışmasının oluşmasını önlemek ve yönetimin aldığı risklerin tutarlı ve dengeli olmasını sağlamak için şirketin iş alanını, rekabet durumunu iyi anlayıp dengeli kararlar alınmasını gözetmek gerekiyor. Kurumların sürdürülebilirliğini sağlamak için risk yönetimi ve iç/dış denetim değerlendirmeleri sağduyulu, adil ve değer artırıcı bir şekilde yapılmalıdır ve bu da ancak önemli bir deneyim birikimi ile gerçekleştirilebilir. Bu değerlendirmelerin şeffaf bir şekilde, karşılıklı sorgulama ile gerçekleştirilmesini sağlamak için, entelektüel bağımsızlık sergileyebilecek deneyimli ve sağduyulu üyelerden oluşmuş bir Yönetim Kurulu gerekir.

Elbette, bu şirketlerin yöneticilerine verilecek maaş ve primlerin doğru teşvik mekanizmaları oluşturmasına dikkat edilmeli. Kapitalizm başarıyı ödüllendirerek özendirir. Ancak sistemin dengesi için başarısızlığın da cezalandırılması gerekli. Büyük finans kurumlarının yöneticileri için tasarlanan başarı primi sistemleri, başarıyı kısa dönemler bazında değerlendirdiği için olasılığı düşük ancak etkisi büyük risklerin üstlenilmesini de teşvik ediyor. Bu durum ise uzun vadede toplumu büyük risk altında bırakıyor. Bu nedenle, başarı primlerinin ödeme sürelerini uzun vadeye yaymak risk-getiri dengesinin daha iyi kurulmasına yardımcı olur. Ancak, bu konuda populist baskılardan kaçınılmalı ve bu görev ilgili yönetim kurullarınca üstlenilmeli. Aksi takdirde, devletleştirilen kuruluşlarda geleceği hazırlayacak iyi yöneticileri tutmak mümkün olmaz. Değer yaratma odağı, hatadan kaçınma odağına dönüşerek bu şirketlerin aldıkları kamu kaynaklarını geri ödeyebilmelerini güçleştirir.

Özetle, hissedar ister özel, isterse devlet olsun kurumsal yönetişim konusunda iyi uygulamalar şirketlerin uzun vadeli değer yaratabilmesini yönlendirmek ve gözetmek için en temel araçtır.