Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Hoşgörünün Beşiği: Anadolu

Bugün dünyanın en çok ihtiyacı olan kavramlardan birisi de hoşgörü ve farklılıkların birarada yönetimi. İnsanlarin, kültürlerin, dinlerin ve fikirlerin yüzyıllardır bir arada varolduğu ve iç içe geçtiği Anadolu’da hoşgörü ve farklılıkları bir arada yönetme konusunda geniş bir deneyim var.

Anadolu, hoşgörünün ve farklılıkları bir arada yönetmenin hassas ayarlarına büyük katkılarda bulunabilecek bir tarihsel mirasa sahip. Örneğin, anne tarafından Bizans hanedanına mensup Selçuklu Sultanı II. Keykâvus’un sarayında Hıristiyan rahiplerle, Müslüman din yorumcuları arasında teolojik tartışmalar yaptırdığı kayıtlara geçmiş. Anadolu halkının dinsel ve kültürel içiçe geçişi öyle noktalara varmış ki, bazı Hıristiyan “martyr”lerin, başka bir deyişle dinsel şehitlerinin Türkler arasında zamanla “evliya” olarak algılanmaya başlandığını, mezarlarının “ziyaretgâh” olarak kabul edildiğini biliyoruz. Mevsimlik bayramlarda da böyle bir kaynaşma var. Hıristiyanların Aya Yorgi bayramları ile Müslümanların Hıdrellez bayramı aynı gün, 6 Mayıs’ta kutlanıyor.

Anadolu geleneğinde çok önemli bir yeri olan tasavvuf felsefesi, hoşgörü ve ahenge dayanır. Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Mevlana Celaleddin Rumi gibi büyük şair ve düşünürler farklılıkları bir zenginlik kaynağı olarak görmüşlerdir. Mevlana Celaleddin’in Konya yakınlarındaki bazı manastırları, sık sık ziyaret ettiği, sohbetlerine katılanlar arasında muhtelif Hıristiyan ve Yahudi cemaatlerinden kişilerin bulunduğu ve hatta İstanbul’dan bile rahiplerin onunla görüşmeye geldiği kayıtlara geçmiştir. 13. yüzyılda “Sen sana ne sanırsan/Ayruğa da – yani “öteki”ne de – onu san/ Dört kitabın manası/Budur eğer var ise” diye şiir söyleyen kişinin, büyük tasavvuf şairi ve düşünürü Yunus Emre olması bu nedenle bir tesadüf olamaz.

Bugünün şirket yöneticilerinin karşılaştıkları en önemli iki sorun yetenekli bireyleri cezbedebilmek ve birleşmeler, satın almalar, ortaklıklar kurma yoluyla sektörlerin yeniden yapılanmasını yönlendirebilmektir.

Yetenekli bireyleri cezbetmeye çalışırken, yaş grupları, cinsiyet, ulusal kimlik, dinsel aidiyet, etnisite ve cinsel tercih açılarından büyük farklılıklar barındıran gruplara ulaşabilmeliyiz. Pek cok ülke yetenekli insanları kuruluşlarına kazandırmayı olanaklı kılacak göç politikaları oluşturmak için yasalarını değiştiriyor. Ancak, bireyler yetenekleri ile birlikte bireysel geçmişlerini de beraberlerinde getiriyorlar. Dolayısıyla, eğer yetenekle ilgileniyorsak onların farklılıklarına da saygı duymalı, bu farklılıklara da hitap edebilmeliyiz. Çeşitlilik yaratıcılığı artırır. Farklılıkları ve çeşitliliği iyi yönetebilmek, şirket birleşmelerini ve işbirliklerini başarılı kılmanın önşartıdır.

İnsan genlerinin haritasının çıkarıldığı, bilgi işlemede akıllara durgunluk veren hızlara erişildiği, bedava internet hizmeti sayesinde sıfır maliyetli iletişimin ufukta görüldüğü bu çağda dünya üzerinde yaşayan altı milyar insanın herbirinin “küresel yönetişim” yapılarına katılma hakkını gündeme getirmek zorundayız.

İnsanları coğrafi sınırlara, ortak atalara ve dinsel inançlara göre ayıran tehdidin yanısıra bir de toplumsal konuma göre ayırımcılık uygulanması tehlikesi söz konusu. Bu bugünkü küreselleşme düzeyimize yol açan iletişim devriminin bir sonucu. Şu an dünyamızda en basit teknoloji de dahil olmak üzere bilgiye ulaşma konusunda ciddi bir eşitsizlik yaşanıyor. Dünyadaki her üç insandan birisi yani toplam iki milyar kişinin elektriği yok.

O halde şu gerçek bütün yalınlığıyla karşımıza çıkıyor: Bilginin ve iletişim araçlarının eşitlikçi bir paylaşımını başaramazsak insanlığı ayırımcılıktan, önyargıdan ve saldırganlıktan arınmış bir dünya hedefine taşıyamayız. Bu hedefe varabilmek için öncelikle çocuklarımıza neler öğreteceğimiz ve nasıl öğreteceğimiz konusunda bir reforma ihtiyacımız var. Bu nedenle, küresel önceliklerimizi yeniden gözden geçirmeli ve geniş insan kitlelerin dünya vatandaşı olarak eğitimini öncelikler listesinin başına koymalıyız. Eğer bu gerçekleşmezse insanlık, hem de global ölçekte, eğitimlilerle cahiller arasındaki fay hattı tarafından sarsılacaktır. Bu sözünü ettiğimiz fay hattının jeolojik olandan farkı, yerkürenin değil, günümüzün en değerli sermayesinin yani insan beyninin içinde olması. Bu nedenle de hem gözlenmesi, hem de onarılması daha güç.

Kısacası, farklılıklardan düşmanlıklar değil, yeni sentezler üretmek bizi zenginleştirir. Bu yönetim anlayışını iyi kavrayabilmek için Anadolu kültüründen faydalanmalı ve bu kültürü ihrac edebilmek için içerik geliştirmeliyiz. Bu nedenle, yalnızca farklılıkların bir arada yönetimi konusunda bilgimizi artırarak kendi kurumlarımızda daha iyi önderler olabilmeyi değil, aynı zamanda farklılıkların zenginliğinden faydalanarak kendimizi de daha iyi anlayabilmeyi ve daha olgun bireyler haline gelebilmeyi hedeflemeliyiz.