Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

İçinde Dünya Olmayan, Dünya İçinde Olamaz

Gelecek hafta gerçekleşecek olan Ulusal Kalite Kongresi’nin ana teması “Dünya Vatandaşlığı.” KalDer böylesine farklı konuları ele alarak düşünsel öncülük yapıyor. Dünya vatandaşlığı kavramının bizlere getirdiği yetki ve sorumlulukları iyi anlamak refah düzeyimizi geliştirmenin ve sürdürülebilirliği sağlamanın temelini oluşturuyor. Bu seneki Kongre teması da ülkemizdeki insanların ve kurumların bu anlayışı daha iyi anlayıp, yaşamlarına yansıtmaları amacıyla seçilmiştir. Çünkü, dünyada rekabet gücü elde edebilmek, dünyayı anlayıp, dünyanın sorunlarına çözümler üretebilmekle sağlanabilir. Ayrıca, dünya üzerindeki yaşamımızı sürdürebilmek için hepimizin aynı gemide olduğu bilinciyle karşılıklı sorumluluklarımızı algılayıp, buna göre davranabilmek gerekiyor.

İnsanlar hayatları boyunca içinde bulundukları konumlara göre farklı roller üstleniyorlar: çocuk, öğrenci, arkadaş, Boğaziçili/ Mülkiyeli/ Teknik Üniversiteli, sevgili/eş, baba/anne, çalışan, yönetici, gönüllü, Hıristiyan/ Müslüman/ Yahudi, Doğulu/ Egeli/ Karadenizli/ Trakyalı, Beşiktaşlı/ Fenerli/ Galatasaraylı, AKP’li/ CHP’li/ MHP’li, Amerikalı/ Rus/ Türk gibi. Çoğu zaman birden fazla rolü üstleniyor; üstlendiğimiz rollerden hangisine hayatımızda daha fazla zaman ayırıyor ve hangisini daha fazla benimsiyorsak kendimizi de o rolle tanımlıyoruz.

Her rol bize farklı sorumluluklar ve görevler yüklüyor. Her rolün gerektirdiği sorumlulukları ne derece iyi yerine getirebilirsek, o rol nedeniyle etkileşim içerisinde bulunduğumuz toplum kesimlerindekileri o kadar mutlu edebiliyoruz.

Ancak teknoloji gelişip, dünya küçüldükçe ve dünya nüfusu arttıkça belki hiçbir zaman göremeyeceğimiz insanlarla karşılıklı bağımlılığımız artıyor. Avrupa’daki yüksek aerosol kullanımı, Şili’de ozon tabakasının incelmesine ve kanserin artmasına yol açıyor. Brezilya’daki yağmur ormanlarının tahrip edilmesi, global ısınmaya ve bazı turizm cenneti adaların sular altında kalmalarına neden oluyor. Çin’deki SARS hastalığı Kanada’da bir şehrin karatina altına alınmasını gerektirebiliyor. İsviçre’deki bir teknolojik gelişme, Türkiye’de yaşam kalitesini etkiliyor. Amerika’da verilen 300 oy, Ortadoğu’daki barış sürecini etkiliyor.

Kısacası, hergün farkına varmadığımız, ama belki de milyonlarca insanı etkilediğimiz bir rolümüz daha var: dünya vatandaşlığı, yani insan olmak.

Kullanmak üzere yaptığımız ürün seçimlerimizle, ürettiğimiz çalışmalarla, yetiştirdiğimiz insanlarla, kişisel veya kurumsal maliyetini sıfır olarak düşündüğümüz konulardaki kararlarımızla, hatta verdiğimiz bir oy, bir imza ile dünyayı etkiliyoruz.

Gerek bireyler, gerekse kurumlar olarak “dünya vatandaşlığı” rolümüzü ne kadar çabuk benimsersek ve onun getirdiği sorumlulukları ne kadar iyi yerine getirebilirsek, dünyanın kaynaklarından da o kadar çok faydalanabileceğiz. Uluslararası finans ve insan kaynaklarını ülkelerine cezbedemeyenler refah düzelerini arttırmakta güçlük çekiyorlar. Ülkemizin yabancı sermaye girişleri açısından hakettiği yerin çok altında bir performansa sahip olmasına kızmak yerine tedbir almalıyız. Avrupa Parlementosu’nun aldığı haksız kararlara kızmak yerine dünya ile etkileşimimizi ve insanlığa kattığımız değeri arttırmalıyız. Onlar için vazgeçilmez olmalıyız.

Dünyayı kurumsal olarak etkileyeceğimiz en önemli araçlar küreselleşmiş şirketlerimiz, kültürel zenginliğimiz ve devletimiz. Dolayısı ile gerek bireyler, gerek şirketler, gerekse devlet olarak bakış açımızı ülke sınırları ile sınırlandırmamaya dikkat etmeliyiz.

Dünya vatandaşlığı bilincine varmak, dünya ile etkileşime, uluslararası kurumlarda temsilde etkinliğe ve uluslararası piyasalarda aranan markalar yaratmaya önem vermek demektir. Aynı zamanda üstlendiğimiz tüm rollerde kendimizi uluslararası performans göstergeleriyle değerlendirmek demektir.

Dünyanın nimetlerinden en çok faydalananlar, dünyanın varlıklarını en iyi koruyan, geliştiren ve dünyaya en çok değer katanlar olacak. Bir başka ifadeyle, kazananlar dünya vatandaşlığı rolüne önem verenler olacak.

Bilgi, iletişim ve lojistik sistemlerindeki önemli gelişmeler dünyanın küçülmesine yol açıyor. Bu nedenle ürün ve hizmetlerini en geniş kitleye sunabilme becersini gösteren şirketler farklı açılardan ölçek ekonomisi kazanarak rekabet güçlerini artırabiliyorlar. Örneğin, yeni teknolojik gelişmelerle üretimdeki ekonomik ölçekler küçülürken, ar-ge veya iletişimdeki ölçekler artıyor. Şirketler dünya vatandaşlığı kavramını anlayıp, hayata geçirdikçe farklı ürün ve hizmetleriyle her pazardaki müşteriye ulaşabilmeye başlıyorlar. Yeni ürün geliştirme hızları arttıkça, müşterilerin seçim yapma fırsatları geliştikçe ve yeni ürün geliştirme hızlarının artmasıyla müşteriler bilgi bombardımanı altında kaldıkça, en önemli pazar payı zihinlerdeki pazar payı oluyor.

Değer yaratmada başarılı olabilmek için bir taraftan dünyada oluşan yeni ihtiyaçları belirlemek ve bunları karşılamaya yönelik iş modelleri geliştirmek, diğer taraftan da kurum felsefesinin hedef kitle tarafından doğru olarak algılanmasını sağlamak gerekiyor. Ancak, algılama sadece kurumla sınırlı kalmayıp, o kurumun temsil ettiği ülkenin algılanmasından da etkileniyor.

Ülke olarak dünya vatandaşları nezdindeki zihin payımızı artırmak, onlar için değer yaratmakla, başarılı olmakla ve etkin iletişim stratejileri uygulamakla sağlanabilir. Bu nedenle, ülke tanıtımı meselesinin sadece duyurmak ve anlatmak değil, aynı zamanda, belki de daha önemlisi, dünyadaki gelişmelerin oluşmasına katkıda bulunmak olduğu bilincine kavuşmalıyız. Örneğin, AB ile ilişkilerimizi sadece AB vs Türkiye boyutunda değil, daha önemlisi AB’nin sorunlarına çözüm üretmeye katkı sağlama boyutuna taşımalıyız. Bu nedenle, AB think-tank’lerine en çok katkı yapan ülkeler arasına girmek, AB’nin en önemli sanat etkinliklerinde en ilgi çeken düzenlemeleri yapmak gibi konulara ağırlık vermek yerinde olacaktır. KalDer’in Ulusal Kalite Hareketi ile Türkiye’nin şirket ve kurumlarıyla EFQM’de en çok ödül kazanan ülke konumuna gelmesini sağlaması gibi faaliyetlerle ülkedeki başarıları Avrupa boyutuna taşıması gibi faaliyetlere öncelik vermeliyiz.

Benzer şekilde, dünya’da gelişen trendleri takip eden değil, onların oluşumuna katkıda bulunan ve Türkiye’deki “en iyi uygulamaları” dünyaya tanıtarak bu örneklerin dünya standartlarını oluşturmaya katkı sağlamasını gerçekleştirmeliyiz. Bu konuda ısrarlı, düzenli kaynak ayırmak Türkiye imajını geliştirmek açısından önem taşımaktadır. Kısaca, Türkiye’deki başarılı uygulamaları dünyanın gündemine taşımak ülke itibarımız açısından da çok önemli.