Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

İhracat İçin Kalite

Ülkemizin gelişmek için, istihdam yaratmak için kaynağa ihtiyacı var. Ülke potansiyelini hayata geçirebilmek için iç kaynaklarımız yetersiz. Bu nedenle dış dünyadan borçlanıyor ve yarattığımız sınırlı kaynakları faiz olarak ödemek zorunda kalıyor, büyümeyi ve gelişmeyi finanse etmekte zorlanıyoruz.

Ayrıca, en çok gündeme gelen konulardan birisi de yabancı sermayeyi cezbetmede performansımızı nasıl artıracağımız konusu oluyor. Oysa, en verimli kaynak özellikle ihracattan elde edilecek karlılıktır. Üstelik bu kaynağın gelecek üzerinde ekstra bir maliyeti de yok.

Yabancı yatırımlar açısından performansımıza bakıldığında, Türkiye’nin durumu hiç de iyi sayılmaz. Rakibimiz olan ve bizimle yarışan Çin, Meksika, Brezilya ve Kore’nin sağladığı yıllık 100 milyar dolarlık daha fazla yabancı yatırımı bir yana bıraksak bile, ülkemiz geçen yılki performansıyla Romanya’nın, Cezayir’in ve Malta’nın gerisinde kalıyor. Bir yılda ülkemize gelen yabancı sermaye bir milyar doların altında.

Diğer yandan eskiden neredeyse sadece tarım ürünlerinde oluşan ihracatımız son dönemlerde %80’inden fazla bir oranda sanayii ürünlerinden oluşur hale geldi. Bu durum sevindirici olsa da, dikkat edilmesi gereken bir başka husus var: İhracatımızdan ne kadar katma değer elde ettiğimiz konusu.

Maalesef ihracat düzeyi ve kompozisyonundaki gelişmeleri katma değer elde etmede gösteremiyoruz. Katma değeri, ihracat için bize üretim tesisleri satan, marka ve teknoloji üreten veya ürünleri sattığımız ülkelerde dağıtım kanallarına sahip olanlar elde ediyor.

Üretim kalitesinde ulaştığımız düzeyi, yönetim kalitesi konusunda da yakalamalıyız. Toplam Kalite Yönetimi’nin temel ilkelerinden birisi de, “ölçülmeyen performans iyileştirilemez” ilkesidir. O halde performansımızı nasıl ölçeceğiz? En gerçekçi kriter, kendimizi geçmişimizle kıyaslamak değil, rakiplerimizle karşılaştırmaktır. Konuya ülke baznda baktığımızda da performansımızı diğer ülkelerle karşılaştırarak ölçmeliyiz.

ABD’de 80’lerin sonrasında Toplam Kalite Yönetimi’ni uygulamakla önemli atımlar gerçekleştirildi. Bunun sonucunda 1995’e kadar yılda yüzde 1.4 olarak seyreden verimlilik artışının, son yıllarda yüzde 2.9’lara çıktı.

“Bu verimlilik artışındaki yükseliş nasıl gerçekleşiyor?” sorusunun cevabı ise ilginç:

1. 1. Sürekli olarak yüzde 10’un üzerinde seyreden yatırım harcamaları;

2. 2. Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarına verilen önem ve risk sermayesi ile yaratıcılığın finansmanı (“sermayenin demokratikleşmesi”);

3. 3. Toplam Kalite Yönetimi ve sürekli iyileştirme;

4. 4. Çalışanlara yeteneklerini geliştirmek için yapılan eğitim yatırımları ve çalışanların yetkilendirilmeleri;

5. 5. Uluslararası yeteneklerin cezbedilmesi için uygun kültürel ve politik ortam.

Görüldüğü gibi zenginliğin ve başarının formülü basit: finans kaynaklarının yaratıcılığa, teknolojiye ve eğitime yönlendirilmesi ve Toplam Kalite kültürünün toplumun her kesimi tarafından benimsenerek uygulanması.

Üzerinde hassasiyetle durmamız gereken bir başka konuda, iletişim ve marka oluşturmaktır. Ülkemizin marka değeri, ihracatımızdan elde edilen katma değerin yükseltilmesi için önemli bir araçtır.

Bilgi, iletişim ve lojistik sistemlerindeki önemli gelişmeler dünyanın küçülmesine yol açıyor. Şirketler farklı ürün ve hizmetleriyle her pazardaki müşteriye ulaşabilmeye başlıyorlar. Yeni ürün geliştirme hızları arttıkça, müşterilerin seçim yapma fırsatları geliştikçe ve yeni ürün geliştirme hızlarının artmasıyla müşteriler bilgi bombardımanı altında kaldıkça, en önemli pazar payı zihinlerdeki pazar payı oluyor.

Ülke olarak dünya vatandaşları nezdindeki zihin payımızı artırmak, onlar için değer yaratmakla, başarılı olmakla ve etkin iletişim stratejileri uygulamakla sağlanabilir. Değer yaratmada başarılı olabilmek için bir taraftan yeni ihtiyaçları belirlemek ve bunları karşılamaya yönelik iş modelleri geliştirmek, diğer taraftan da kurum felsefesinin doğru ve yaygın olarak algılanmasını sağlamak gerekiyor. Ancak, algılama sadece kurumla sınırlı kalmayıp, o kurumun temsil ettiği ülkenin algılanmasından da etkileniyor.

Ülkelerin algılanması ise, o ülkenin sunduğu ürün ve hizmetler için bir üst marka oluşturur. Örneğin, BMW veya Mercedes’in oluşturulmasına katkıda bulunduğu “Almanya” markası o ülkenin diğer ürünlerine de yansımaktadır. Son dönemlerde Türkiye çeşitli uluslararası başarılarla marka oluşturma yönünde gelişmeler kaydetmeye başlamıştır: Tarkan, Galatasaray, Milli Futbol takımımızın dünya üçüncülüğü ve 12 Dev Adam bu konuda ülkemize önemli katkıda bulundular.

Ancak, daha önemlisi dünya pazarlarına kendi markalarımızıla sunduğumuz ürünlerin yarattığı farklılık olacaktır. Bu açıdan Efes, Mavi Jeans, Zeki Triko, Ram Store markalarının ülke markası üzerindeki etkileri de yadsınamaz. Bu gelişmelere rağmen, bugün dünyada başarılı bir “Türkiye” markası oluşturabildiğimiz söylemek güçtür.

Halbuki, ülkelerin ekonomik gelişmelerinin bir göstergesi de sahip oldukları dünya markalarıdır. Bugün sadece A.B.D., Almanya, Japonya değil, Taiwan, Kore ve Finlandiya şirketleri de dünya markaları yaratmaya özen gösteriyor. Bu çalışmalarla sadece bugünkü ürünlerini pazarlamada başarılı olmakla kalmıyor, aynı zamanda gelecekteki rekabet güçlerini geliştirmeye de yatırım yapmış oluyorlar. Sermaye piyasalarından daha avantajlı kaynak sağlıyor, daha nitelikli çalışanları firmalarına cezbedebiliyorlar.

Ekonomik gelişmemizi hızlandırmak ve kalıcı hale getirebilmek için, ülkemizde yönetim kalitesini geliştirmeyi ve Türkiye’den de dünya markaları çıkarmayı başarmalıyız.

“Türkiye”yi dünya markası haline getirmek refah düzeyimizin artmasını sağlayacaktır.

Yaşam kalitemizi artırmak için toplumdaki her kurumun yönetim kalitesini artırmalı, kaynaklarımızı verimli kullanmalı ve her konuda uluslararası karşılaştırmalarda başarılı olabilecek yenilikçilik ve yaratıcılığı göstermeliyiz. Bu anlayışı hayata geçirerek topluma örnek olacak kişi ve kurumlara destek vermek hepimizin görevidir.