Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

İstihdamı Geliştirmek

Türkiye’nin en önemli sorunu istihdam sorunudur. Çeşitli tahminlere göre geçtiğimiz bir yıl içinde işsizler ordusuna katılan 1.5-2 milyon kişiyle birlikte işsiz sayısı 5 milyon kişi kadardır. Çalışabilir nüfusun yaklaşık beşte birini oluşturan bu rakamlarla, Avrupa’nın en büyük işsizlik oranına sahip ülke konumundayız. Üstelik bu rakamlar, büyük ölçüde genç yaşta emekli olup da çalışmayanlarla, ‘‘eksik istihdam’’ olarak tanımlanan fakat ‘‘çalışıyor’’ olarak kabul edilen çalışabilir nüfusun %10’una yakın kişiyi de kapsamamaktadır.

İstihdamı engelleyen en önemli unsurlurdan biri vergi mevzuatıdır. Çalışanlar için kaynağında alınan vergiler, “Gelir Vergisi” olmaktan çıkıp “İstihdam Vergisi” haline gelmiştir. Türkiye’de üretimde çalışan bir işçinin ücreti üzerindeki vergi yükü %26 civarındadır. Sosyal güvenlik primleri ile birlikte değerlendirildiğinde, kalifiye beyaz yakalı personelde bu oran %50’yi aşmaktadır. Türkiye, OECD ülkeleri içinde işçi ücretlerini bu denli vergilendiren sayılı ülkelerden biri konumundadır. Sonuç, kaçakların artması ve istihdamdan tasarruftur.

İşsizliğin azaltılması için yalnızca ekonominin büyümesini beklemek yeterli olmayacaktır. Dolayısıyla, makro hedeflerden ödün vermeksizin vergi mevzuatını değiştirmenin güçlüğü de göz önüne alınarak, en azından belli bir tarihten sonra sağlanan ek istihdamın üzerindeki vergi yükü önemli ölçüde azaltılmalıdır.

Türkiye’nin büyümesi için gerekli yabancı sermayenin cezbedilmesi gereklidir. Özellikle, kısa dönemde istihdam artıracak öncü yabancı sermaye yatırımlarına belli bir dönem için bonkör teşvikler verilmesi ülke çıkarınadır.

Bu bağlamda, kurulması planlanan İrlanda modeli “yatırım ajansının”, Almanya’nın birleşmesi sırasında kurulan “Treuhandanstalt” modelinin özelliklerini taşıması faydalı olacaktır. Bu özellikler şu şekilde özetlenebilir: (i) sınırlı bir süre için kurulmuş olması, (ii) geniş yetkilerle donatılmış olması, (iii) özel sektörde başarısını ispatlamış, güvenilir bir yönetime teslim edilmesi, ve (iv) performans kriterinin işlem bazında “yanlışların” hesabını sormak değil, verilen süre içinde sağlanan yabancı sermaye girişi ve istihdam artışı olarak belirlenmesi.

Ayrıca, istihdamı geliştirebilmek için:

a)Sadece mevcut işlerin büyümesi yeterli olmayacaktır, yeni şirket kuruluşlarının ve girişimciliğin teşvik edilmesi gereklidir.
b)Sanayinin üretim maliyetini düşürecek önlemler alınmalıdır.
i. Finansman maliyeti (İstikrarlı hükümet ve ekonomi yönetimi – ülke riski)
ii. Enerji maliyeti
c)Uzun vadeli finansman kaynağı yaratmak için sermaye piyasalarının gelişmesi sağlanmalıdır.
i. Hisse ve şirket tahvili ihracı için teşvik ve uygun ortam
ii. Bireysel emekliliğe acilen ve büyük hacimle geçilmesi
d)Kısa vadeli finansmanın maliyeti çok yüksektir, maliyet düşürücü ve miktarını artırıcı değişimlere öncelik verilmelidir.
i. Bankaların daha ucuz kredi vermesini sağlayıcı (munzam karşılıkta azalma gibi)
ii. Bankaların daha çok kredi vermesini sağlayıcı (kısa vadeli kamu borçlanmasını azaltmak gibi)
iii. Şirket finansman bonosu piyasasının yaratılması
e)Devletin sanayi teşvik politikası seçici olmalıdır.
i.Stratejik önemde sektörlere teşvik (yazılım, donanım, eğitim, vb)
ii.Tüm sektörleri besleyen sektörlere teşvik (finans, enerji, iletişim, yazılım, donanım, nakliyat, lojistik)
iii. Uluslararası marka yaratımına destek için teşvik (Vestel, Tat, vb global ölçekte kapasiteye sahip ancak henüz global marka oluşturamamış şirketler)
iv. Katma değeri yüksek bilgi ve teknoloji üretimini destek için teşvik (belli konularda dünyanın en iyi yüz bilim adamından en az beşini ülkemize cezbedecek yatırımlar, uluslararası patent alınması gibi)

Türkiye ekonomisi tarihinin hiçbir döneminde istihdam ile makro dengeler arasındaki çelişkileri bu denli yoğun yaşamamıştı. Bugün için kurulmuş görünen denge, yukarıda belirtilen tedbirlerle büyüme ve istihdam artışı yönünde değişmez ise programın sürdürülebilirliğinin tehlikeye düşebileceği unutulmamalıdır.