Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globally recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

İyi Liderleri Seçebilmek

İster siyasette, ister iş dünyasında, isterse gönüllü kuruluşlarda lider seçiminde ne kadar başarılıyız?

Yönetim pozisyonları için bireysel veya kollektif olarak yaptığımız seçimlerde kullandığımız kriterler, önemli ölçüde toplumsal başarıyı etkiliyor. Bu seçimlerimizde önceliği kendimize yakın hissettiklerimize mi veriyoruz? Yoksa, o işi en iyi yapacak olanlara mı? Bizim için bir işe akrabalarımızı, hemşerilerimizi, partililerimizi, ırkdaşlarımızı, dindaşlarımızı veya arkadaşlarımızı yerleştirmek mi önemli? Yoksa, o işi yapmakta en ehil olanları mı?

Teorik olarak belki çoğumuz, “Tabii ki, belli bir işi en iyi yapacakları seçmemiz gerekir” diye düşünebiliriz. Ancak, kabul etmeliyiz ki ülkemizin belki de en önemli sorunu toplumun her kesiminde yapılan seçimlerde “bizden biri” olma kriterinin, “en iyi” olma kriterinin önüne geçmesidir.

Bir toplumda seçimler ya da atamalar, genellikle “bizden biri” mantığı ile yapılıyorsa, yönetim pozisyonlarına gelenler de kurumların misyonlarını en iyi şekilde yerine getirmekle değil, yalnızca kendilerini seçenlere, atayanlara ya da onların çevrelerine hizmet etmeye uğraşacaklar demektir. Böyle bir toplumda her seviyedeki yöneticiler, ellerindeki toplumsal imkanları toplumun genel çıkarları doğrultusunda kullanmak yerine, kendilerini bir üst düzeydeki pozisyona taşıyacaklarına inandıkları kişilerin çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışırlar. Kısacası, rüşvet toplumun dokusuna işler.

Bunun sonucu ise kurumsal başarısızlık ve toplumsal güvenin yitirilmesidir. Şeffaflığın ve güvenin esas olmadığı toplumlarda ise “bizden biri olmak”, en önemli seçim kriteri olmaya devam eder. Bu kısır döngü, aynı zamanda insanların işlerini daha iyi yapabilmek için kendilerini geliştirmek yerine, kendilerine çevre edinmeye odaklanmalarına yol açar ve toplumsal gelişmeyi de engeller.

Osmanlı İmparatorluğu’nun başarılı ve uzun geçmişini açıklayan faktörlerden biri de Ermeni’sinden Arnavut’una kadar çeşitli etnik/dinsel kökenlerden “en iyi” olanları en üst pozisyonlara kadar getirme bilincidir.

Benzer şekilde, bugün A.B.D.’nin başarı faktörlerinden biri de göçmen politikasını, “en iyi” olanları cezbetmek üzere kurmuş olmasıdır. Başarılı global şirketlerin de ırk, din farkı gözetmeksizin alanlarında “en iyi” olanlara daha geniş olanaklar tanıma politikaları, yüksek performanslarını etkileyen en önemli faktörlerden biridir.

Doğru liderleri seçebilmek için öncelikle kurumun hedefini ve o hedefin gerçekleştirilmesi için gerekli yetkinlikleri iyi tespit etmek gereklidir. Örneğin, kuruluş aşamasındaki bir şirket ile, gelişme aşamasını tamamlamış bir şirket için farklı özelliklere sahip liderlere ihtiyaç vardır. Dolayısyla, mesele sadece “en iyi”yi seçmek değil, aynı zamanda gerçekleştirilecek iş için “en iyi” seçimi yapmaktır.

Araştırmalar insanların “en iyi”nin seçiminde çoğu kez yanıldıklarını gösteriyor. Seçimlerde liderlik için gerekli özellikler yerine farklı özelliklere ağırlık verildiğini gösteriyor.

Örneğin, insanlar topluluk önünde iyi konuşma yapabilme yeteneğini gereğinden fazla önemsiyorlar. Halbuki, liderlik için toplum önünde iyi konuşma yeteneği kadar önemli bir başka konu da teke tek kalındığında karşısındakini ikna edebilme, kazanan koalisyonlar kurabilme yeteneğidir. Bu yetenekler toplum önünde konuşma kadar kolay izlenemediğinden gereği kadar önemsenmiyor.

İnsanların, liderlik ile belirgin bir ilişkisi olmayan yakışıklılık, güzellik ve uzun boyluluk gibi özelliklere de önem verdikleri gözleniyor!!

Uyumlu bir takım oyuncusu olmaya da gereğinden fazla önem veriliyor. Halbuki bir çok kez uyumluyu seçmek, esen rüzgarlarla fikir değiştiren veya uyum için çevresine güçsüz kişileri toplayan kişilerin liderlik konumuna gelmesini sağlıyor!

Problem çözme yetenekleri de liderlik ile gereğinden fazla bağdaştırılyor. Oysa, liderlik için geçmişin problemlerini çözme yeteneğinden çok, geleceğin fırsatlarını yakalama yeteneği daha önemlidir. Dolayısıyla, uzun vadeli stratejik düşünce yeteneği çok daha önemli bir yetkinliktir.

Lider seçiminde özellikle dikkat edilmesi gereken dört ana konu var: (i) Ahlak ve etik kurallarını sindirmiş olması, dürüstlüğü; (ii) Bilgiyi ve beklentileri etkin bir şekilde paylaşma ve ikna becerisi; (iii) Sağduyulu analiz ve stratejik düşünce yeteneği; (iv) Takım seçme, geliştirme ve motive etme yeteneği.

Bu özellikleri test etmek için lider adaylarının geçmişini sadece başarılarıyla ve başarızılıklarıyla değil, aynı zamanda davranış biçimleri açısından da irdelemek gerekir. Geçmişinde hiç hata yapmamış olanların, hiç iş de yapmamış olabileceği unutulmamalıdır.

Adayların dürüstlük açısından değerlendirilmesinde, bilgiyi yanıltıcı şekilde kullanıp kullanmadığına, gerektiğnde birlikte çalıştıklarının tanınmasına fırsat verip vermediğine, fikrlerinin arkasında durma gücüne bakmak faydalı olur.

Adayın iletişim ve ikna kabiliyeti için daha önce beraber çalıştığı kişilerin saygısını ve güvenini kazanıp kazanmadığına bakmak gereklidir. Mesajlarını dinleyici kitlesine göre uyarlama yeteneği de izlenmelidir.

Lider adayının çevresindeki gelişmeleri, trendleri okuyabilme, bunları analiz ederek stratejik düşünme yeteneği, ve belirsizlikte kararsız kalmama becerisi de denemiş olmalıdır.

Lider adayının kendisinden daha yetenekli insanlarla çalışabilme becerisi, takım içindeki farklılıkları yönetebilme yeteneği, belli sorumlulukları delege edebilme ve denetleme becerisi, çevresindekilerin gelişmeleri için yatırım yapma ve örnek olarak öğretme yetenekleri de test edilmiş olmalıdır.

Gerek demokratik seçimlerle, gerekse atamayla yönetim pozisyonlarına getirdiklerimizde aradığımız en önemli özellik onların yetenekleri olmalı. Bizden farklı olanların getirebileceği zenginlikleri kavrayabildiğimizde ve seçimlerimizde yetkinliği temel aldığımızda, toplumsal başarı için önemli bir adım atmış olacağız.

Lider seçiminde kriterimiz “bizden biri” olma veya “hoş ve cazip” görünme değil, “kurumsal misyonu en iyi şekilde gerçekleştirecek kişi” olmalı.