Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Kamu Müdahalesi ve Strateji

Ülkemizde düzenleyici ve denetleyici kurulların rolü her geçen gün artıyor. AB süreci ile birlkte yükselen bu trendin ilk adımlarından birisi Rekabet Kurumu’nun oluşturulması ile atıldı. Bazı büyük şirketler Rekabet Kurumu’nun kurallarına uyum için hazırlıklar yaptıysa da, birçok şirket henüz rekabet kurallarını stratejik bir avantaj olarak kullanamıyor. Önümüzdeki dönemde yatırımlarını enerji, telekom gibi çok büyük ve önemli piyasalara yönlendirmeyi düşünen şirketler sadece Rekabet Kurumu’nun değil, aynı zamanda Telekom Kurumu ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu gibi düzenleyici ve denetleyici kurullarla birlikte yaşamayı öğrenmeleri gerekiyor.

Şirket stratejilerini büyük ölçüde etkileme potansiyeline sahip olan düzenleme ve denetleme kurallarını ve potansiyel değişiklikleri yakından takip edebilmek ve starateji geliştitrirken gözönüne alabilmek bu gibi sektörlerde önemli bir yetkinlik olarak öne çıkıyor. Üstelik, kamu müdahalesi sadece düzenleyici ve denetleyici kurullarla da sınırlı değil, örneğin ilaç sanayi sağlık büyük ölçüde sağlık bakanlığı politikalarına bağlı olarak gelişiyor. Basel II gibi dünyadaki düzenlemeler bankacılık sektöründeki stratejilere yansıyor.

Çok çeşitli sektör üzerindeki kamu müdahalesini kaçınılması gereken bir olgu olarak değil, şirketler ile toplum arasındaki bir sosyal kontrat olarak algılamak ve toplumsal değişimlerin veya şirketler açısından ortaya çıkan bazı aşırılıkların dengelenmesi taleplerinin bu kontratlara yansımasını doğal görmek gerekiyor. Bu nedenle, örneğin çevre konusundaki duyarlılıklara sosyal sorumluluk çerçevesinde cevap vermeyen endüstrilerin, daha kısıtlayıcı düzenlemelerle karşılaşmaları, bankacılık sektöründe yaşanan aşırılıkların çeşitli düzenlemelerle kontrol altına alınmaya çalışılmasını bir toplumsal talebin sonucu olarak görmek gerekiyor.

Kamu müdahelesinin bu kadar önemli sonuçları olmasına rağmen birçok şirket bu konuyu Ankara temsilcisinin ve/veya avukatlarının dar alanında değerlendiriyor ve üst yönetimin, stratejinin temel unsuru olarak algılamıyor. Oysa, düzenlemelerin teknik, ekonomik ve sosyal boyutları gözönüne alınarak stratejik düşüncenin temel unsurlarından birisi olarak değerlendirilmesi daha etkin stratejilerin geliştirilmesi açısından büyük önem taşıyor. Bunun yanısıra, en üst yönetimin konuyu sadece bir kurul veya bir bürökratik birim ile ilgili olarak algılaması yerine konu ile ilgili tüm paydaşları ve onların çıkarlarını dengeleyecek bir yaklaşım olarak benimsemesi arasında önemli farklar oluşuyor. Özetle, toplumsal beklentiler bir noktada politik talepler olarak şekilleniyor ve konunun tüm boyutları ele alınmaksızın, çeşitli koalisyonlar kurulmaksızın şirketlerin geleceğini bu derece önemle etkilyen konularda aktif bir katılımcı olmak mümkün olamıyor.

Bu nedenle, bu konuda başarılı olan şirketler gelişmekte olan düzenleyici trendleri, toplumsal beklentileri ve bunların şirketin geleceğine olan potansiyel etkilerini belirleyen risk profili çalışmaları hazırlıyorlar. Bu hazırlıkların aynı zamanda çeşitli paydaşların beklentilerini ve çıkarlarını da gözetmesini, bunlar arasında denge oluşturabilecek yaklaşımlar geliştirilmesini sağlamaya çalışıyorlar. Bu konuda başarılı olabilmek için toplumla yapılan (yazılı olmasa da) sosyal kontratı iyi anlama ve yönetme konusunu en üst düzeyde ele alıyorlar.

Özetle, karşılıklı bağımlılığın arttığı bir ortamda toplumsal beklentiler ve çıkarlar kendilerini kamunun düzenlemelerine ve denetlemesine yansıtıyor. Dünyadaki trendler de ülkemize daha hızla yansıyor. Bu nedenle, birçok sektörde çevre şartlarını iyi algılamak ve kamu müdahelelerini göz önüne alarak geleceğe bakabilmek ve çeşitli paydaşlarla kurulan koalisyonlarla bu düzenlemelerin sağlıklı olarak ortaya çıkmasına katkıda bulunmak önemli bir stratejik öncelik haline geliyor.