Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Kamu Yönetimi Reformu

Devletin rolü sadece ülkemizde değil, bütün dünyada tartışılıyor. Bu tartışma kamu otoritesinin en azından beş sorumluluk alanında etkin görev yapması gereğini ortaya koyuyor: (1) Hukukun üstünlüğünün geçerli kılınması, (2) Piyasa ekonomisinin her hangi bir oyuncuya çıkar sağlayıcı şekilde bozulmasına neden olacak müdahalelerden kaçınılması ve makroekonomik istikrarın korunması, (3) Temel altyapı ve eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik programlarına yatırım yapılmasının sağlanması, (4) Toplumun çocuklar, yaşlılar, özürlüler gibi zayıf kesimlerinin yaşamsal haklarının korunması, (5) Çevre gibi konularda gelecek nesillerin haklarının korunması.

İnsanların bir toplum olarak yaşamlarını bir arada sürdürebilmeleri ve refah düzeylerini geliştirecek fırsatlara sahip olabilmeleri için etkin bir kamu otoritesine gerek var.

Dünyanın çeşitli ülkelerine baktığımızda, her ne kadar küçülmesi gündemdeyse de kamu sektörünün, ekonominin en az %30’unu oluşturmakta olduğunu görüyoruz. Geri kalanının üzerinde de düzenleyici rolü nedeniyle önemli etkisi var. Böylesine belirleyici bir rolü olan bir yapının verimli işleyişi, toplum yaşamı açısından büyük önem taşıyor. Dolayısıyla, hedef “minimal devlet” değil, “etkin devlet” olmalı.

Kamunun etkinliğini artırmak için devletin düzenleme ve denetleme faaliyetlerinde katılımcı bir anlayışı benimsemesi, hizmet sunduğu alanlarda rekabetçi piyasa yapısından faydalanması, ve önceliklerin tespitinde vatndaşın sesini dinleyici mekanizmalar oluşturması gerekiyor.

Ülkemizdeki vatandaşların yaklaşık %75’i, başka bir deyişle, dörtte üçü mutsuz. AB ortalamasına baktığımızda bu oran %17. Gelir dağılımına baktığımızda 104 ülke arasında 70. sıradayız. Yolsuzluk konusunda ise 99 ülke içinde 54’üncüyüz. Yabancı yatırımcıları cezbetme düzeyimize baktığımızda, durumumuz içler acısı. Rakibimiz olan ve dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olma yolunda bizimle yarışan Brezilya ve Kore’nin sağladığı yıllık 40 milyar dolarlık yabancı yatırımı bir yana bıraksak bile, ülkemiz geçen yılki performansıyla Romanya’nın, Cezayir’in ve Malta’nın gerisinde kalıyor.

Martin Luther King diyor ki, “Toplumu koruyan, gerçekte o toplumdan bir beklentisi olan insanlardır. Büyük bir bölümü o toplumdan hiçbir beklentisi olmayan insanların oluşturduğu bir toplumsal yapı inşa etmekten daha büyük bir tehlike olamaz.”

Ülkemizde insanlarımızın dörtte üçünün yaşamından memnun olmaması, önemli değişikliklere açık olmamız gerektiğini ortaya koyuyor.

Yolsuzluk kadar önemli bir başka konu daha var; o da, popülizm kaynaklı savurganlık. Devlet Planlama Teşkilatı’nın gerçekleştirdiği bir çalışmaya göre, 1980 ile 1996 arasındaki projelerin planlanan tamamlanma süreleri, 3.5 ila 5.5 yıldı. Oysa pratikte bu projeler 9-15 yıl arasında değişen sürelerde tamamlanabildi. 2000 yılı için planlanan 5 bin proje için ayrılan kaynaklar göz önüne alındığında, bunların 10 yıldan önce bitirilmesi mümkün değil.

Dolayısıyla, sadece yolsuzlukların değil, verimsizliklerin de üzerine gitmeliyiz. Her ilde bir üniversite, her ilde bir havaalanı yapma çabası, hayali çok güzel. Ama kaynaklarımızı odaklı kullanmadığımız zaman, bunlardan uzun seneler yeterli verim alamadığımızı da unutmamamız gerekir.

Ülkemizde de değişimi geciktirmek sadece maliyeti artıracaktır. Ancak değişimi sağlarken sadece insanlara değil, aynı zamanda sisteme bakmak gerekir. Sistemimizin önemli zaafları var.

Öncelikle sistemimiz, sonuç üretmek üzere değil, kontrol etmek üzere kurulmuş. Oysa Toplam Kalite anlayışına göre, kalitenin kontrol edilmesini gerektiren sistemin kendisi hatalıdır. Çünkü esas olan kaliteyi kontrol etmek değil, kaliteyi üretmektir. Kaliteyi kontrol etmeye çalıştığımız zaman onun maliyetinden kurtulmuş olmuyoruz, kaliteyi ürettiğimiz zaman verimliliği sağlamış oluyoruz.

Bu açıdan baktığımızda, devlet sistemimizin çalışanlara güvenmediğini, bu yüzden çalışanları yetkelendirmediğini görüyoruz. Örneğin, Devlet İhale Kanunu… Bu kanuna göre, ihaleyi en ucuz fiyat teklifinde bulunana vermek şart. Hangimiz özel hayatımızda arzu ettiğimiz malların her zaman en ucuzunu alıyoruz? Tersine bütçemize göre ama bizim için en iyi değer yaratanı satın alıyoruz. Niçin kamu sektörü de bu anlayışa uygun davranmasın?

Örneğin, merkezi yönetim… Taşradaki yöneticiye güvenmediğimiz için her şeyi merkezden yönetmeye çalışıyoruz. Bu anlayışla acaba ne kadar başarılı olabiliriz?

Örneğin, personel politikaları… Yöneticilerimizin çalışanları başarı düzeyine göre değerlendireceğine güvenmediğimiz için, herkese aynı ücreti veriyoruz. Dolayısıyla başarıyı ödüllendiremiyoruz. Unutmayalım ki, başarıyı ödüllendirmeyen sistemler, başarısızlığı, iş yapmamayı ödüllendirmiş olurlar.

Başka bir noktayı da unutmadan geçmemek gerek: Devlet sistemimiz, sonuçları değil, girdileri ölçmektedir. Enerji Bakanlığımızın başarısı, ne kadar çok yatırım yaptığıyla değil, en yaygın elektrik kullanımını, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında en ucuza sağlayabilmesiyle ölçülmelidir.

Telekom sistemimizin başarısı vatandaşlarımıza en ucuz haberleşme olanaklarını sunmasıyla ölçülmelidir.

Yine bir başka sorunumuz, yeterince uzun vadeli bakış açısına sahip olmayışımızdır. Bütçelerimizi yıllık yapmamız nedeniyle, az önce değindiğim, tamamlanması planlandığından çok daha uzun süren projelerle karşı karşıya kalıyoruz. Tahakkuk bazlı bütçe yapmadığımız için popülizm kaynaklı savurganlığa açık bir sistemimiz var.

Bütçe kalemleri arasında esnekliği sınırlandırdığımız için, yıl sonuna kalan paraları gelecek seneye tasarruf edilen bir kaynak olarak gelecek yıla aktarmaya olanak tanımadığımız için yine savurganlığa neden oluyoruz. Başarılı yöneticilerin tasarruflarını gelecek yıla aktarmalarını önlemenin nasıl bir anlamı olabilir?

Sürekli gelişmenin gerçekleşebilmesi, yolsuzluğun önlenebilmesi için, hesap verebilirlik, görünürlük, saydamlık, tutarlılık ve etkinlik vazgeçilmez kavramlardır. Her türlü kamu faaliyetlerin dış denetime açılmasının ne gibi bir sakıncası olabilir ki? Devlet sırrı, bankacılık sırrı gerekçesiyle kamu kaynaklarının kullanımı konusundaki bilgilerin vatandaşla paylaşılmasının ne gibi bir sakıncası olabilir? Vatandaşa, kendisine sunduğumuz hizmetlerle ilgili hesap vermekten kaçınmamızın ne gibi bir yararı olabilir?

Kamu yönetimi reformu şu ilkeler bazında gerçekleştirilmelidir: (1) Yönetim kendi içinde ve topluma karşı saydam olmalı, (2) kendisine emanet edilen yetki ve kaynakları nasıl kullandığının hesabını verebilmeli, (3) politikaların kamu yararını gözetecek şekilde oluşturulması sağlanmalı, (4) kamu kaynakları mali disiplini bozmayacak şekilde ve verimli kullanılmalı, ve (5) atamalarda ve terfilerde siyasi sadakat yerine, yetenek ve bilgi esas kıstas haline getirilmelidir.

Verimliliği ve şeffaflığı artıran Toplam Kalite Yönetimi felsefesi ve e-devlet anlayışı kamu yönetimi reformunun ana araçları olmaya adaydır.