Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Kamu Yönetimi ve Üst Kurullar

Dünyada değişen ekonomik, sosyal ve siyasi şartlar karşısında devletin rolü sorgulanıyor. Demokrasi ve liberal piyasa ekonomisi sistemlerinin yaygın kabul görmesi, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde yetki ve sorumluluk alanlarının daha net bir biçimde tespitini zorunlu kılıyor.

Özellikle, devletin ekonomiye müdahalesinin şartları ve etkinliği, ülkelerin adil bir rekabet ortamına kavuşmalarında, refah düzey ve dağılımında belirleyici bir rol oynuyor.

Ülkemizde de gerek toplumsal baskılar, gerekse uluslararası kuruluşların talepleri doğrultusunda önemli bir yapısal değişim yaşanıyor. Devlet, hem düzenleyici ve denetleyici, hem de uygulayıcı olmaktan çıkıp, ağırlıklı olarak düzenleme ve denetleme rolleri üzerinde odaklaşmaya çalışıyor. Bir yandan kamu yatırımlarının kısılması ve özelleştirmeyle atılan adımlar, diğer yandan son yıllarda özerk üst kurullara devredilen yetkiler bu değişimin göstergelerini oluşturuyor.

Ancak, devletin performansında gelişme sağlanabilmesi için hem yapısal, hem de yönetim anlayışındaki değişimlerde dikkat edilmesi gereken hususlar var

Devletin kamu yararını gözeterek ekonomiye müdahalesi sadece piyasanın etkin çalışamadığı durumlarda müsade edilmelidir. Piyasaların etkin çalışmasını önleyen durumlar şu şekilde özetlenebilir: (i) örneğin, bir mahalle için tahsis edilen bekçinin maliyetine kim katlanırsa katlansın tüm mahallenin güvenlik hizmetinden faydalanması gibi (pozitif ekonomik dışsallığın bulunduğu durumlarda) toplumsal optimizasyon için yeterli yatırımın yapılamaması; (ii) örneğin, kalitesiz yakıt kullanmanın hava kirliliğine katkısından dolayı bir maliyet yüklenilmemesinin (negatif ekonomik dışsalığın bulunduğu durumlarda) toplumsal optimazasyonun gerektirdiğinden daha fazla ucuz ve kalitesiz yakıt kullanılması; (iii) bankacılık sektörü gibi piyasa oyuncuları arasında bilginin eksik olması: ve (iv) evlere döşenen elektrik kabloları gibi doğal tekel durumunda tekelci istismar potansiyelinin olması.

Ancak, piyasa mekanizmasının etkin çalışamadığı durumlarda devlet müdahelesinin en etkin sonucu vereceği de garanti değildir. Örneğin, doğal tekel durumunda devletin piyasa oyuncularına maliyet artı makul kar formülüyle müdahalesi genellikle pahallı ve verimsiz yatırımlara yol açabilmektedir!

Özellikle, uzun vadeli yatırımlar gerektiren sektörlerin ufku seçim dönemleriyle sınırlı bir yapı tarafından denetlenmesinin mahsurlarının giderilmesi, teknik uzmanlık isteyen bir yapının oluşturulması ve düzenleme ve denetleme görevlerinin günlük siyasi müdahelerden arındırılması için bağımsız düzenleyici kurullar kurulması benimsenmektedir.

Düzenleyici kurulların ana hedefi tüketicileri firmaların piyasa güçlerini kötüye kullanmalarından korumak ve yeterli yatırım ve rekabeti sağlayacak düzenlemeleri yapmaktır. Bu hedefe ulaşabilmek için düzenleyici kurullar kural koyma, koyulan kuralların işleyişini izleme ve denetleme, soruşturma yapma, karar verme ve kararları icra etme, ve piyasa oyuncularını eğitme gibi faaliyetler yürütürler.

Düzenleyici kurulların bu faaliyetleri etkin olarak yürütebilmeleri için bağımsız, saydam, hesap verebilir, uzman ve güvenilir olmaları gerekir. Ancak, bu kavramların tanımı çok net olarak yapılmalıdır.

Örneğin, düzenleyici kurullarda çalışanların konularında uzman olmanın yanısıra gerek siyasilerden, gerekse piyasa oyuncularından bağımsız olmalarının istenmesi kime, neyin hesabını, nasıl vereceklerinin tanımının yapılmaması anlamına da gelmemelidir. Hesap verebilirlik mekanizmasının olmadığı bir idari bağımsızlık savunulamaz.

Dolayısıyla, devletin ağırlıklı olarak düzenleme ve denetleme fonksiyonları doğrultusunda yapılandırılması sağlanırken, düzenleyici kurulların Başkan ve üyelerinin atanma süreci, uzman seçim süreci, bütçelerinin onaylanması ve denetlenmesi süreci, kural koyucu, karar verici ve icrai fonksiyonlarının ayrıştırıldığı bir yapının oluşturulması ve meclis, yargı organları, ve sektör oyuncuları ile ilişkilerinin de şeffaf bir biçimde düzenlenmesi gerekir.

Örneğin, düzenleyici kurul üye ve başkanlarının seçiminde belli politik partilere yakınlık kriteri değil, bilgi ve güvenilirlik düzeyi esas alınmalıdır. Siyasi partiler tarafından gösterilecek adayların atamalarının, mecliste sivil toplum kuruluşlarının ve piyasa oyuncularının temsilcilerinin de rol aldığı şeffaf bir sorgulama sürecinden sonra yapılması bu konudaki güven unsurunu geliştirecektir. Bu sorgulama sürecinin TRT 3’ten yayınlanması bu önemli kurumlara duyulan toplumsal güveni artırıcı bir etki yapabilir.

Bu kurulların çalışma düzeninde katılımcılık ilkesine özel önem verilmelidir. Örneğin, kuralların koyulması aşamasında diğer kamu kurumlarının, meslek örgütlerinin, düzenlemeden etkilenecek özel sektör şirketlerinin ve yerel halkın temsilcilerinin de fikri katkılarının alınması bir çok fayda getirecektir. Şeffaf bir süreç içinde böylesi bir katılımın sağlanması, kuralların benimsenmesi, daha geniş kitleler tarafından takip edilmesi ve uygulanması şansını artıracaktır.

Bu kurullar için net olarak ortaya konmuş performans kriterleri belirlenmelidir. Bu kriterlerin belirlenmesinde esas diğer ülkelere göre daha etkin bir ortam yaratılması olmalıdır.

Örneğin, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu kendisine hedef olarak Türkiye’deki enerji fiyatlarının dünyadaki diğer ülkelere göre rekabetçi düzeye çekilmesi, talebin olduğu her yerde enerjinin bulunabilirliğinin sağlanması ve bunun en düşük bütçe ile sağlanması olarak belirlenmelidir. Performans konusunda hesap verme sürecinin de özel sektör, tüketici ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerine de açık olarak yapılması toplumun devlete duyduğu güveni artıracaktır.

Bu kurulların başarılı olabilmesi için hızlı çalışan etkin bir hukuk altyapısına da ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır. Örneğin, bugünkü itiraz merci olan Danıştay’ın bu konudaki yetkinliği sorgulanmaldır.

Bu kurullarda bağımsızlık ilkesi başına buyrukluk manasında algılanmamalıdır. Hükümetin ana politikasına duyarlı olmak devletin bir bütün olarak daha etkin çalışmasını sağlayacaktır. Siyasiler, bu kurulların günlük işlerine karışmamalıdır. Ancak, kurular da görevlerini etkin yapma konusunda seçilmiş siyasilere karşı sorumlu olmalıdır. Bu yönetim anlayışının benimsenmesi ülkemizdeki kamu sektörünün yeniden yapılanma sürecinin başarısı için bir gerekliliktir.