Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Kara Afrika’dan Sarı Afrika’ya

Günümüzde küreselleşme konusundaki gelişmeler ele alındığında en önemli gelişmenin Çin’in yüksek kalkınma hızının dünya üzerindeki etkileri olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Çin’deki ucuz işçiliğin dünyadaki ücretler ve birçok sektördeki rekabet gücü üzerindeki etkileri artık kaçınılamaz bir şekilde dünyanın her köşesinde karşımıza çıkıyor. Bugün Türkiye’de de tekstil sektörünün rekabet gücündeki olumsuz gelişmeleri Türk lirasının değerlenmesi ve Çin olgusu ile açıklıyoruz.

Çin’in hızlı gelişiminin dünya piyaslarını etkilediği önemli bir başka alan da petrol, maden gibi sınırlı tabii kaynakların fiyatlarındaki yüksek artışlar olarak karşımıza çıkıyor. Çin büyüme hızını koruyabilmek için her geçen gün dünya kaynaklarından daha fazla bir pay almak zorunda. Bu nedenle son dönemlerde Çin tabii kaynaklara ulaşabilmek için çeşitli batılı şirketleri satın alma girişimlerine başladı. Ancak, batıda gelişmekte olan ulusalcı bakış açıları Çin’in bu konudaki girişimlerini güçleştiriyor.

Bu gelişmeler karşısında Çin’in yeni bir stratejik yaklaşım benimsediğne ilişkin göstergeler var: Son dönemlerde Afrika ülkelerinin çeşitli sorunlarını aşabilmeleri için gerekli kaynak aktarımı konusunda en cömert davranan ülkenin Çin olduğu gözlemleniyor. Kendi ülkesinde 1.2 milyar insanın sorunlarıyla başa çıkmaya çalışan Çin’in Afrika’da yaşayan ve yoksulluk açısından önemli sorunları olan yaklaşık 300 milyon insan ile bu kadar yakın olarak ilgilenmesinin temel bir nedeni var: Afrika kıtası tabii kaynaklar açısından zengin ve gelişme için dünyadan kaynak aktarımına ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle Çin’in hem insani yardım, hem de yatırımlar açısından Afrika’ya odaklanması dikkatle izlemeye değer bir strateji olarak gözlenmeli. On, yirmi senelik bir dönem içinde ‘kara Afrika’ ‘sarı Afrika’ olarak dönüşür ve gelişme açısından önemli aşamalar kaydederse şaşırmayalım.

Türkiye’nin de uzun vadeli gelişimini sürdürülebilir kılmak için çevre ülkelerle ilgili benzer stratejiler geliştirmesinde fayda var. Örneğin, 2050 yılına kadar nüfusunun önemli kısmını kaybetmesi beklenen Ukrayna ve Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesi ve karşılıklı nüfus hareketlerine hız kazandırılması, bu ülkelerin tabii kaynaklarıyla, girişimcilerimizin ve çalışkan iş gücümüzün birlikte değer yaratabilecek işbirlikleri geliştirmesine yardımcı olabilir. Örneğin, Rusya’daki demir ve kömür madenleriyle Türk demir çelik sektörünün işbirliğinin geliştirilmesi üzerinde çalışılabilecek bir fırsat sunabilir. Karadeniz bölgesinin ekonomik olarak işbirlikleriyle gelişmesi kıyıdaş ülkelerin sinerjilerden faydalanarak dünya ile rekabet güçlerini artırmalarına yardımcı olabilir.

Bir başka fırsat da özellikle yüksek olarak seyreden petrol fiyatlarıyla orta doğuda oluşan sermaye birikiminin, halka açık şirketlerimiz tarafından önemli atılımlarını finanse edebilmek üzere kullanılmasını sağlayabilmek olabilir. Bu konuda atılacak adımlar bir kazan-kazan ilişkisi olarak sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda sosyal açıdan da daha geniş bir coğrafyanın yakınlaşmasını sağlayabilir.
Orta asya ülkeleri ve komşularımızla enerji boru hatlarıyla bağlantıların artırılması da hem bu ülkelerin tabii kaynaklarından daha fazla değer yaratılmasına, hem de karşılıklı bağımlılığı artırarak istikrarın artmasına neden olabilir. Bu hatların Avrupa ile bağlantılarının kurulması da ilişkilere yeni bir boyut katarak daha dengeli bir ilişki kurulmasına yardımcı olabilir.

Özetle, dünyaya sadece kısa vadeli çıkarlar açısından değil, aynı zamanda uzun vadeli potansiyel gelişme alanları açısından da bakarak geliştirilecek stratejiler üzerinde çalışmak gerekiyor.