Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Karşılıklı Bağımlılığı Hazmedebilmek

Pitsburgh’aki G-20 toplantıları ve İstanbul’daki IMF-Dünya Bankası toplantıları dünyanın değişmekte olduğunu net bir şekilde ortaya koydu.

Bir seneyi aşkın süredir dünyada yaşanmakta olan finansal ve ekonomik kriz her birimizin hayatını etkileyen unsurların küresel boyutlarının geniş kitleler tarafından anlaşılmasına yardımcı oluyor.

Ancak, sorunların boyutlarının küresel nitelik kazandığı bir dönemde dünyanın yönetimsel olarak ülkeler bazında örgütlendiğini unutmamak gerekiyor. AB’nin başkanının seçiminde bile bu durum net bir şekilde gözüktü. Ulusal liderler AB’yi dünyada temsil edebilecek güçlü bir uluslararası lidere geçit vermediler.

Seçimlerin, eğitim sisteminin, vergi toplama yetkisinin ve askeri güçlerin ülkeler bazında örgütlendiği bir dünyada küresel sorunlara çözüm bulabilmek gittikçe güçleşiyor. Üstelik birçok ülkenin demokrasiyle yönetildiği ve seçimlerin her 4-5 senede bir yapıldığı bir dünyada ülke liderleri bir araya geldiklerinde ortalama bakış açıları bir sonraki seçime kadar, sadece 2-2.5 yıl oluyor!!

Dünyada ülkelerin yerine kürsel bir devletin olmasını önermek hiç de gerçekçi olmaz. Ancak, ekonomik kriz, domuz gribi gibi küresel salgınlar veya terorizm gibi kürsel sorunların çözümü için daha uzun vadeli bakış açıları ve daha çok ortak çaba gerektiği de açık.

Bu nedenle, politikacıları ortak çabalar için cesaretlendirecek seçmenlere gereksinim var. İnsanların karşılıklı bağımlılıkları daha iyi anlamaları gerekiyor. Oysa, dünyada bir ülkede eğitim sistemleri küresel konuları ve bu karşılıklı bağımlılığı işlemiyor.

Küresel bir eğitim seferberliği ilan ederek bir taraftan insanların yetkinliklerini geliştirirken, diğer taraftan da bu karşılıklı bağımlılığı anlatacak programları hayata geçiremezsek, küresel sorunları çözmekte yetersiz kalacağız. Siyasetçilerin hayali ‘öteki’ler yaratarak kısa vadede çözemedikleri sorunlar için bahane yaratmalarının önüne geçilemezse sorunlar anlaşarak değil, çatışarak çözülme yoluna gidilmek zorunda kalınacak. Bu nedenle, her insanın birey veya ülke vatandaşı olduğu kadar, dünya vatandaşı da olduğunu anlatacak ve dünya vatandaşlığının gerektirdiği sorumluluk ve hakları özümsemesini sağlayacak küresel bir eğitim seferberliği başlatmak dünya barışı ve küresel sorunların kalıcı çözümü için en önemli adımdır.

İster ailede, ister köyde, mahallede, şehirde, ülkede veya isterse dünyada birlikte yaşadıklarımızla egemenlik paylaşımı gerekiyor. Bu nedenle, küresel kurumların yetkilerinin, kaynaklarının artmasını sağlamalıyız. Ancak, bunu yaparken, bu kurumların yönetişiminde de daha dengeli bir yetki ve sorumluluk paylaşımını gerçekleştirmeliyiz.

Örneğin, Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyinde Hindistan’ın yokken, Fransa’nın veto hakkının olmasını nüfus, ekonomik güç, nükleer güç gibi hiçbir obkektif kriterle açıklamak mümkün değil. Tarihi bir süreçten kaynaklanan bu durumun 21. Yüzyıl gerçekleriyle örtüşmesi sağlanmaksızın küresel kurumların güçlerinin ve kaynaklarının artırlması mümkün olamayacak.

Ancak, bu durumdan şikayet etmek yerine krizin karşılıklı bağımlılıkları hatırlatma gücüne odaklanarak, küresel sorunların küresel çözümler ve küresel uzlaşma gerektirdiği gerçeğinin dünya liderlerince anlaşılmasına yardımcı olmasına odaklanmalıyız.

Türkiye bu konuda dünyaya örnek olabilir. Geçen sene BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesi, çevresindeki birçok sorunu uzlaşma ile çözme girişimleri, İspanya ile birlikte Medeniyetler İttifakına liderlik etmesi, ve kurucusu Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ anlayışının geçerliliği, bu konudaki faaliyetlerinin samimiyetle ve başarıyla yürütülmesiyle Türkiye’yi dünyada rol model haline getirebilir.

Ekonomik kriz sırasında bankacılık sektörüne kamu kaynaklarını akıtmak zorunda kalmayan iki OECD ülkesinden birisi olması da Türkiye’yi ön plana çıkaran unsurlardan oldu. Türkiye’de bankacılık sektörünün iyi denetlenmesi ve finansal krize hazırlıklı olması ‘Güçlükten güç doğar’ kavramını gündeme getirdi. 2001’deki güçlükler, gerçekten ülkemizde bu konuda bilgi birikimi oluşmasını sağladı. ABD’nin bankacılık denetleme kurumları BDDK’ya stres testler konusundaki deneyimlerden öğrenmek üzere eleman gönderdi. Böylelikle öğrenmenin sadece batıdan doğuya değil, çok taraflı olabileceğine ilişkin güzel bir örnek daha oluştu.

Küresel sorunların çözümleri bazı alanlarda egemnliğin paylaşılmasını gerektiriyor. Bu ise bu kurumların yönetiminde adil bir temsili gerekli kılıyor. Istanbul’daki IMF-Dünya Bankası toplantıları IMF’in yönetimindeki oy haklarının karşılıklı uzlaşmayla değiştirilmesi ve Çin, Kore, Meksika ve Türkiye’nin oy haklarının artırılması örneği ile tarihi bir an olarak kayda geçti.

Yine IMF-Dünya Bankasının İstanbul toplantılarında STK’ların aldıkları gelişmiş roller küresel yönetişimde katılımcılığı artmakta olduğuna ilişkin olumlu göstergeler. G-7’nin yerini G-20’ye bırakması da dünyadaki değişen dengelerin küresel karar alma mekanizmalarına yansımaya başladığının bir başka göstergesi.

Bu değişimlerin yeterliliği konusunda fikir birliği olmasa da, bu yönde atılmaya başlanan adımların sürekliliğinin sağlanması BM, IMF, Dünya Bankası, NATO gibi küresel kurumların daha adil ve dengeli bir yönetime doğru gelişmesini ve dünya vatandaşlarının küresel sorunları uzlaşarak, yetki ve sorumlulukları paylaşarak çözmesini sağlayabilir.

Modern çağın insan hakları ve demokrasi anlayışı insanların kendilerini ilgilendiren kararlara katılımını ve biçimlendirebilmelerine fırsat tanımayı gerektiriyor. Siyasetçilerin popülizme boyun eğmeden vatandaşlarının yaşam standartlarını geliştirebilmeleri, herkesin dünya vatandaşlığının gerektirdiği sorumluluklar konusunda eğitilmesiyle, paylaşım ve uzlaşıyla gerçekleştirilebilir.
Özellikle AB ülkelerinin liderlerinin bu anlayışı ön plana çıkarmaları AB’nin dünyadaki konumunu da güçlendirecektir.