Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Kısa Vadeden Sürdürülebilirliğe

Ekonomik kriz piyasadaki oyuncuların bakış açılarının değişmesine neden oluyor. Krizden önce gerek şirket yöneticileri, gerekse yatırımcıların hayata bakış açıları aşırı derecede kısa vadeli olmaya başlamıştı. Bunun altında yatan en önemli nedense sermaye piyasalarının emek ve ürün piyasalarından daha hızlı küreselleşmesi olmuştu.

Şirketler büyüdükçe ölçek ekonomileri nedeniyle rekabet güçleri de artıyordu. Burada ölçek ekonomilerinin sadece üretim konusunda geçerli olmadığı, ve özellikle gelişen teknolojik imkanlarla ekonomik üretim ölçekleri küçülürken, ar-ge, marka yatırımı, dağıtım kanalları üzerindeki etkinlik gibi birçok alanda ekonomik ölçeklerin sürekli büyüdüğünü özellikle hatırlamakta da fayda var. Bu nedenle, büyüme hızını artıran şirketler aynı zamanda rekabet güçlerini de artırıyordu. Büyümenin gerektirdiği finansman ihtiyacı ise genellikle şirketlerin halka açılmasıyla sağlanıyordu. Bu nedenle, sermaye piyasalarındaki karar vericilerin (genellikle fon yöneticilerinin) kendi yatırımları için en iyi getiriyi sağlama çabaları portföylerindeki hisse senetleri ve/veya diğer enstrümanları her haberde değiştirmeye çalışmalarına neden oluyordu. Bir taraftan küreselleşen sermaye piyasaları ve yenilikçi enstrümanlar bu tip portföy değişimlerini kolaylaştırdıkları için birçok yatırımcı portföylerinde tuttukları şirketlere karşı kısa vadeli bir bakış açısına sahip oluyordu.

Özellikle, sermaye piyasalarının en gelişmiş olduğu ABD’de bu trend gerek yatırımcıların, gerekse şirket yöneticilerinin her çeyrekteki performansa odaklanmalarına ve değerlendirmelerini kısa vadeli bir bakış açısıyla yapmalarına neden oluyordu. Aile şirketleri, ‘private equity’ fonlarının sahip oldukları şirketler veya Almanya’daki gibi hisseleri ağırlıklı olarak sınırlı sayıda kurumun elinde bulunan ve hissedarlık yapısı hızlı değişmeyen şirketler ise daha uzun vadeli bakış açılarıyla değerlendirilebiliyorlardı.

Ancak ekonomik kriz sadece kısa vadeli finansal performansa odaklanmanın yanlışlıkları konusunda eğitici oldu. Çünkü, istediği anda portföyündeki hisseleri değiştirebileceğini düşünen yatırımcılar, aslında piyasaların hepsinde birlikte yaşanan düşüşte ortaya çıktığı gibi bir sistemik riske karşı yapabilecekleri pek de bir hareket olmadığını görme fırsatı yakaladılar. Ayrıca, özellikle emeklilik fonlarının veya özel ülke fonlarının gerek boyutları, gerekse temeldeki gereksinimlerinin nesiller arası varlık değerlerini koruma ve artırma hedefleri nedeniyle sadece kısa vadeli performansa değil, daha da önemlisi yaptıkları yatırımların sürdürülebilirliklerine odaklanmanın daha doğru olacağına ilişkin bakış açılarında değişimler yaşanmaya başlanıyor.

Bu nedenle, Global Compact (Küresel İlkeler Sözleşmesi), Global Reporting Initiative (GRI), UN Principles for Responsible Investment (UNPRI), Caring for Climate, ISO 26000, Carbon Disclosure Project gibi birçok inisiyatif gerek yatırımcılar nezdinde, gerekse yönetim kurulları ve üst yönetim nezdinde önem kazanmaya başlıyor. Şirketler, insan hakları, çalışma şartları, çevre etkileri ve yolsuzlukları önleme konularında çok daha duyarlı olmak zorunda kalıyorlar. Yönetim kurullarında şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim konusundaki etkilerinin değerlendirildiği risk değerlendirmeleri ve bu değerlendirmeleri sağlıklı yapabilecek deneyime sahip üyelerin oranı artıyor.

Şirketlerin odakları kısa vadeli bakış açısından, sürdürülebilirliğe; hızla değişen hissedar yapısının isteklerine odaklanmaktan, tüm paydaşların dengeli tatminine; sadece iş sonuçlarına odaklanmaktan, risk yönetimine ve kurumsal sosyal sorumluluğa doğru değişiyor, gelişiyor.

Bu nedenle, yönetim kurullarında gerekli deneyim seti çok daha geniş bir bakış açısına yöneliyor, şirket stratejilerinde ve yönetiminde sürdürülebilirlikle ilgili çalışmaların bütünsel olarak yer almasının önemi artıyor, paydaş ilişkilerine ve onların beklentilerinin karşılanmasına verilen önem artıyor.

Özetle, kısa vadeli performans odaklı yaklaşımın yerini, sürdürülebilirlik ve risk yönetimi odaklı bir yaklaşım alıyor. Bu trende daha hızlı ayak uydurabilen şirketler gerek kaynaklara erişim, gerekse toplumsal güven ve sonucunda başarı açısından avantaj yakalayacaklar.