Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Krizlerden Güçlenerek Çıkabilmek

2008’in dünya ekonomisi için güç bir yıl olarak geçeceğine ilişkin belirtiler her geçen gün artıyor. Ülkemizdeki yöneticiler son on senede yaşadıkları deneyimlerle belki de kriz yönetimi konusunda en deneyimli yönetciler arasında yer alıyorlar. Nitekim, bundan önce dünyada yaşanan son Asya krizinde birçok uluslararası şirket Türk yöneticilerinin bu deneyiminden faydalanamak üzere kendilerinden faydalanmayı seçmişti. Ancak, krizleri sadece yönetilmesi gereken bir risk olarak değil, aynı zamanda kalıcı stratejik avantajlar edinmek için fırsat olarak da değerlendirmek gerekir.

“Şans hazırlıklı olanlara güler.” Bu nedenle, krizlerden nasıl faydalanılabileceğine ilişkin fikri hazırlıklara şimdiden başlamakta fayda var. Bu konuda yapılan çalışmalar, krizlere daha fazla nakit ile giren şirketlerin özellikle şirket alımlarında daha aktif olduklarını ve inorganik büyüme fırsatlarını çok daha ekonomik olarak yakalayabildiklerini gösteriyor. Krizlerden başarıyla çıkan şirketlerin kriz dönemlerinde şirket alımlarına ciddi bir ağırlık verdikleri gözleniyor. Bu nedenle, şirket alımı için hedeflenebilecek şirketleri krizden önce yakın takibe almakta fayda var.

Ayrıca, krizden başarıyla çıkan şirketlerin, kriz dönemlerinde diğer şirketlere göre pazarlama ve tanıtım faaliyetlerine yaptıkları yatırımları da kısmak yerine artırdıkları gözleniyor. Kriz dönemlerinde hem birim reklam maliyetleri daha düşük oluyor, hem de genellikle birçok şirket bu konuda kısıntıya gittiği için müşterilerdeki “zihin payını” artırmak daha ekonomik oluyor.

Krizler şirketleri en önemli varlıkları olan insan kaynağı yönetimi açısından da zorluyor. Böylesi güç ekonomik şartlarda verilen ilk tepki şirketin küçültülmesi ve çalışan sayısının azaltılması olunca şirket sadece yetişmiş insan kaynağından mahrum kalmış olmuyor, aynı zamanda çalışmaya devam edenlerin morali açısından da zaafiyete uğrayabiliyor.

Yelken yarışlarının gece ve rüzgarın az olduğu zamanlardaki performans ile kazanıldığı söylenir. Kriz dönemlerini de bu anlayış ile yöneten şirketler, kriz sonrasında avantaj elde edebiliyorlar. Örneğin, eğitim maliyetlerini sadece eğitim verenlerin ücreti olarak algılayan şirketler kriz dönemlerinde bu faaliyeti de kısıyorlar! Ancak, bir eğitim programının en önemli maliyeti, o eğitime katılanların zaman maliyetidir. İşlerin yavaşladığı dönemlerde, azalan alternatif kullanım alanları nedeniyle, bu maliyet de en aza indiğinden kriz dönemleri yetkinlik geliştirmek için en ideal zamanı oluşturur.

Yine kriz zamanlarında, yeni dönem için yapılacak altyapı hazırlıkları, şirketlerin gelecekteki hızlı büyüme dönemlerini daha başarılı olarak geçirmelerini sağlar. Örneğin, bu dönemde gerçekleştirilen bilgi teknolojisi altyapısı çalışmaları hem şirket içinden en iyi kaynakların bu konuya yeterince zaman ayırabilmesi, hem de ekipman satan firmaların da krizden etkilenmeleri açısından daha ekonomik çözümler bulunması açısından fayda sağlıyor.

Kriz dönemlerinde özellikle getirileri uzun vadeli olarak algılanan yenilikçilik için kullanılan kaynaklar da kısıtlanıyor. Oysa, krizden başarıyla çıkan şirketler hem bu konudaki yatırımlarına devam ediyorlar, hem de gerek üniversite ve araştırma merkezlerinde, gerekse rakiplerinde bu konuda yapılan kısıtlamalar nedeniyle ortaya çıkabilecek fırsatları değerlendirmeye öncelik veriyorlar.

Özetle, krizden önce hedeflerini iyi belirleyen ve hazırlıklı olan şirketler, kriz nedeniyle ortaya çıkabilecek fırsatlara daha kolay odaklanıp, normal şartlarda elde edemeyecekleri maliyetlerle bu fırsatları değerlendirebiliyorlar. Ancak bu yaklaşımın, iyi bir hazırlık kadar sağlam bir disiplini ve kaynak planlamasını gerektirdiği de unutulmamalıdır.