Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globally recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Küresel İlkeler Sözleşmesi

Küresel İlkeler Sözleşmesi (Global Compact) Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından ilk olarak 31 Ocak 1999 tarihinde Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşma sırasında önerilmiş ve 26 Temmuz 2000 tarihinde Birleşmiş Milletler merkezinde başlatılmıştır. Bu sözleşme yasal yaptırımı olmayan gönüllü bir uygulama. İmzalayan kurumları küresel ekonominin dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde büyümesini sağlamak için gerekli çevresel ve sosyal konularda belli ilkelere uymaya tüm dünya halkları için yatırımlar yapmaya çağırıyor.

Bugüne kadar 4000’e yakın şirket ve sivil toplum kuruluşu tarafından imzalanan Küresel İlkeler Sözleşmesi imzalayan kuruluşlar için insan hakları, çalışan hakları, çevre ve yolsuzluk gibi konular çerçevesinde 4 alanda 10 temel prensip etrafında şekillenen bir yol haritasıdır.

İnsan Hakları

İlke 1: Etki alanları içinde evrensel insan haklarının korunmasına destek ve saygı gösterilmesi

İlke 2: Kendi kuruluşlarının insan hakları ihlaline karışmamış olmalarının sağlanması

Çalışma

İlke 3: Örgütlenme özgürlüğü ve toplu sözleşme haklarının etkin bir şekilde tanınması

İlke 4: Her türlü zorlayıcı ve baskı altında çalıştırmanın engellenmesi

İlke 5: Çocuk isçiliğinin etkin bir şekilde önüne geçilmesi

İlke 6: İşe alma ve çalışma süreçlerinde ayrımcılığın önlenmesi

Çevre

İlke 7: Çevre ile ilgili konularda, zarar oluşmadan önleyici yaklaşımın desteklenmesi

İlke 8: Daha etkin bir çevre sorumluluğunun yaygınlaştırılması için girişimde bulunulması

İlke 9: Çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesi ve yaygınlastırılmasının özendirilmesi

Şeffaflık ve etik değerler

İlke 10: Rüşvetin ve kara para ile ilişkilerin önlenmesi

Türkiye’nin önemli sorunlarından birisi de uluslararası imajı. Bu konuda tantım eksikliğinin ve yapılan tanıtımda “müşteri odaklı” olmamanın acısını çekiyoruz. Tanıtım eksikliğini en iyi anlatan örneklerden birisi şu şekilde özetlenebilir: Türkiye’ye ilk kez gelen yabancıların %95’inden fazlası Türkiye’den çok olumlu olarak etkilenmiş olarak geri dönüyorlar. Bunun nedeni gelmeden önceki beklentileriyle gördükleri arasındaki fark.

Müşteri odaklı olmamaya ise şu örnek verilebilir: Türkiye tanıtımı deyince hep Türkiye filmi yaptırmayı, Türkiye posterleri hazırlatmayı düşünüyoruz. Oysa, örneğin Hiristiyanlığın tarihçesi isimli bir filmde Kapadokya olmasa idi Hiristiyanlık Roma zulmünden kurtulamazdı mesajının veya Patara’da kalıntılarının gösterdiği demokrasi anlayışının ABD Anayasası’na ilham kaynağı olduğunu anlatan bir kitabın Türkiye tanıtımına çok daha katkısı olacaktır. Çünkü “müşteri odaklı bir anlayışı yansıtıyor.

Ayrıca, tanıtım meselesinin sadece duyurmak ve anlatmak değil, aynı zamanda, belki de daha önemlisi, dünyadaki gelişmelerin oluşmasına katkıda bulunmak olduğu bilincine kavuşmalıyız. Örneğin, AB ile ilişkilerimizi sadece AB vs Türkiye boyutunda değil, daha önemlisi AB’nin sorunlarına çözüm üretmeye katkı sağlama boyutuna taşımalıyız. Bu nedenle, AB think-tank’lerine en çok katkı yapan ülkeler arasına girmek, AB’nin en önemli sanat etkinliklerinde en ilgi çeken düzenlemeleri yapmak gibi konulara ağırlık vermek yerinde olacaktır. KalDer’in Ulusal Kalite Hareketi ile Türkiye’nin şirket ve kurumlarıyla EFQM’de en çok ödül kazanan ülke konumuna gelmesini sağlaması gibi faaliyetlerle ülkedeki başarıları Avrupa boyutuna taşıması gibi faaliyetlere öncelik vermeliyiz.

Benzer şekilde, dünya’da gelişen trendleri takip eden değil, onların oluşumuna katkıda bulunan ve Türkiye’deki “en iyi uygulamaları” dünyaya tanıtarak bu örneklerin dünya standartlarını oluşturmaya katkı sağlamasını gerçekleştirmeliyiz. Bu konuda ısrarlı, düzenli kaynak ayırmak Türkiye imajını geliştirmek açısından önem taşımaktadır. Kısaca, “Türkiye’deki başarılı uygulamaları dünyanın gündemine taşımak ülke itibarımız açısından çok önemli.”

Dünya’da karşılıklı bağımlılık arttıkça, küreselleşmenin güvenilir bir parçası olmanın önemi de artıyor. Örneğin, artık ihracat için ISO belgesi bir gereklilik haline geldi. Yakında Basel II nedeniyle küçük büyük tüm kurumların finansal risk değerlendirilmesi de zorunlu hale gelecek. Krumsal sosyal sorumluluk da henüz zorunluluk haline gelmediyse de Birleşmiş Milletlerin “Küresel İlkeler Sözleşmesi” gibi girişimlerle küresel ağların güvenilir bir odağı olmanın bir göstergesi olacak. Bu nedenle bu gibi gelişmeleri Türk şirketleri yakından takip edip, bunların gelişimine katkıda bulunup, zorunluluk haline gelmeden çok once iş süreçlerinin bir parçası haline getirmeli.

Küresel İlkeler Sözleşmesini imzalayan kurumlara birbirlerinden öğrenme ve diyolog kurma ortamı yaratabilmek üzere 5-6 Temmuz tarihleri arasında Cenevre’de Küresel Liderler Toplantısı düzenlendi. Toplantıya 1000’i aşkın lider katıldı. Bu nedenle, bu toplantıda Türkiye’yi temsil eden 6 şirket ve 2 sivil toplum kuruluşu temsilcisi sadece kendi kurumları açısından değil, aynı zamanda ülke tanıtımı açısından da önemli bir görev üstlendi. Ülkemizden çok daha fazla kurum ve liderin küresel konularda öncü ve örnek uygulamalar geliştirmesi ve bunu uluslararası platformlarda etkin bir şekilde tanıtması ülke imajını geliştirmek açısından en önemli katkı olacaktır.