Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Küresel Konulara Yaklaşım

Dünyada birçok konuda gözlenen değişim hızı gün geçtikçe artıyor. Bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, demokrasi ve piyasa ekonomisi kavramlarının yaygınlaşması, ve dünya üzerinde yaşayan insan sayısındaki artışlar insanların karşılıklı bağımlılığını da artırıyor.

Yaşam kalitemizi artırmak istiyorsak, dünyayı yavaş yavaş tehdit eden konulara ortak çözümler üretmek için birlikte çalışma anlayışını hayata geçirmeliyiz.
Küresel konular günlük hayatımızı çok yakından etkiliyor. Çocuklarımızın hayatlarını ise daha da yakından etkileyecek.

Dünya’nın bir bölgesindeki aşırı enerji kullanımı, küresel ısınma nedeniyle bir başka bölgesinde sellere yol açabiliyor. Afrika’da olduğu için önem verilmeyen bir hastalık, Amerika’da korkulu bir salgın haline gelebiliyor. Çin’de gelişen bir diğeri Kanada ekonomisini etkileyebiliyor.

Batıda geliştirilen yeni genler dünyanın uzak köşelerindeki farklı tarımsal türleri ortadan kaldırabiliyor. Dünyanın bir bölgesindeki aşırı avlanma hayat eğrilerinin bir kısmında o bölgeden geçen hayvan türlerinin yok olmasına, dolayısıyla dünyanın diğer bölgelerindeki dengelerin bozulmasına yol açabiliyor.

Brezilyadaki yağmur ormanlarının yokedilmesi veya ozon tabakasının delinmesine yol açan ürünlerin Amerika’da aşırı kullanımı dünyanın yaşam kaynağı olan oksijen dengesinin bozulmasına yol açabiliyor.

On yılda 5 milyardan, 8 milyara çıkan dünya nüfusu su kaynaklarının kirlenmesine, veya yetersizliğine yol açabiliyor. Tarımsal alanlarda erozyonun önlenememesi açlık sorununun daha da büyümesine yol açabiliyor.

“Bana dokunmayan yılan, bin yaşasın” anlayışı ile desteklenen bir terörist, zaman geliyor destekçisini vurabiliyor. Farklı inanç ve düşüncede olanların ezilmesi ve dışlanması, küresel barışı tehdit eden tepkilere yol açabiliyor.

İnsanların birçok faaliyet alanı için kısıtlayıcı olan ülke sınırları küresel teknolojilerden faydalanarak işbirliğini geliştiren mafya için önemsizleşiyor. Yolsuzluklara karşı verilecek savaş kuralların oluşturulmasında ve uygulanmasında tutarlı yaklaşımların sergilenmesini gerektiriyor.

Dünyadaki insanlarin beşte biri günde $1 doların altında gelirle aşırı fakirlik düzeyinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Günde $2 doların altında gelire sahip olanlar ise dünya nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturuyor.

Gelişen teknolojilerle gün geçtikçe küçülen bir dünyada öne çıkan `Dünya Vatandaşlığı` kavramı her birimize kişisel ve toplumsal sorumluluklar yüklüyor.

Son yirmi senede gelişmiş ülkelerle fakir ülkeler arasındaki gelir dağılımı uçurumu, ülkelerin kendi içindeki gelir dağılımlarından daha cok bozuldu. Küçülen dünyada çevremizdekilerin sorunlarının bizim de sorunlarımız olacağı bilinci maalesef yeterince oluşmadı.

Diğer taraftan, dünyadaki birçok kuruluş küresel bir nitelik kazanırken, oyunun kurallarında farklılıkların oluşması kuralları da manasız kılıyor. Gen mühendisliği, bioteknoloji ürünleri, e-ticaret, rekabet kuralları, ortak vergilendirme gibi kurallarda ülkeler arsındaki tutarsızlıklar bu kuralların işlerliğini yitirmesine yol açıyor.

Bu gibi sorunların çözümü; uzayın ve okyanusların zenginliklerinin insanlık için kullanılması, insanlığın uzlaşı içinde birlikte hareket etmesiyle sağlanabilir. Dolayısıyla, günlük hayatımızı ilgilendiren konular küresel bir nitelik kazandıkça, yönetim sistemlerimiz ve bakış açımız da küresel bir boyut kazanmalı.

İyi yönetim, tutarlı davranışlarla karşılıklı güvenin oluşturulmasına dayanır. İyi yönetim, gerçek adalet duygusunun yansıtıldığı bir bilgelik gerektirir. Anadolu geleneğinde çok önemli bir yeri olan tasavvuf felsefesi bu konuda bize önemli ipuçları veriyor. Hoşgörü ve ahenge dayanan bu anlayışa göre iyi yönetim aslında kendimizi yönetmek demektir. İyi yönetim kendimizi korkularımızdan kurtarmak, gözlerimizi ve yüreklerimizi yeni perspektiflere açmak ve “kendimiz için ne istiyorsak, karşımızdaki için de onu isteyebilmek” demektir.

Esas olan, insanların kendi geleceklerini biçimlendirmede söz sahibi olması, küresel karar alma süreçlerine katılabilmesidir. Modern çağın insan hakları ve demokrasi kavramlarının içeriği budur. Yönetim kavramından, katılımı ve karşılıklığı ifade eden “yönetişim” (governance) kavramına geçişin temelinde de bu dönüşüm var.

Böyle bir katılımcı yönetim anlayışının en önemli önkoşullarından biri de geniş kitlelerin, hayatlarını etkileyen gelişmelere ilgi duymaları, ilgi duymaları için bilgilenebilmeleri, bilgilenmeleri için de gerekli araçlara sahip olmalarıdır. Bunun için bilgi çağına dahil olmaları, bilgi teknolojilerine ulaşabilmeleri gerekir. Bunu gerçekleştirecek yolları bulmak, gerekli adımları atmak da küresel bir sorumluluktur. Tek tek ülkeleri aşan, bir bütün olarak uluslararası topluluğun üstlenmesi gereken bir sorumluluktur.

Sonuç olarak, sürdürülebilir bir gelişme ve dünya barışı için aldığımız kararların başkalarını nasıl etkilediğini iyi anlamalı ve kendimizi bencillikten arındıracak bilgelik düzeyine erişmeliyiz. Bu yöndeki girişimlerde ve çalışmalarda bireylere, sivil toplum örgütlerine ve bu yeni siyaset anlayışını benimseyen politikacılara önemli görevler düşüyor.