Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Küresel Rekabet Gücü – 2

Ülkemizin rekabet gücünü artırmak için sadece kamu sektöründe değil, özel sektörde de zihniyet değişimi gerekiyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun “2001 yılı Küresel Rekabet Raporu” bu konuda belirgin ipuçları veriyor: Yetmişbeş (75) ülkenin rekabet gücünü ve bu konudaki gelişme hızını karşılaştıran rapora göre Ülkemizin konumu şirket seviyesinde yeni buluşlar açısından 71.; özel sektörün Ar-ge faaliyetlerine verdiği önem ve ayırdığı kaynak açısından 65.; ürün ve üretim teknolojisi geliştirmede şirketler arası işbirliği açısından 74.; yeni ürün tasarımı açısından 69.; satın alımcıların kalite ve ürün geliştirmeye verdikleri önem açısından 65.; uluslararası pazarlarda ürünlerinin dağıtım kanallarına hakimiyeti açısından 57.; uluslararası marka yaratma açısından 68.; internet kullanımı açısından 71.; müşteri odaklılık ve profesyonelliğe verilen önem açısından 56.; şirket yönetim kurullarının etkinliği açısından 72.’cilik olarak belirlenmiş!

Küresel rekabet gücümüzü artırmak istiyorsak, özel sektörümüzün bu konulardaki performansını 75 ülkenin en düşük %20’si arasından çıkarması ve bugünkü düzeyin çok ötesine taşıması gerekli.

Bugün ülkemizde sermaye birikimi sınırlı olmasına karşın, tekstil, otomotiv, bankacılık gibi birçok sektörde sermaye kontrolu açısından dağınıklık var. Birleşme yoluyla büyüme konusundaki atalet, dünya pazarlarında Türk markaları için yeterli yatırım yapılamaması ve teknoloji geliştirmede dışa bağımlılık; yatırımların yeniliği ve ucuz işçilik ile elde edilen rekabet gücünün süratle yitirilmesine sebep olacak. Ülkemizde asıl rekabetin birbirimizle değil, başka ülkelerdeki değer zincirleriyle olduğunu anlamazsak ve işbirliği kültürü yaratamazsak rekabet gücümüzü artıramayız.

Bilgiye ve bilgi üretmeye verdiğimiz önemi artırmalıyız. Hem “Herşeyi ben bilirim” anlayışından uzaklaşmayı, hem de bu konuya ayırdığımız kaynakları artırmamız gerektiğini anlamalıyız. Kurumsal olarak yaratıcılık düzeyimizi artırmak sadece kaynakları artırmakla değil, aynı zamanda öğrenmeye odaklı bir kurum kültürü oluşturarak gerçekleştirilebilir.

Kurumsal markanın yaratılması ve yönetimi ancak planlı ve disiplinli bir yaklaşımla başarıya ulaşabiliyor. Kurumsal marka değeri ancak üst yönetim tarafından üstlenildiğinde ve kurumun tüm fonksiyonlarını içeren bir yaklaşımla yaratılabilir. Başarılı bir kurumsal marka değerine sahip kuruluşlar, pazarlama faaliyetlerini rakiplerine göre daha az maliyetle yürütebiliyorlar; dağıtım kanalları ile pazarlıklarında daha iyi sonuçlar alabiliyorlar; yeni müşteri edinme veya eski müşterilere yeni ürünler sunmada daha başarılı olabiliyorlar ve rakiplerinden gelecek tehditlere karşı koyabilmek için müşterilerini kaybetmeksizin zaman kazanıyorlar. En önemli rekabet unsurunun zaman olduğu bir dönemde, belki de, en önemli kazanım tehditlere cevap verecek zamanın kazanılmasıdır.

Rekabet gücü sadece üretim ve pazarlama ile değil, aynı zamanda ürün ve hizmetin zamanında müşteriye ulaştırılmasıyla da sağlanıyor. Örneğin, ülkemizin turizmden elde ettiği katma değerin sınırlı olması, bu konudaki dağıtım kanallarında hakimiyet kurmamamış olmamızdan kaynaklanıyor. Bu nedenle, işlerimize değer zincirinin bütününü değerlendiren bir bakış açısıyla yaklaşmalıyız.

Zaman ve mekan bağımlılığını azaltan internet devrimi dünyada şirketlerin iş yapma biçimlerini değiştiriyor. Odaklanma ve işbirliği ağları kurma kavramları verimliliği artırıyor. Bu konuda kalıcı başarı karşılıklı güven anlayışının şeffaflığın, hesap verme sorumluluğunun artmasıyla sağlanıyor. Kısacası, internet devrimi bir teknolojik dönüşümden çok kültürel değişimi ifade ediyor. Bu değişimin gerisinde kalmak, çağın gerisinde kalmak demektir.

Şirket yönetim kurullarının etkinliği ve bağımsızlığı kurumsallaşmanın önemli adımlarından birini oluşturuyor. Kurumsal yönetim sistemini kurabilen şirketler finansman maliyetlerini düşürerek rekabet gücü kazanıyorlar, yetenekli insan kaynaklarını cezbetme konusunda da rekabet avantajı sağlıyorlar, ve risklerini daha iyi yönetebiliyorlar.

Özetle, Türkiye’nin iş dünyası zihniyet değişimini farklılık yaratmaya; bilgi, teknoloji ve sürekli öğrenme ile yenilik ve verimlilik artırmaya; marka yaratmaya; işbirliklerine, değer zincirinin tümüyle güvenilir ve sürdürülebilir ilişkiler kurmaya; ve kurumsallaşmaya verdiği önemi artırarak sağlayabilir.