Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Özelleştirme ve Kamu Reformu

Özelleştirme Türkiye’nin, lügatına giriş tarihi itibarıyla öncüler arasında olduğu, uygulama açısından ise çok geri kaldığı bir kavram. Dar anlamıyla, hisseleri kamu sektörü tarafından tutulan şirketlerin hisselerinin özel sektöre satılması (bazen de devredilmesi) anlamına geliyor. Daha geniş açıdan bakıldığında ise özelleştirme aslında liberal piyasa ekonomisine geçiş sürecinin bir parçasıdır.

Şirket hisselerinin kim(ler)de olduğu, şirketin iş sonuçlarını doğrudan etkilememesi gerekir. Nitekim halka açıklık oranı yüksek olan şirketlerin hisselerinin el değiştirmesi yönetim değişikliğine yol açmadığı sürece şirketi etkilemez. Çünkü, iş sonuçlarını şirket yönetiminin etkinliği belirler. Dolayısıyla, yöneticileri net başarı kriterlerine göre seçildiğinde ve ödüllendirildiğinde, iş sonuçları açısından şirketin özel veya kamu şirketi olması önemli olmayabilir. Ancak, pratikte hisseleri kontrol edenlerin iş sonuçları üzerinde önemli etkisi olduğu da bir gerçektir. Bu etki, yönetici seçimi kadar, yönetime yapılan müdahalelerle de kendisini gösterir.

Siyasetçilerin çok amaçlı hedeflere ulaşmak üzere kamu hisselerinin çoğunlukta olduğu şirketlerdeki etkisi, genellikle bu şirketlerin verimli ve etkin çalışma düzenine kavuşmasını olumsuz olarak etkilemektedir. Örneğin, Türkiye’de özelleştirme programına alınan şirketler arasında yapılan bir çalışma, bu şirketlerde genel müdürlerin ortalama görev süresinin 11 ay gibi kısa ve etkinlik sağlamaktan uzak bir süre olduğunu göstermiştir!!

Bu nedenle, özelleştirmenin bir faydası şirketlerin ve kontrol ettikleri kaynakların etkin ve verimli bir yönetime kavuşmasını sağlamaktır. Ancak daha da önemlisi, devletin hem hakem, hem de oyuncu olduğu bir konumdan çıkıp, rekabetçi bir piyasa düzeninin işleyişini garanti altına alan bir rol üstlenmesidir.

Türkiye’deki özelleştirme programının yeterince hızlı uygulanmaması programa alınan bir çok şirkette yatırımların gecikmesine ve değer yitirilmesine yol açtı (Türk Telekom, Petkim gibi). Ancak özelleştirme programı, sınırlı uygulamaya rağmen bazı olumlu sonuçları da beraberinde getirdi: Özellikle ilk dönemlerinde, İMKB’nin gelişmesini sağlayan ilk halka arzlar (Teletaş, Erdemir gibi); yabancı sermayenin özelleştirme programına yatırım yapması, (Set Çimento gibi); yerli sermayenin özelleştirmeden aldıkları şirketlerle atılım yapması (Kahramanmaraş SEK’ten MADO’nun doğuşu gibi); ve ülkemizde yatırım bankacılığının gelişmesi özelleştirme programı sayesinde gerçekleşti.

Özelleştirmeyi bir satış ve hazineye kaynak yaratma işlemi olarak değil, ekonominin rekabet gücünü artırmak üzere uygulanan bir yapısal değişim programının vazgeçilmez bir parçası olarak değerlendirmek gerekir.

Ülkemizde de gerek toplumsal baskılar, gerekse uluslararası kuruluşların talepleri doğrultusunda önemli bir yapısal değişim yaşanıyor. Devlet, hem düzenleyici ve denetleyici, hem de uygulayıcı olmaktan çıkıp, ağırlıklı olarak düzenleme ve denetleme rolleri üzerinde odaklaşmaya çalışıyor. Bir yandan kamu yatırımlarının kısılması ve özelleştirmeyle atılan adımlar, diğer yandan son yıllarda özerk üst kurullara devredilen yetkiler bu değişimin göstergelerini oluşturuyor.

Ancak, devletin performansında gelişme sağlanabilmesi için hem yapısal, hem de yönetim anlayışındaki değişimlere dikkat edilmelidir. Çünkü, devletin ekonomiye müdahalesinin şartları ve etkinliği, ülkelerin adil bir rekabet ortamına kavuşmalarında, refah düzey ve dağılımında belirleyici bir rol oynuyor.

Devletin kamu yararını gözeterek ekonomiye müdahalesi sadece piyasanın etkin çalışamadığı durumlarda müsaade edilmelidir.

Piyasaların etkin çalışmasını önleyen durumlar şu şekilde özetlenebilir:

(i) örneğin, bir mahalle için tahsis edilen bekçinin maliyetine kim katlanırsa katlansın tüm mahallenin güvenlik hizmetinden faydalanması gibi (pozitif ekonomik dışsallığın bulunduğu durumlarda) toplumsal optimizasyon için yeterli yatırımın yapılamaması;

(ii) örneğin, kalitesiz yakıt kullanmanın hava kirliliğine katkısından dolayı bir maliyet yüklenilmemesinin (negatif ekonomik dışsallığın bulunduğu durumlarda) toplumsal optimizasyonun gerektirdiğinden daha fazla ucuz ve kalitesiz yakıt kullanılması;

(iii) bankacılık sektörü gibi piyasa oyuncuları arasında bilginin dengesiz olması: ve

(iv) evlere döşenen elektrik kabloları gibi doğal tekel durumunda tekelci istismar potansiyelinin olması.

Devletin rolü sadece ülkemizde değil, bütün dünyada tartışılıyor. Bu tartışma kamu otoritesinin en azından beş sorumluluk alanında etkin görev yapması gereğini ortaya koyuyor:

(1) Hukukun üstünlüğünün geçerli kılınması,

(2) Piyasa ekonomisinin her hangi bir oyuncuya çıkar sağlayıcı şekilde bozulmasına neden olacak müdahalelerden kaçınılması ve makroekonomik istikrarın korunması,

(3) Temel altyapı ve eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik programlarına yatırım yapılmasının sağlanması,

(4) Toplumun çocuklar, yaşlılar, özürlüler gibi zayıf kesimlerinin yaşamsal haklarının korunması,

(5) Çevre gibi konularda gelecek nesillerin haklarının korunması.

İnsanların bir toplum olarak yaşamlarını bir arada sürdürebilmeleri ve refah düzeylerini geliştirecek fırsatlara sahip olabilmeleri için etkin bir kamu otoritesine gerek var.

Dünyanın çeşitli ülkelerine baktığımızda, her ne kadar küçülmesi gündemdeyse de kamu sektörünün, ekonominin en az %30’unu oluşturmakta olduğunu görüyoruz. Geri kalanının üzerinde de düzenleyici rolü nedeniyle önemli etkisi var. Böylesine belirleyici bir rolü olan bir yapının verimli işleyişi, toplum yaşamı açısından büyük önem taşıyor. Dolayısıyla, hedef “minimal devlet” değil, “etkin devlet” olmalıdır.

Özetle özelleştirme, devleti etkin kılacak kamu reformu projeleriyle birlikte ele alınmalıdır. Devletin, kendisini “patron” olarak değil, etkin ve rekabetçi bir ekonomi için “hakem” (belki zaman, zaman “katalizör”) olarak konumlandırma anlayışını kazanmasıyla birlikte ülkemizin refah düzeyi gelişecektir.