Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Para Kimde

İş hayatında başarı şirketleri büyüterek ve yeni girişimleri hayata geçirerek yakalanıyor. Bu nedenle, stratejik fırsatları yakalayabilmek için onları görebilmek, görülen fırsatı hayata geçirebilecek yetkinliklere sahip olmak ve bunun için gerekli finansal kaynaklara ulaşabilmek gerekiyor. Bu finansal kaynaklar ne kadar çeşitlenirse yeni girişimlerin finansmanı da o kadar kolaylaşıyor. Elbette, bu kaynakları kendi girişimlerinize yönlendirebilmede en önemli unsur bu finansal kaynakların sahiplerine güven verebilmek.

Türkiye’de yeni girişimlerin finansal kaynağı önceleri bankalar, daha sonraları da sınırlı da olsa sermaye birikimi sağlamış aileler oldu. Nitekim, Turkcell başarı hikayesinin öncüsü Murat Vargı’nın girişimci fikrini ülkenin önde gelen ailelerine pazarlama çabaları, ülkemizde girişim sermayesi kaynaklarının çok sınırlı olmasından kaynaklanmıştır. Eğer, Mehmet Karamehmet de bu fikri hayata geçirmek için kaynak tahsis etmemiş olsaydı, birçok girişim fikri gibi Turkcell de hayata geçememiş bir fikir olarak kalmış olabilirdi.

Son dönemlerde ülkemizde girişim sermayesi sınırlı da olsa bulunmaya başladı. Airties, Uno gibi girişimler bu sayede hayata geçebiliyor. Belli büyüklüğe gelen şirketler de artık sadece bankalardan ve büyük yaıtırmcılardan değil, aynı zamanda halka açılma yoluyla da kaynak yaratarak büyüyebiliyorlar. Ancak, halka açık şirketlerimizin çoğu yatırımcı ilişkileri ve roadshow denince başta Londra olmak üzere batı pazarlarındaki fonlarla ilişki kuruyorlar. Oysa, günümüzde paranın kaynağı farklılaşıyor. Bu farklılaşmayı daha hızlı kavrayan ve çalışmalarını bu şekilde yönlendiren şirketler finansal kaynaklara ulaşmada avantaj sağlayabilirler.

Son senelerde en hızlı gelişen fon kaynakları petrol fiyatlarındaki artışlar nedeniyle Ortadoğu ve Rusya kaynaklı devlet fonları. Nitekim, dünyadaki mortgage krizi nedniyle büyük zararlar yazmak zorunda kalan Citibank, UBS gibi dev bankalar hızla bu fonlara ulaşarak sermayelerini güçlendirdiler. Hızla gelişen ikinci kaynak ise yüksek ihracat performansları nedeniyle Asya merkez bankaları ve devlet fonları. Nitekim, Çin ve Singapur devlet fonları da son dönemlerde birçok batılı şirkete önemli yatırımlar yapmaya başladılar. Ancak, yıllardır serbest piyasa ekonomisini savunan batıda bu devlet fonlarının yatırımlarına ve özellikle kontrol hissesi alımlarına karşı bir kampanyanın da yaratıldığına dikkat etmek gerek. Bu nedenle, bu devlet fonları doğrudan yatırımlar kadar yine hızla gelişmekte olan bir üçüncü fon kaynağı olan girişim sermayesi (private equity) fonları aracılığı ile de yatırımlarını genişletiyorlar. Örnek olarak Çin’in Blackstone’a yaptığı yatırım gösterilebilinir.

Her ne kadar klasik fon kaynakları emeklilik fonları ($21.6 trilyon), halka açık fonlar ($19.3 trilyon) ve sigorta şirketlerinin fonları ($18.5 trilyon) hala en büyük fon kaynaklarını oluşturuyorsa da bu kaynakların gelişme hızı %6 seviyesindeyken, yeni kaynakları oluşturan petrodolar ($3.8 trilyon), Asya ($3.1 trilyon), risk sermayesi-hedge funds ($1.5 trilyon) ve girişim sermayesi-private equity ($0.8 trilyon) tutarındaki fonların gelişim hızı %20’ler civarında. Bu nedenle, yeni yatırımlarla ilgilenme eğilimleri de klasik kaynaklara göre çok daha yüksek oluyor. Tüm dünya ülkelerinde verilen cari fazlanın %70’i petrol ve Asya ihracatı kaynaklı olarak gerçekleşiyor.

Özetle, paranın kaynağı ve özellikle yeni fırsatları değerlendirmeye odaklı paranın kaynağı petrol üreten ülkeere ve Asya’ya kayıyor. Bu nedenle, işlerini büyütmek isteyenler şirket ve projelerinin tanıtımında sadece klasik finans merkezleri olan Londra ve New York gibi merkezlere değil, bu yeni kaynaklara hakim bölgelere de bilgi sunma ve onların da güvenini kazanmaya özen göstermelidir.