Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Patent Kanunlarında Reform

“Bir sonraki adımı gördüğünüz anda, değişim başlamış demektir.”
William Drayton

Fikri mülkiyet haklarının patent kanunları ile korunması gelişmiş ülkelerin gerek ikili ticaret anlaşmalarında, gerekse Dünya Ticaret Örgütü aracılığı ile uluslararası ticaret anlaşmalarında önem verdikleri konuların başında geliyor.

Aslında, patent kanunları serbest piyasa ekonomisinin belli bir konuda etkin işleyememesini düzeltmek üzere, devlet otoritesi tarafından piyasaya bir müdahale biçimidir. Bilginin kolaylıkla paylaşılabilme ve taklit edilebilme özelliği nedeniyle, yeni buluşlar için gerekli yatırımın, yatırımcısına getiri sağlayamaması durumunu düzeltmek için yapılan bir müdahale. Patent kanunları ile yeni buluşlar için yatırım yapıp başarılı olanlara belli bir süre için tekel hakkı verilerek, toplumda yenilik ve yaratıcılık için yeterli düzeyde yatırım yapılması ve bu süre sonrasında bilginin serbesçe paylaşılması hedefleniyor. Gerçekten de etkin patent kanunları olan ülkelerde yaratıcılığın teşvik edildiği ve birçok buluşun gerçekleştirildiği görülüyor.

Ancak, pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da devlet müdahalesinin piyasa şartlarının gerisinde kaldığını düşünüyorum. Belli bir ülke esas alınarak verilen, örneğin 20 yıllık, tekel hakkı süresi birçok ülkede birden verilmeye başlandığında, acaba aynı mı kalmalı?! Buluşların, piyasaya verilecek ürünler haline dönüştürülmesinin ve dolayısıyla buluştan kazanç sağlama sürecinin her geçen gün kısaldığı bir ortamda, acaba tekel hakkı için tanınan süre aynı mı kalmalı?! Sermaye piyasalarının, yenilikleri tek kuruş kazanmadan bile ödüllendirmeye başladığı bir dönemde, acaba tekel hakkı için tanınan süre aynı mı kalmalı?!

Patent kanunları ile ilgili olarak sorgulanması gereken bir başka konu da hangi yeniliklerin patent kapsamında korunmasının toplum yararına olduğudur. Örneğin, 1993 yılında, Amerika’da Compton New Media şirketi ses, görüntü ve yazının bir multimedya diskinde birleştirilmesini patent altına alabilmiş. O dönemde bile birçok şirkette uygulamaları olan bu teknoloji için ilk başvuruda bulunana patent hakkı verilmiş olması, Patent Ofisi’nin yenilikleri değerlendirebilmek için yeterli kaynağı olup olmadığının sorgulanmasına yol açmış. Nitekim, Patent Ofisi, bu konuda vermiş olduğu kararı yeniden değerlendirmeye almak zorunda kalmış. Bugünlerde, Patent Ofisi, internet patentleri için optimal sürelerle ilgili çalışma yapması için baskı altında.

Patent kanunlarında tanınan tekel hakkı sürelerinin gereğinden uzun olması, toplumların gelişmesini sınırlandıran bir etken olabilir. Aynı zamanda, daha çok patent hakkına sahip ülkelerin, sermaye birikimi sınırlı olan ülkelerden aşırı kaynak transferine de yol açarak, gelişmeyi geciktirebilir. Bunun için, patent kanunlarına karşı olmak değil, global topluma en adil ve en iyi şekilde hizmet edecek düzenlemeleri ve parametreleri önerebilecek düzeyde hazırlık yapma gereği var.

Fikri mülkiyet haklarının korunması için global ekonomide de düzenlemeler gerekiyor; ancak, bu düzenlemelerin parametreleri yeni dünya gerçekleri ile yeniden ele alınmalı.