Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Piyasalar Gerçekçi mi?

Herhangi bir ürünü satın aldığımızda sadece ondan faydalanma hakkını değil, aynı zamanda onu tekrar satabilme hakkını da almış oluruz. Otomobil, giysi gibi temelde kullanım amaçlı olarak alınan ürünlerin fiyatları bu ürünü kullanmaktan elde edilecek fayda ile daha yakından ilişkiliyken, halka açık şirketlerin hisse senedi gibi piyasaların daha likit olduğu ve ağırlıklı olarak elde tutmak üzere değil, tekrar satmak üzere alınan ürünlerde değeri belirleyen ağırlıklı olarak başkalarının bu ürüne olan talebidir.

Bu nedenle, hisse senedi alırken birçok insan kararlarını şirketin gelecek nakit akışlarını inceleyen temel analizler kadar, piyasanın bu hisse senedine olan talebindeki değişimleri inceleyen teknik analizlere de dayandırmaktadır. Ağırlıklı olarak temel analize dayanarak alım-satım yapanlar genellikle daha tutucu olup, B planı olarak piyasalar bozulacak olursa hisseyi elde tutarak şirketin tahmin edilen uzun vadeli nakit akışından faydalanabilirler. Oysa, ağırlıklı olarak teknik analizlere dayanarak başkalarının değer algılarındaki değişimlere göre alım-satım yapanlar diğer piyasa oyuncularının iyimserliği değiştiğinde güç durumda kalabilirler.

Zaten piyasalarda balon oluşması genellikle alınan ürünün temel analiz değerinin çok üstünde alım-satım yapmaya hazır oyuncuların olmasından ve bu oyuncuların, onların davranışlarını esas alarak alım-satım yapanların davranışlarını da değiştirmesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim tarih boyunca, piyasalarda bu şekilde oluşan balonların bir noktada patlaması önemli krizler oluşmasına neden olmuştur: Lale krizi, internet krizi, bugünlerde ABD’deki sub-prime mortgage krizi gibi.

Özellikle faiz oranlarının düşük ve kredi alabilmenin kolay olduğu dönemlerde insanlar sadece kendi ihtiyaçları için değil, başkalarının isteyebileceğini düşündükleri varlıkları ileride onlara daha yüksek fiyattan satarak kazanç sağlayabilmek güdüsüyle yüksek fiyattan almaya başlarlar. Bu varlıkların alım satımında hızlı çalışan piyasaların olması, likiditeyi artırdığı gibi piyasalarda balon oluşma olasılığını da artırır. Bu nedenle, yükselen fiyatların talebi de hızla artırabildiği finans, gayri menkul gibi piyasalar balon oluşturmaya daha yatkındır. Bu tip piyasalarda kişinin vermeyi düşündüğü fiyat başkalarını verdikleri fiyat arttıkça yükselir. Oysa, reel piyasada ağırlıklı olarak kendi kullanımı için alınan ürünlerde fiyat yükseldikçe talep kısılır ve piyasa kendi içinde dengelenir. Özetle, herhangi bir varlık için sizin uygun gördüğünüz fiyat başkalarının uygun gördüğü fiyat arttıkça artıyorsa, bir başka ifade ile fiyat beklentiniz başkalarının değerlendirmelerine bağımlı ise o piyasalarda balon oluşma olasılığı yüksektir.

Genellikle piyasalar birçok insanın toplam değerlendirmelerini içerdiği için arz-talep dengesinin toplumsal olarak optimum düzeyde oluşmasını sağlar. Bu nedenle, merkezi karar mekanizmaları yerine piyasaların karar mercii olması toplum açısından daha sağlıklı bir kaynak dağılımını sağlar. Ancak, piyasa mekanizmasının iyi çalışması herkesin kendi kararını başkalarından bağımsız olarak vermesi varsayımına dayalıdır. Bireylerin alım-satım kararlarını kendi ihtiyaçlarını esas olarak aldıkları tüketim malları için bu varsayım doğru iken, kararların birbirinden etkilenmesi ve bağımlı hale gelmesi piyasa mekanizmasının doğru çalışması için gerekli en temel varsayımı geçersiz kılmaktadır.

Elbette ki finansal piyasalar her zaman balon oluşturmazlar. Çünkü, birçok oyuncu kararlarını sadece başkalarına bakarak değil, aynı zamanda temel analizlere dayandırarak verir. Ancak, artışlar verimlilik veya yenilikçiliğe bağlı olsa bile, uzun süreler boyunca varlık fiyatlarının artması, piyasalarda başkalarına bakarak fiyat belirleme oranını ve dolayısıyla balon oluşma olasılığını da artırır. Balonlar ise genellikle sönmek yerine patlayarak sonuçlanır. Ellerinde yüksek fiyatlı varlıklar kalanlar, bunları daha yüksek fiyattan satamadığında balon patlar ve kriz oluşur. Özellikle, bu yüksek fiyatlı varlıkları alabilmek için kredi kullanılmışsa, kredi geri ödemeleri için varlıkların hızla ve düşük fiyattan elden çıkarılmaya başlaması, fiyat belirlerken başkalarının değerlendirmelerine bakanların da beklentilerini aşağı çektiği için fiyatlar daha da hızlı düşer. Özetle, sona kalanlar dona kalmış olurlar.