Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Raporlama Standartları

Şirketlerde raporlama denilince akla öncelikle geçtiğimiz dönemdeki gelişmeleri özetleyen finansal raporlar geliyor. Oysa sadece gelir-gider tablosu, bilanço gibi finansal raporlara bakarak bir şirketin performansı hakkında karar vermek, sadece dikiz aynasına bakarak araba kullanmaya benzer!

Bu konuda yapılan araştırmalar, yönetimin ve yatırımcıların iş sonuçları kadar öncü göstergelere de dikkat etmesi gereğini ortaya koyuyor. Örneğin, bugünün müşteri memnuniyetindeki düşüş, yarının zararlarının hazırlayıcısı olabilir. Yeni ürünlerdeki pazar payının genel pazar payının altında kalması, yenilikçilik konusuna yeterli kaynak ayırmamanın bir sonucu ve gelecekteki pazar payı kayıplarının bir göstergesi olabilir.

Ayrıca, kolay ölçülemeyen bazı değerlerin (entelektüel sermaye gibi) şirket performansını önemli ölçüde etkileyebileceği de göz ardı edilmemeli. Uzun seneler bir şirketin değer yaratma potansiyelinin elindeki fiziksel varlıklara dayandığı varsayımı geçerliydi. Varlık ise bir şirketin sahip olduğu ve maddi bir değeri olan herşeye verilen isimdir. Varlıklar bilançolarda kısa vadeli ve uzun vadeli olarak ikiye ayrılarak raporlanıyor. Kısa vadeli varlıklar bir yıl içinde kullanılacak veya satılacak stoklar veya alacaklar gibi kalemlerden oluşuyor. Uzun vadeli varlıklar ise kullanılabilir ömrü bir yılı aşan bina makina gibi varlıkları ifade ediyor. Bunların kullanım ömürleri bir yılı aştığı için her sene maliyetlere amortisman olarak yansıtılıyor.

Şirketlerin elindeki finansal varlılar (hisse senedi, bono gibi) her ne kadar değer açısından daha değişken olsalar da piyasa değeri üzerinden raporlanabiliyorlar. Esas güçlük ise fiziksel bir varlığı olmayan ancak şirket için değer yaratan varlıkların raporlanmasında yaşanıyor. Bu varlıkların değeri ancak şirketin hisseleri satıldığında ortaya konabiliyor. Patentler, tescilli markalar, uzun vadeli sözleşmeler gibi stratejik önemi olan varlıkların bilançolarda değerlendirilmesi mümkün olmuyor. Ancak şirket satıldığında, ortaya çıkan değerin bilançodaki öz sermaye (öz sermaye = varlıklar – borçlar) değerinden yüksek olması durumunda, aradaki fark bir işleme konu olmuş olması nedeniyle peştamaliye olarak raporlanabiliyor.   

Üstelik, bu ölçülmesi güç olan sadece patentler, tescilli markalar gibi bir belgeye dayandırılabilen varlıklar değil, aynı zamanda bir şirketin müşteri portföyü, iş yapma kültürü, ticari sırları gibi varlıkları da içeriyor. Bu varlıkların tümünün değeri birçok firma için fiziksel varlıklardan çok daha yüksek olabiliyor. Örneğin dünyanın en değerli şirketlerinden  Microsoft veya Apple’ın değerlerini fiziksel varlıkları ile belirlemeye çalışmanın ne kadar manasız olduğu ortada!!

Özetle, şirketlerin yönetiminde önem verdiğimiz muhasebe standartları, finansal raporlar ve bu konular üzerinde harcanan yönetim kaynakları aslında başka yerde kaybedilen yüzüğü görüntünün daha net olması nedeniyle sokak lambasının altında aramaya benziyor!!!

Şirketlerin toplumsal sorumlulukları ve sürdürülebilirlikleri de hem yöneticiler, hem yatırımcılar, hem de toplumun geneli tarafından duyarlılıkla izlenmek isteniyor. Bu nedenle, son dönemlerde şirketler finansal olmayan konularda çeşitli raporlar yayınlıyorlar. Gerek finansal, gerekse finansal olmayan raporların gerçekten faydalı olabilmesi ise belli ilkelere uymalarıyla sağlanabiliyor.

Öncelikle bir raporun değerli olabilmesi için o rapordaki bilgilerin doğruluğu konusunda güven olmalı. Bu nedenle, birçok rapor bağımsız bir üçüncü parti tarafından değerlendiriliyor ve bu değerlendirici kurumun itibarı bu konudaki önemli bir gösterge oluyor. Bu nedenle, raporları oluşturan bilgilerin bağımsız bir parti tarafından aynen elde edilebilir (ispatlanabilir) ve kıyaslanabilir (daha önceki dönemlerle ve başka kurumlarla) olması gerekiyor. Bu nedenle, bilgilerin de nasıl bir süreç ile elde edildiğinin bilinir ve güvenilir olması gerekiyor. Bir çok kurumun iç denetim mekanizmalarının başlıca sorumlulukları arasında bu konudaki güvenilirliliği zedelememek geliyor.

Bir raporun değerli olabilmesi için gereken önemli bir başka unsur da içeriğinin kapsamıdır. Raporlar kurum performansının bütününü kapsamalı, yapılan ölçümler hedeflere ulaşma konusundaki bilgileri içermeli, düzenli ve sürdürülebilir verilere dayandırılmalıdır. Raporun belirlenen hedeflere yönelik kullanılan girdiler ve elde edilen sonuçlarkonusunda dengeli olarak bilgi içermesi gerekiyor. Raporlamada genellikle yapılan hatalardan birisi kolay elde edilebilen ve/veya çok net olarak elde edilen bilgilere yer verilmesi ve performans açısından önemli olmasına rağmen güç elde edilen veya netlikle ölçülemeyen bilgileri ise içermemesidir. Oysa, raporu kullanacak olan paydaşların önem verdikleri tüm konuları bütünsel ve dengeli bir şekilde kapsaması raporun değerini artırır.

Raporların faydalı olabilmesi için bilgilerin güncel olması, raporun paydaşlara zamanında ulaştırılması ve kolay anlaşılır olması gerekiyor. Bu nedenle, raporun müşterisinin kimler olduğu iyi belirlenmeli ve bu rapora dayanarak karar vermesi beklenenlere eş zamanlı olarak ulaştırılmaya çalışılmalıdır. Raporda trendlerin görsel olarak gösterilmesi, geçmişteki performans, hedeflenen performans ve en iyilerle kıyaslamalara yer verilmesi raporun değerini artırır. Anlaşılırlığı artırmak için sadece ana verilerin değil, aynı zamanda yüzdesel dağılımların ve göreceli değişim oranlarının da verilmesi faydalı olur. Performans farklılıklarının nedenlerinin rakamsal olarak ayrıştırılması da (farklılık analizi) rapor kalitesini artırır. Rapor kalitesini artıran bir diğer unsur da gelecek projeksiyonlarına ve risk analizlerine yer verilmesidir. Raporlarda sunulan veriler üzerinde yönetim sorumluluğu olanların yorumlarını da içermesi değerlendirme toplantılarının daha verimli geçmesine yardımcı olur.

Özetle, ölçülmeyen performans iyileştirilemez. Anlaşılması kolaylaştırılan raporlar performansın gelişmesini tetikler ve kuruma duyulan güveni artırır.