Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Rekabet Geliştirir

Yaşam kalitesini geliştirebilmenin temeli her zaman daha iyiyi aramaktan geçiyor. Peki, daha iyi nasıl bulunabiliyor? En iyi rekabet ortamı yaratarak. Bu konuyu açmak için hepimizin yakın olduğu bir alandan, spordan örnek verelim. Genellikle dünyada rekorlar, olimpiyatlarda ve dünya şampiyonluklarında kırılır. Bunun dışında kırılan dünya rekoru oldukça azdır, hele antrenmanda kırılan rekor pek duyulmamıştır. Çünkü, insanlar en çok zorlandıkları zaman kendilerini aşar, rekorları kırarlar. Aynı durum ekonomide de geçerli. Şirketler ne kadar çok zorlanırsa o kadar yenilikçi olabiliyorlar, o kadar daha iyi performans gösterebiliyorlar. Dolayısıyla rekabet ortamını ne kadar geliştirebilirsek yaşam kalitemizi geliştirecek yenilikçiliği, atılımcılığı o kadar daha fazla hayata geçirme imkânımız olabiliyor.

Rekabet ortamı oluşturmanın en önemli yöntemi rekabet engellerini ortadan kaldırmaktır. Her konuda rekabet engellerini ortadan kaldırmak ülkemizdeki yaşam kalitesinin artırılmasına yardımcı olacaktır. Üstelik rekabet konusunu sadece piyasalarda faaliyet gösteren şirketler arasında gerçekleşmesi gereken bir olgu olarak görmemek gerekir. Rekabet hayatın her alanında gelişmeyi tetikler.

Bu alanlardan bir tanesi, toplumun düşünce üretebilme kapasitesidir. Bu nedenle, kendimizi şu şekilde sorgulamalıyız: Düşünceler konusunda ne kadar rekabete açık bir toplumuz, hoşlanmadığımız fikirleri öldürmeye meraklı mıyız, yoksa bunları ortada paylaşabilecek bir anlayışa sahip olabiliyor muyuz? Eğitim sistemimiz yeni fikir geliştirmeyi ne kadar teşvik ediyor? Acaba RTÜK belli kararlarıyla, bazı fikirlerin kamuoyunda tartışılmasını engelleyerek bu konuda rekabet üretilmesini engelliyor mu? Basında tekelleşme fikirde rekabet konusunu nasıl etkiler? Düşünce merkezlerini toplum olarak finanse edebilme gücümüz ve bu konudaki bağımsızlığı sağlayabilmemiz, bu konuda çeşitliliği ve çokluğu sağlayabilmemiz, düşünce konusundaki rekabeti nasıl geliştirecektir? Bu sorular son derece önemli. Çünkü hayatta her şey iki kere yaratılır; önce zihinde, sonra gerçekte. Zihinde yaratmanın üzerine koyduğumuz engeller, aslında gerçekte yaratmanın üzerine koyduğumuz engeller haline dönüşür. Bir kompozitör ilk önce düşünür ve notaları yazar, daha sonra bu müzik orkestra tarafından çalınır. Bir mimar ilk önce bir çizim yapar, daha sonra eser inşa edilir. Hayatta da birçok konuda da düşünce konusundaki engeller aslında yaratıcılığın ve toplumsal gelişmenin önündeki en büyük engellerden bir tanesidir.

İkinci alan siyaset. Siyasette acaba rekabet engelleri ne kadar? Giriş engellerini çok mu yüksekte tutuyoruz? Veya siyasi partiler içerisinde farklı görüşlerin tartışılması konusunda nasıl bir ortam var?. Parti kurmak ne kadar zorlaşırsa siyasette rekabet ortamı da o kadar sınırlı olur. Örneğin, bir siyasi partinin seçimlere girebilmesi için tüm illerde örgütlenmiş olması zorunluluğu giriş engellerini yükseltiyor mu? Bir başka örnek: birkaç sene önce kabul edilen bir kanuna göre belediye başkanları siyasi partilerde üst düzeyde görev almak isterlerse belediye başkanlığı görevinden ayrılmak zorunda kalıyorlar. Partide görev alırlarsa beediye başkanlığını bırakmak zorundalar, bazı açılardan olumlu bir karar olabilir, ama bunun belli bir zaman sınırı mı olmalı? Çünkü bir yerde siyasette rekabet oluşturmak için kamuoyunun, kamu hizmetindeki performansını değerlendirebildiği kişilerin ortaya çıkabilmesini sağlamak lâzım. İnsanların kamu hizmetindeki performansını değerlendirebilecek çok az yer var. Belediye bunlardan bir tanesi. Bu nedenle belediye başkanlarının partilerde görev almasını engelleyecek olursak, acaba bu bir rekabet engeli midir? diye sorgulamalıyız.

Özetle, gelişim hızımız artıracak bir rekabet ortamı yaratmayı düşünürken, aslında sadece bir ekonomik konu olarak değil, düşünce boyutunda, siyaset boyutunda, hatta küresel boyutta düşünme gereği var.