Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Rekabet Hukukunda Yeni Bir Test

Serbest piyasa ekonomisinin temel öngörüsü hiçbir kurumun belli bir piyasayı kontrol etmediği, (teorik olarak) sonsuz sayıda üretici ve müşterinin bulunduğu piyasalarda her birimin kendisi için en iyi kararları vermesinin toplum için de en iyi karara neden olacağıdır. Bu özelliklere sahip bir ekonomide sınırlı kaynaklar toplumu en mutlu edecek şekilde ve en etkin olarak kullanılmış olur.

Ancak, gerçek hayatta bu varsayımın geçerli olmadığı birçok sektör vardır. Hatta, teorik olarak herhangi bir sektörde sürekli kârlılık varsa o sektörde ya rekabet eksikliği, yada giriş engelleri olduğu söylenebilir. Çünkü, tam rekabetin olduğu varsayımı kârlılığı yüksek olan sektörlerin yeni oyuncuları cezbederek kârlılığın sıfıra kadar düşmesine neden olacağına işaret eder.

Özellikle piyasaların etkin çalışmasını önleyen durumlar şu şekilde özetlenebilir:
(i) örneğin, bir mahalle için tahsis edilen bekçinin maliyetine kim katlanırsa katlansın tüm mahallenin güvenlik hizmetinden faydalanması gibi (pozitif ekonomik dışsallığın bulunduğu durumlarda) toplumsal optimizasyon için yeterli yatırımın yapılamaması;
(ii) örneğin, kalitesiz yakıt kullanmanın hava kirliliğine katkısından dolayı bir maliyet yüklenilmemesinin (negatif ekonomik dışsallığın bulunduğu durumlarda) toplumsal optimizasyonun gerektirdiğinden daha fazla ucuz ve kalitesiz yakıt kullanılması;
(iii) bankacılık sektörü gibi piyasa oyuncuları arasında bilginin dengesiz olması: ve
(iv) evlere döşenen elektrik kabloları gibi doğal tekel durumunda tekelci istismar potansiyelinin olması.

Devletlerin piyasalara düzenleyici olarak müdahalesinin temel dayanağı da rekabet ortamını bozabilecek durumları engellemektir.

Bu nedenle, Rekabet Kurumları bir taraftan rekabeti engelleyici davranışları önlemek üzere yaptırımlar uygulayabilirken, diğer taraftan da şirket birleşmelerinin rekabet ortamını bozucu etki yaratıp yaratmayacağı konusunu değerlendirerek belli büyüklükteki şirket evliliklerine izin verip vermeme yetkisine sahiptir.

Şirket birleşmeleri birkaç nedenle gerçekleşir: (1) Sektörde konsolidasyon, (2) Mevcut işi tamamlayıcı özelliklere sahip başka bir şirketle birleşerek güçlenme, (3) Dikey bütünleşme, (4) Yatay genişleme ile pazarlama etkinliğini artırma, (5) Yeni bir alana girişi yapma, (6) Riskleri dengeleme. Şirket birleşmelerinin rekabet ortamını bozup bozmayacağını ve özellikle tüketicileri nasıl etkileyeceği konusunu değerlendirmek üzere yapılan ilk test Herfindahl-Hirschman Index (HHI) hesaplanması ile yapılırdı. Bu test piyasa oyuncularının pazar paylarının karelerinin toplamının hangi seviyede olduğu ve sözkonusu şirket birleşmesinin bu toplamı ne kadar arttırdığının ölçülmesiyle gerçekleştiriliyor. Burada en önemli konu pazarın nasıl tanımlanacağı ve hangi oyunculardan oluştuğunun belirlenmesi oluyor.

Carl Shapiro ve Joseph Farrell ABD’nin rekabet kurumu olarak görev yapan Federal Trade Commission (FTC) baş ekonomisti olarak atanmadan hemen önce yazdıkları yeni bir makalede şirket birleşmelerinin rekabet ortamını etkileme olasılığını belirlemek üzere yeni bir test geliştirdiler. Bu test pazarın tanımı konusunu bir kenara bırakarak şirket birleşmesi sonucunda ürün/hizmet fiyatlandırma üzerinde ne gibi baskıların olacağı üzerinde duruyor. Böylelikle, hem pazarın tanımının nasıl yapılması gerektiği konusundaki tartışmaların bir kenara bırakılmasını sağlıyor, hem de piyasada pazar payı artışına bakarak dolaylı bir olası etki analizi yerine doğrudan tüketicilerin nasıl etkilenceği konusuna odaklanıyor. Bu çalışmalarının yayınlanması sonrasında üstlendikleri görev nedeniyle öncelikle FTC’de, daha sonra da dünyadaki diğer rekabet kurumlarında kullanılması sürpriz olmaz.

Bu test, birer ürün üreten iki firmanın birleşmesi sonucunda yeni tek firmanın fiyatlandırma kararlarında sadece her bir ürünün fiyat esnekliğini değil, aynı zamanda diğer ürünün satışlarındaki olası düşüşleri de değerlendireceği (‘cannibalization’) öngörüsüne dayanıyor. Şirketlerin birleşme sonucunda ayrı ayrı fiyat kararları vermelerinden farklı olarak ‘cannibalization’ etkisini de değerlendirerek daha yüksek fiyat belirleyecekleri öngörülüyor. ‘Upward Pricing Pressure’ (UPP) olarak adlandırılan bu fiyat yükseltme baskısı ölçümü bir ürünün satışı arttığında diğer ürünün satışının ne kadar azalacağı ile bunun sonucunda firmanın kârlılığına marjinal katkının boyutunun çarpımı ile belirleniyor. Bu nedenle, ürünler arasında ikame potansiyeli ve kâr marjının yüksekliği UPP’nin de yükselmesine neden oluyor. Şirket birleşmelerinde elde edilebilecek maliyetlerdeki düşüş sinerjisinin ise ters yönde bir etki yaratacağı değerlendirildiğinde UPP’nin bu sinerjiden yüksek olması durumunda şirket evliliğinin rekabeti bozucu etkisi olabileceği sonucuna varılıyor.  Shapiro ve Farrell hesaplamalarını oluşacak sinerjilerin %50’sinin piyasaya yansıtılacağı varsayımını yaparak belirliyorlar.

Şirket evlilikleri planlayan şirketlerin yöneticileri kararlarında artık bu testi değerlendirmek durumunda kalacaklar. Şirket birleşmeleri konusunda rekabet kurumuna yapacakları savunmalarda şirket evliliğinin fiyat dışı olumlu etkileri (kalite artışları, ar-ge ve inovasyon konusundaki gelişmeler gibi), bu test için varsayılan sinerjilerin %10’dan yüksek olabileceği, rakiplerin alacağı tedbirler ve pazara yeni girişlerin kolaylığı gibi konuları da değerlendirmeleri faydalı olacaktır.

Özetle, şirket birleşmelerinin rekabet ortamına etkilerini belirlemek için geliştirilmiş olan bu yeni testin yakın zamanda tüm dünyada daha yaygın olarak kullanılması beklenmelidir.