Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Robotlarla Yaşamak

Bugün robotlar üzerinde yapılan araştırmalar, 20 yıl sonra içinde yaşayacağımız dünyayı şekillendiriyor.

Yakın arkadaşlarımzın arasında robotlar da olacak mı? Robotlarla karşışlıklı fıkra anlatıp gülüşecek miyiz? Aynı takımda oynayıp bir başka insan-robot takımı ile şampiyonluk maçı oynayacak mıyız?

Ya da robotları insanların eksiklerini tamamlayıp, güçlendirmek için kullanacak mıyız? Örneğin, en iyi futbolcularımız dizlerini bir robot ile takviye edenler arasından mı çıkacak? Yoksa, böylesi bir yenileme doping olarak mı nitelendirilecek? Bir yandan teknolojiyi geliştirirken, diğer yandan da teknolojiyi kullanmaya ilişkin normları ve kuralları geliştirmeliyiz.

“Kısmet,” dünyanın en ileri robot araştırma merkezlerine sahip olan M.I.T. Üniversitesinde robotlarla insanlar arasındaki sosyal etkileşimi incelemek üzere üretilmiş olan prototipin adı. Bu isim merkezde çalışan Türklerden esinlenerek verilmiş.

Bugün dünyada birçok alanda robotlar insanın yerini almaya başladı. Ticari olarak piyasaya sürülen evlerde toza duyarlı otomatik olarak temizlik yapan robotlar, Afganistan’da ABD askerleri tarafından mağaralardaki güvenlik durumunu araştıran robotlar, otomobil fabrikalarında en az hata ile yapılması gereken ince işlemleri gerçekleştiren robotlar ve evde bir süre için yalnız kalan çocukları uzaktan kontrol edebilmeyi sağlayan robotlar bu değişimin örneklerini oluşturuyor.

Robotlar konusundaki yeni araştırmalar bir yandan onların etkinliklerini artırmaya çalışırken, diğer yandan da robotlarla insanlar arasındaki etkileşimi daha manalı hale getirmeye çalışıyor. Bir başka ifade ile insanların robotlarla konuşabilmesini, onlara duygularını ifade edebilmelerini ve bu etkileşimin karşılıklı olmasını sağlamanın robotların geniş kitleler tarafında kabul edilebilmesi için önemli bir aşama olarak görülüyor. Bir robotu evcil bir hayvan kadar sevebilmek, onunla oyun oynayabilmek mümkün olabilir mi? Geçen sene çocuklar arasında yaygın bir moda haline gelen “furby” bu kavramın belki de ilk örneklerinden biriydi.

“Kısmet” insanların robotlarla nasıl bir etkileşim içine girebileceklerini araştırmak ve robotları bu konuda geliştirebilmek için ortaya konan bir prototip. Kısmet’in ortaya koyduğu çeşitli bulgular var: (i) insanlarla etkileşimin kolay olabilmesi için robotların canlılarda olan uzuvlara yakın şekillerinin olması gerekiyor. Göz, kaş, ağız, burun, kulak, ve el robotun fonksiyelliği için gerekli olmasa da etkileşim için gerekli. (ii) kızgınlık, mutluluk, sevinç, merak, empati, acıma ve merak gibi duyguların ifade edilmesinde insanlar arasında belli bir mimik setini kullanmak yeterli olabiliyor. (iii) insanlar arasında kullanılan dillerdeki farklılıklara rağmen, yine benzer duyguları içeren konuşmalarda kullanılan tonlamalar da sınırlı bir set arasından seçiliyor.

Dolayısıyla, bu setleri belirleyip robotların kullanmasını sağlayabilirsek, insanlarla etkileşimde önemli bir aşama kaydetmek mümkün olabiliyor. Kısmet ile yapılan bir testte tamamen manasız sesler kullanılmasına rağmen 16 değişik mimik ve tonlama kullanarak bazı insanların yarım saat kadar ilgisini çekmek ve robot ile ”muhabbet etmesini” sağlamak mümkün olabilmiş.

İnsanların gen sayısının yüzbinlerle değil, sadece 35.000 civarında olması, maymun ile neredeyse %99 oranında aynı olması ve farklı ırklardan gelen insanlar arasındaki farklılıkları son derece az olması bazı insanları rahatsız etmişti. Şimdi de davranışlarımızın aslında çok sınırlı bir set ile belirlenen mimik ve tonlamalarla robotlara bile yüklenecebileceğini kabul etmek bizlere zor gelebilir.

Acaba bizler de birer biyolojik makina mıyız? Kendimizi mekanik robotlarla daha da geliştirebilir miyiz? Robotlar konusunda yapılan araştırmalar ile yapay bacak, hatta yapay göz konusunda önemli gelişmeler kaydedilmiş. Yapay gözü doğrudan beyindeki nöronlara bağlayarak görme fonksiyonu kazandırılabileceğine inanılıyor. Bu teknoloji mükemmelleştiğinde ve ekonomik hale geldiğinde, gözlük yerine yapay göz mü kullanmaya başlayacağız acaba?

Aramızdan daha da ileri gidip, mekanik gözün biyolojik göze göre daha da geniş dalga boyutlarına erişebilme özelliğini kullanmak isteyenler olacak mı? Böylelikle gece görüşü de sağlayan gözler moda haline gelebilir mi? Bu modaya uyanların sağladığı üstünlük diğerlerini nasıl etkiler? Bu konudaki teknolojiler nerede geliştirilirse geliştirilsin, bazı kültürlerin yüksek adaptasyon gücünün önemli bir rekabet avantajı haline gelebileceği düşünülüyor.

Avrupa kültürünün Asya’ya göre daha tutucu olmasının gen teknolojilerinden, klonlamaya, robotlarla birlikte ve iç içe yaşama konusundaki gelişmelerin Asya’da daha geniş bir kullanım alanı bulması bekleniyor. Teknolojik gelişmelerinin hızının insanın bu teknolojilerini bireysel ve sosyal hayatına adapte edebilme hzından fazla olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Dolayısıyla, sadece teknoloji geliştirmek için değil, aynı zamanda teknolojiyi kullanmaya ilişkin norm, kural ve hukuk anlayışını da geliştirmeliyiz.

Geleceği düşünmeyenler, geleceği şekilllendirme fırsatını kaçırır ve karşılarında bulurlar.