Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globally recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Sermayenin Demokratikleşmesi

Günümüzde ancak kaynaklarını en yüksek değer yaratacak alanlara yönlendirebilen toplumların ekonomileri büyüyebilecek. Bunu sağlamanın yolu da finans piyasalarında rekabetin ve serbestliğin sağlanmasından geçiyor. Finans piyasalarında gerçek manada rekabetin sağlanabilmesi bu piyasaların politikadan arındırılması ve yoğunlaşmanın önlenmesi ile gerçekleştirilebiliyor.

Politik ve ekonomik gücün sınırlı sayıda kişi ve kurumun elinde toplanması, kaynakların bu kişi ve kurumlara ve yakınlarına akmasına yol açıyor. Dolayısı ile toplumun atılım yapmasını ve zenginleşmesini sağlayacak yenilikçi ve yaratıcı fikirlerin geliştirilmesine yeterince yatırım yapılamıyor.

“Sermayenin demokratikleşmesi” kaynakların herkese eşit olarak dağıtılmasını değil, kaynakların en yüksek değer yaratacak alanlara yönlendirilmesini ifade ediyor. Bu bağlamda bugün ülkemizde sınırlı kaynakların yönlendirilmesinde politikanın ve sermaye birikimine sahip olanların mı, yoksa yeni fikirlerin ve projelerin mi ağırlığı olduğunu sorgulamalıyız.

Milken Institute’un geliştirdiği “Finansmana Ulaşılabilirlik Endeksi” bu konuda bize ışık tutabilir. Bu endeks ülkeler bazında genel ekonomik ortamı, bankacılık sektörünü, sermaye piyasalarını, uluslararası sermayenin tutumunu ve derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerini esas alarak hesaplanıyor.

Milken Institute
Finansmana Ulaşılabilirlik Endeksi (2000)

1. A.B.D. 5.4
5. İngiltere 5.3
12. Almanya 4.8
24. Güney Kore 4.5
50. Yunanistan 4.0
60. Brezilya 3.7
66. TÜRKİYE 3.6
80. Rusya 2.7

Çalışmanın detaylarına bakınca Türkiye’nin puanını düşüren etkenler şu şekilde sıralanabilir: yüksek enflasyon, bankacılık sektörünün sığlığı, finansman piyasalarında devletin (politikanın) ağırlığı, uluslararası doğrudan sermaye yatırımlarının azlığı ve düşük kredi notumuz.

Dolayısıyla bir yandan istikrar programını ödünsüz olarak sürdürmeli ve bankacılık reformunu gecikmeden gerçekleştirmeli, diğer yandan da ülkemizin potansiyelini uluslararası sermaye piyasalarına iyi tanıtmalıyız. Fakat hepsinden önemlisi ülkemizde sermayeye hükmedenlerin, kaynakların güç odaklarına yakın olanlara ve maddi teminatı olanlara değil, yaratıcılığa ve yeni projeleri geliştirenlere yönlendirilmesi gereğini benimsemeleri gerekiyor.

Demokrasinin ve ekonominin gelişmesi sermayenin demokratikleşmesinden geçiyor.