Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Şirket Portföyünün Yönetimi

Son dönemlerde ülkemizde birçok holding şirketinin portföylerindeki şirketleri satma ve yeni şirketler alma konusundaki iştahlarında bir artış gözlemleniyor.

Sermaye gruplarının bir şirket portföyü sahibi olma güdüleri farklı nedenlerden kaynaklanıyor: (i) sermaye birikimi arttıkça risklerini dağıtmak (örnek: inşaat sektöründe faaliyet gösteren bir şirketin gıda sektöründe de yatırım yapması), (ii) pazar boşluklarını değerlendirmek üzere farklı işlere girmek (örnek: Çalık Grubunun Türkmenistan’a tekstil ile girmesinden sonra bu ülkedeki fırsatları değerlendirmek üzere enerji işine de girmesi), (iii) bazı temel şirket yetkinliklerini kullanarak başarı elde edilebilecek alanlara da yatırım yapmak (örnek: Borusan grubunun kurumların altyapılarına ilişkin ürün ve hizmetler sunma prensibi çerçevesinde lojistik sektörüne de girmesi), (iv) mevcut işlerine destek olabilmek üzere kapsam ekonomisinden sinerji elde edilebileek alanlara yönelmek (örnek: Bankacılık sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin sigorta sektörüne de giriş yapması), (v) Değer zincirinde bütünsellik arzeden varlılar için entegrasyon nedeniyle yeni işlere girilmesi (örnek: Erdemir’in liman yatırımı yapması ve bu yatırımın üçüncü şahısların kullanımı için faaliyet gösterilmesi), (vi) sermaye piyasalarının etkin çalışmadığı yerlerde bu finansman ihtiyacını doğrudan yatırımlar ile karşılamak (örnek: özellikle gelişmekte olan ülkelerde birçok farklı sektöre yatırım yapan sermaye grupları).

Zaman içinde yukarıda sıralanan ihtiyaçlar ya çevre şartlarındaki değişimler nedeniyle, ya da holdinglerin yapılarındaki değişiklikler nedeniyle değiştikçe oluşturulan portföylerde de değişiklik yapma gereği doğuyor. Holdingler portföylerinde bulundurdukları işlere en yüksek değeri katabilme konumları değiştiğinde, bu işlere daha çok değer yaratabilecek olanlara satarlarsa kendi değerlerini de artırıyorlar. Bu konuda yapılan çalışmalar portföylerini aktif olarak yöneten holdinglerin piyasa değerlerinin diğerlerine göre daha hızlı arttığını ortaya koyuyor.

Örneğin, son dönemlerdeki atılımlarıyla boyutu önemli ölçüde büyüyen Koç Holding’in yıllardır elinde bulundurduğu nispeten daha küçük işlerini satma kararı alması yönetimsel ilgi ve ölçek açısından daha dengeli bir portföye yönelmek adına önemli bir adımdır.

İşlerin yaşam eğrileri boyunca farklı kaynak ve yönetimsel yaklaşım ihtiyacı olur. Başlangıçta en önemli ihtiyaçlardan birisi yatırım nedeniyle finansal kaynak ihtiyacıdır. Bu aşamada riskler de yüksek olduğu için henüz yeterince gelişmiş sermaye piyasalarına sahip olmayan ülkelerde bu ihtiyacı daha çok holdingler karşılar. Örneğin, Turkcell’in kuruluşunda Murat Vargı’nın bu işi Çukurova Holding ile birlikte yapmış olmasının nedeni ilk yatırımlar için bankacılık sisteminin yeterli kaynağı koymaktan çekinmiş olmasıdır.

İlaç, bilişim gibi yüksek teknoloji içeren alanlarda deneme yanılma ile yapılan birçok küçük yatırımların sonunda başarılı olanlarının dağıtım kanallarına ve buluşu süratle piyasaya sürerek yaygınlaştırabilecek kaynaklara sahip şirketlere satılması da pazarlama ağlarının önemli olduğu konulardaki yaklaşımları göstermektedir. Örneğin, Cisco firmasının Ar-Ge yatırımlarının önemli bir kısımını şirket satın alımlarıyla gerçekleştiriyor olması bu konudaki bilinçli bir stratejinin ürünüdür.

Ölçek ekonomisinin önemli olduğu sektörlerde de büyük olanların diğerlerini satın almaları birçok şirket birleşmesinin nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin, Migros’un Tansaş’ı; Carrefour’un Gima’yı satın almaları bu sektördeki ölçek ekonomisi kavramının öneminden kaynaklanmaktadır. Bir yandan ölçeklerini büyütmek isteyenlerin iştahı, diğer yandan da en büyüklerin ölçeğine ulaşabilmek için gereken yatırımları boyutu ve süresi nedeniyle daha küçük şirketlere sahip holdinglerin bu şirketleri satma ihtiyacı her iki grup için de portföy dengelerini değiştiren şirket alım-satımlarına neden oluyor.

Şirket alım satımlarında bir diğer etken de stratejik odaklanma. Güçlü olduğu, sürdürülebilir rekabet gücüne sahip olduğu alanlarda sadece ülke içinde değil, yurt dışında da yatırımlara ağırlık veren gruplar bir zamanlar fırsatları değerlendirmek üzere edindikleri diğer şirketlerini ve varlılarını satarak stratejik olarak belirledikleri alanlarda odaklanmak ve büyümek üzere kaynak oluşturmak üzere portföylerinde değişikliğe gidebiliyorlar.

Dünyada ekonomik ölçek tanımında da önemli değişiklikler gözlenmekte. Yeni teknolojiler üretim tesislerinde ekonomik ölçek boyutlarının küçülmesine yol açarken, bilgi kaynakları, teknoloji geliştirme, marka, imaj ve dağıtım kanallarında ekonomik ölçekler büyümekte. Birçok sektörde oluşan fazla üretim kapasitesi bu konularda ekonomik ölçekleri yakalayanların elinde konsolide olma yolunda. Telekom’dan, demir-çelik sektörüne kadar birçok sektörde dünya ticaretinde üretim kapasitesine sahip olmaktan ziyade markaya, ar-ge imkanlarına ve dağıtım kanallarına hakim olmak karlılık için daha önemli.

Bugün ülkemizde sermaye birikimi sınırlı olmasına karşın, tekstil, otomotiv, bankacılık gibi birçok sektörde sermaye kontrolu açısından dağınıklık var. Birleşme yoluyla büyüme konusundaki atalet, dünya pazarlarında Türk markaları için yeterli yatırım yapılamaması ve teknoloji geliştirmede dışa bağımlılık; yatırımların yeniliği ve ucuz işçilik ile elde edilen rekabet gücünün süratle yitirilmesine sebep olacak.

Şirket satınalmaları için gerekli kaynakların uluslararası piyasalardan temini için şirket yönetimlerinde ve hesaplarında şeffaflığın artırılması, azınlık haklarının korunmasına yönelik sağlam güvenceler getirilmesi ve halka açıklık oranlarının artırılması gerekli. Şirketlerimizin uluslararası muhasebe standartlarına göre enflasyondan arındırılmış hesaplarını, şirketin geleceği ile ilgili planları ve gelişmeleri mevcut ve potansiyel hissedarları ile eş zamanlı olarak paylaşmaları uluslararası finans piyasaları için vazgeçilmez önkoşullar.

Uluslararası kurumlar ve şirketlerin etkinliğinin arttığı bir dönemde Türk özel sektörünün özellikle doğal bölgesel pazarlarda şirket satın alma yoluyla büyümelerinin teşvik edilmesi global piyasalarda rekabet gücümüzün ve etki alanımızın artması için önem taşımaktadır.