Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Sivil Toplum Destekli Üniversite

“Yalnızca eğitimli kişiler gerçekten özgürdür.”
Epictetus

Çağımızda eğitimin önemi gün geçtikçe artıyor. Sadece daha yüksek katma değer yaratan işlerde çalışabilmek için değil, aynı zamanda toplumsal konuların çözümlerinde söz sahibi olabilmek için de eğitim önemli. Ülkemizin belki de en önemli avantajlarından birisi, ailelerin çocukların ve gençlerin eğitimine kaynak ayırmaya duyarlı olması. Nitekim, ülkemizde bir dershane sektörünün gelişmiş olması ve özel ders verenlerin gelir durumları, özel okulların gelişmekte olması bu duyarlılığın birer göstergesi.

Ancak ülkemizdeki gelir dağılımı, özellikle üniversiteye hazırlık döneminde fırsat eşitliğinin sağlanmasını güçleştiriyor. Dolayısı ile üniversiteye girebilenler ağırlıklı olarak daha geniş imkanlara sahip kesimlerden gelenler oluyor. Diğer taraftan, ülkemizdeki üniversitelerin çoğu devlet üniversitesi ve devlet üniversitelerin finansmanını sağlayarak aslında toplumun nisbi olarak daha zengin kesimine sübvansiyon sağlamış oluyor.

Aynı zamanda üniversiteye olan talebin yüksekliği nedeniyle devlet sınırlı kaynaklarını az sayıda üniversitede eğitimin kalitesini artırmaya değil, daha çok sayıda üniversite açmaya ayırmak durumunda kalıyor. Kısıtlı bütçelerle çalışan devlet üniversiteleri özellikle yeni kurulan vakıf üniversiteleri karşısında rekabet güçlerini kaybetmeye başlıyorlar. Hem öğretim görevlilierine yeterli maddi imkan sunamıyor, hem de araştırma yapmak ve bilimsel toplantılara katılmak için yeterli kaynak ayıramıyorlar.

Dünyadaki gelişmeler incelendiğinde, yüksek eğitim kurumlarının finansmanında dört kaynak kullanıldığı görülüyor. (1) Devlet kaynakları, (2) öğrencilerden alınan ücretler, (3) bağışlar, (4) özel sektör için yapılan projelerden elde edilen kazançlar. Hem vakıf üniversiteleri ile, hem de dünyayla rekabet edebilmeleri için devlet üniversitelerinin kaynaklarını artırmalıyız. Bunun için devletten daha çok istemek yerine, diğer üç kaynağın üniversite gelirleri içindeki payını artırmak gerekiyor.

Bunun için atılabilecek adımlar var: Öncelikle, öğrencilerden alınacak harç miktarları, verebilenlerden alınmak koşuluyla, özel okullar seviyesine çıkarılmalıdır. Bir başka adım, devletin sağladığı finansmanın en azından bir kısmının, dar gelirli olup üniversiteye girebilen gençlerin harç karşılığı olarak, başka bir değişle bu öğrencilere burs olanağı yaratmak amacıyla, üniversitelere yönlendirilmesidir. Ayrıca, özellikle eski mezunların bağış yapmalarını sağlamak için, onlara da yönlendirme ve denetleme süreçlerine katılım olanağı tanıyan bir kurumsal yapılanmaya gitmek gerekiyor. Örneğin, bir mütevelli heyeti kurulması gibi. Böylelikle, bilim yuvalarının sadece devlet tarafından değil, aynı zamanfda sivil toplum tarafından da desteklenmesi sağlanabilir. Akademik kadronun uluslararası standartlara uygun olarak yayınlanan ve aynı zamanda özel sektörün teknolojik gelişimine faydalı olacak araştırmalar yapmasının teşvik edilmesi de, ülkemizin bilimsel ve teknolojik açıdan gelişmesine yardımcı olacaktır.

Bir ülke için en değerli varlık eğitilmiş insan gücüdür. Dünyayla rekabet edebilmek için dünyadaki başarılı örneklerle kıyaslama yapmalı ve iyi uygulamaları benimsemekten çekinmemeliyiz. Üniversite sistemimizin gerek kaynak, gerekse performans yönetim sistemleri açısından geliştirilmesi, ülkemizin eğitilmiş insan gücünün dünyayla rekabet edebilir düzeye gelmesine önemli katkıda bulunacaktır.