Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globaly recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Su ve Küresel Yönetim

Yaşamın temelini oluşturan temiz su kaynaklarının gitgide tükenmesi ve kirlenmesi dünyanın en önemli problemlerinden biri haline geliyor. Suyun ekolojik dengeleri bozacak düzeyde tüketimi ve kirletilmesi sorununa çözüm bulabilmek, yeryüzünün 50%’sini kaplayan ve dünya nüfusunun 40%’nın yaşadığı bir alana yayılmış olan 300 su havzasının iyi yönetilmesini gerektiriyor.

Dünyada yaşamın sürdürülebilir kılınması için insanların karşılıklı bağımlılıklarını çok daha iyi anlamaları gerekiyor. Bir bölgedeki aşırı enerji tüketiminin, global ısınma sebebiyle diğer bir bölgede sel baskınlarına yol açtığı, Afrika’da oluşan ve başta pek önemsenmeyen bir hastalığın Amerika’da salgın hale geldiği ya da terörist saldırıların kendilerini besleyenleri hedef aldığı dünyamızda, su sorunu, küresel yönetimin gerekli olduğu önemli bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Kaçınılmaz olan, yönetim sistemlerinin ve bakış açılarının küresel bir boyut kazanmasıdır

Su yaşamdır, su güçlüdür. Suyun gücü milyonlarca insanın yer değiştirmesine yol açar. Suyun yetersizliği kuraklık, fazlası ise sel nedeniyle insanları yurtlarından eder. Çağımızda su tüketimi geometrik olarak artmaktadır. 20. yüzyılın ilk 80 yılında dünyada kişi başına düşen su kullanımı 200% artmıştır. Bu artışın karşılanması için temiz su kaynaklarının kullanımıo 566% oranında arttı. Yaşamın suya dayandığını düşünürsek, bu trend dünyanın geleceği için kritik bir tehlike oluşturuyor.

Ortalama bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için günlük 5 litre, temizlik, yemek pişirme gibi diğer yaşamsal faaliyetler de gözönüne alındığında günlük 50 litre suya ihtiyacı vardır. Oysa bir A.B.D. vatandaşı günde 250-300 litre su tüketirken, dünyada her beş insandan biri güvneli içme suyuna erişememekte ve her yıl 5 milyondan fazla kişi (tüm savaşlarda ölenlerin 10 katı) suszuluğun yol açtığı hastalıklardan ölmektedir. Bu durum dünyada su yönetiminin güçlüğüne ve önemine işaret eder.

Böylesine temel bir ihtiyacın herkese ücretsiz olarak sağlanması gerektiği düşünen birçok kişi vardır. Ancak, suyun doğanın yaşama bir armağanı olduğunu düşünenler suyun yeraltından çıkarılması, taşınması, barajların yapımı, ve pompaların işletilmesini insana bıraktığını da unutmamalıldır. Evet su haktır, ama her hak bir sorumuluğu ve yükümlülüğü getirir. Suyun suni olarak düşük fiyatlandırılması, verimsiz kullanımına ve hizmet sunumuna yol açar.

Suyun bir değerinin olduğu ve verimsiz kullanımının yaşamın sürdürülebilirliğini azalttığı unutulmamalıdır. Suyu kullanarak ve kirleterek tüketenler, dünyanın geleceğine yönelik araştırma ve yatırımlarda kullanılmak üzere bir bedel ödemek durumundadırlar.

Suyu bir ticari varlık olarak görmek verim ve etkinlik artışını sağlar. Suyun yer değiştirme özelliği suyun mülkiyet haklarının ve kontrolünün belirlenmesini zorlaştırmaktadır. Pazar mekanizmasını oluşturmak için birçok ülkenin bugün yapmadığını yaparak, mülkiyet haklarını net biçimde tanımlamak gerekli.

Uluslararası su pazarlarının oluşumu ve su ticaretinin temelini oluşturduğu ekonomik bağımlılıklar, anlaşmazlıkların önüne geçmek için de iyi bir araç olarak kullanılabilir. Pazar dengeleri, suyun miktarını ve kalitesini ve verimliliği artıracak yaratıcılığı ortaya çıkaracaktır.

Günümüzde, mevcut ekonomik üretimi ve yaşam kalitesini hiç azaltmadan su talebini endüstride 40-90%, şehirlerde 10-50%, tarımda ise 30% oranında azaltacak teknolojiler mevcuttur. Önemli olan bunları hayata geçirecek teşvik mekanizmalarının ortaya konulmasıdır.

Yakın zamana kadar su yönetimi tamamen devletler tarafından üstlenilmekte iken, artık Sivil Toplum Kuruluşları (STK) bu alanda yönlendirici roller oynamaya başlamışlardır. Yoksulluğun azaltılmasına katkıda bulunan sivil toplum girişimleri tartışarak, kaynak oluşturarak ve örgütleyerek ihtiyacı olanlara gerekli su kaynağını ulaştırmaktalar. STK’lar ve uluslararası kurumlar bu sorunların çözümünde merkezde yer alırken, katılımcı demokrasinin gelişmesini de sağlıyorlar. Bu kurumlar devletin yerini almak değil, tam tersine ona destek olduklarında sorunların çözümüne önemli katkılar sağlayabiliyorlar.

Hayati değer olan suyla ilgili çözümlerde uluslararası, bölgesel, sektörel ve azınlıklar dahil tüm paydaşların ortak yaklaşımı ve beraberce karar almaları kaçınılmazdır.

Böylesine ortak bir mesele için geliştirilebilecek önerilerden biri suyun kullanımına yönelik “küresel su vergisi” olabilir. Bu vergi, günlük olarak 50 litreden daha fazla tüketim yapan her kişiden fazla tüketimi oranında alınmalı ve temiz suya erişimi bulunmayan insanların durumlarının iyileştirmesi için kullanılmalı. Bu vergi dünya üzerindeki tüm insanların yaşamsal hakları olan günde 50 litre kullabilir duruma gelene kadar devam etmeli.

İnsanoğlunun birbirine olan bağımlılığı gün geçtikçe artıyor ve dünyanın kaderi herkesin ortak kaderi oluyor. Unutmamalıyız ki, küresel bir kaynak olan suyun kullanımında küresel karar alma mekanizmaları kullanılmalı ve başkalarının hakları da gözetilmeli.

13. yüzyıl şairlerimizden Yunus Emre’nin söylediği gibi “başkasına, sana davranılmasını istediğin gibi davran” felsefesi dünyanın geleceğini yönlendirmede kritik önem taşımaktadır.

Günümüzde yükselen değerler olarak görülen “demokrasi” ve “insan hakları”, insanların geleceklerinin kaderini belirleyen kararlarda katılımcı olmaları ile anlam taşımaktadır. Bunun için gerekli şartlar, “bilgiye erişim” ve “katılımcı karar mekanizmaları”dır. Bu şartları sağlamak bilgi çağında yaşayabilmekle mümkündür. Dünyanın neresinde olursa olsun katılımcı demokrasiyi sağlamak artık bir küresel sorumluluktur ve ulusların sınırlarını aşarak, uluslararası bir toplumu ilgilendirir.

Eğer “su” gibi dünyanın geleceğini ilgilendiren bir konuda kararlar alıp, çözümler üretiyorsak ve eğer insan hakları ve demokrasiye inanıyorsak, insanları eğiterek onlara “dünya vatandaşı” olma bilincini kazandırmak için çabalamalıyız. Sürdürülebilir bir gelişim ve dünya barışı için kararlarımızın başkalarına olan etkilerini göz önüne alarak hareket etmemiz gerekir. İyi yönetim öncelikle, kişinin kendini iyi yönetmesidir. Kendisi için istediğini, diğerleri için de isteyebilme olgunluğuna erişebilmesidir.